Artvin’i anlatmak

0
574

Ruhan Odabaş

Bir kent için, Türkiye’nin en küçük illerinden biri için;

“Dilim varmıyor kent demeye,
bir yaşam biçimi sanki, kusursuz.” demişseniz, o kenti anlatmakta zorlanmaz mısınız?

Kılcal damarlarına kadar biliyorsanız zorlanmazsınız. Yalnızca suyunu içmekle, havasını solumakla yetinmemiş, gelenekleriyle, folkloruyla, farklı dilleriyle o kenti yaşamışsanız hiç mi hiç zorlanmazsınız.

Artvin benim için böyle bir yer işte. Her yerini gözü kapalı anlatabilirim diye düşünüyorum.

Düşünüyordum!..

Şimdi neden düşünmüyorum ya da düşünemiyorum!

Akıl almaz ölçülerde değişmiş, değiştirilmiş, genleriyle oynanmaya çalışılmış sanki! 12 Eylül’ün faşist generali Kenan Evren’in;

“Artvin’e gittim, kadehimi koyacak yer bulamadım” demesinin ötesinde bir şeyler yapılmaya çalışılmış Artvin’e. Adım adım gidilmiş ve deyim yerindeyse son nokta konmaya çalışılmış.

“Nokta” dediysem, öyle böyle değil. Sözcüğün tam anlamıyla yok etme çabasına girilmiş.

Kolay mı?

Değil kuşkusuz. Göğe yakın topraklarda yaşayanlar, Kurtuluş Savaşı’ndan gelen bağımsızlık gelenekleriyle bunu da aşacaklar, insanıyla, doğasıyla yaşayacaklar, Artvin’i yaşatacaklar…

ÖNEMLİ BİR BULUŞMADAN NOTLAR
Gözü kapalı anlatabileceğim Artvin’in yaşadığı zor günlerin aşılması adına çaba harcayan, emek koyan kimi STK’ların ortak toplantısının İzmit’te yapılacak olması benim için ayrı bir şans oldu diyebilirim. Etkinlikle ilgili hazırlanan afişte;

“Artvin STK ve Platformları Türkiye Buluşması”,

“Çevre Tahribatı Kıskacında Artvin’in Geleceği” gibi başlıklar vardı ve konuşmacı olarak önemli isimler çağrılmıştı. Çevre konusunda uzman bir bilim adamı olan Yar. Doç. Oğuz Kurdoğlu, Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan, bu davanın başından bu yana içinde olan ve savunmasını yapan Avukat Bedrettin Kalın ve Anayasa Hukuku Profesörü İbrahim Kaboğlu gibi isimlerdi sözünü ettiğim. Yaklaşık yedi saat süren toplantının ikinci bölümünde Türkiye’nin değişik kentlerinden gelen Artvin’le ilgili STK’ların sözcüleri görüşlerini belirttiler.

Çok önemli şeyler söylendi. Oğuz Kurdoğlu’nun verdiği bilgiler altı önemle çizilmesi gereken türdendi. Örneğin;

“Dünyada korunması gereken 100 orman noktasından biri Artvin’dedir” diyordu Kurdoğlu…

“Doğu Karadeniz, dünyadaki yırtıcı kuş göçünün en önemli noktalarından biridir” diyordu…

“Yeşil Yol Projesi”nin 595 kilometrelik bir bölümü Artvin sınırları içinde olacak” diyordu…

“MTA’nın verdiği rapora göre, Kafkasör’den Korzul’a kadar olan bölge heyelan bölgesidir” diyordu ve ekliyordu;

“Cevher çalışmaları nedeniyle 10 ton cıva çevreye yayılacak.”

Tüm bunları dinledikten sonra insanın içinden;
“Başka ne demeliydi yani” demek geliyor…

HUKUK VAR MI?..
Kağıt üstünde var elbette. Artvin gibi, doğal güzellikleri anlamında dünyanın az bulunur bir yerinde yaşam bitirilmeye çalışılıyorsa, birileri de çıkıp karşı duracaktır kuşkusuz ve bunu da yasal yollardan yapacaktır. Avukat Bedrettin Kalın işin bu yanını anlattı etkinlikte. Ellerinde ÇED iptal kararlarının bulunduğunu ama yasaların işletilmediğini söyledi. Çıkarılan genelgelerle yasaların yok sayıldığını, 22 hektarlık maden arama sahasının 240 hektara çıkarılma çalışmalarının olduğunu vurguladı…

Anayasa Hukuku Profesörü İbrahim Kaboğlu’yu dinleme şansımız da oldu. Köylüm, çocukluk arkadaşım olan Kaboğlu ile yıllar sonra yüz yüze geldik ve kendisini keyifle dinledim. O da;

“Türkiye’nin doğasına yönelik faaliyetler partiler ötesidir, parti ayrımı gözetilmeden mücadele edilmelidir” diyordu…

“Çevreye zarar verenlere, insanların yaşamını hiçe sayanlara ceza yok” diyordu…

“Istrancalar, Kazdağları, Munzur Vadisi ve Cerattepe aynıdır” diyordu…

“Artvin Valiliği anayasayı ihlal ediyor” diyordu…

“Cerattepe olayı okul kitaplarına konmalı ve eğitim malzemesi yapılmalıdır” diyordu…

Bir şeyin daha altını çiziyordu ki, belki de bugüne dek biz düşünmemiştik;

“Büyük kentlerdeki yeni yerleşim alanları, Artvin gibi yerlerin boşaltılmasının önüdür!”

Bir sözü daha oldu İbrahim Kaboğlu’nun, dedi ki;

“Cerattepe’yi Avrupa Mahkemesi’ne taşıyalım. Ben gidip onların resmi diliyle savunma yapayım.”

Avrupa’da, Avrupalının resmi diliyle savunma yapabilecek bir hukuk adamını Türkiye’de işsiz bırakmıştı AKP iktidarı. Bu durum akıl alır gibi değildi ve böyle bir ortamda ben size Artvin’i anlatma çabasındaydım! Kestane balını, Kafkas engereğini, kan benekli alabalıklarını, Kara Gölü’nü, yırtıcı kuşlarını korumaya çalışan yiğit Artvin insanını anlatmaya dil yeter miydi?

Dili bilmem de, güç yetmeliydi Artvin’i korumak için. Artvin yalnızca bizim değildi çünkü ve “Dünya Mirası” olarak adlandırılmalıydı.

Bir şiirimde;
Sirya’da şarabım asma dalında,
bundandır başının dumanı Genya’nın,
bundandır yalpalaması Çoruh’un,
ben Artvin’im dostlar, bensiz olmaz..
Ardanuç’ta kaleyim,
yüzyıllar saklı taş duvarlarımda.

Berta Köprüsü’yüm,
selam durur İmerhev’den esen yel.
Efkar Tepesi’nde bir delikanlı,
al yazmasını düşler yavuklusunun;
gelin görün, pancarcı olmuşum,
horona durmuşum Sahara’da
üç nesil birden.

Ben Artvin’im dostlar, bensiz olmaz..
Bir yanım barıştır benim,
Korzul’daki zeytin ağacına sorun.
Hırçın poyrazıyım Karadeniz’in
Hopa kıyısında,
bir yanım kavga.
Arhavi’de çay çiçeği,
Murgul’da bakır,
Çifteköprü’de alabalık, kan benekli.
Ben Artvin’im dostlar, bensiz olmaz..

Yakılmamış ağıtlarım var
gidenlerin ardından.
Bıldırcın mevsiminde atmacayım.

Çıngırak sesleri baharın müjdecisidir
Beyazsu Yaylası’nda;
kemençe, mey, tulum, davul, zurna,
akordiyon sesiyim bir düğünde,
dosta da, düşmana da
güzellikleri anlatırım dört dilden;
ben Artvin’im dostlar, bensiz olmaz.

Dağ dağ olurum, deniz deniz.
Gönül gönül olurum, yürek yürek.
Sınır boylarında bayrak,
Kurtuluş Savaşı’nda mavzer.
Ben özgürlüğüm, ben bağımsızlık,
ben Kaçkar Dağı’yım, ben deli horon.
Günü geldiğinde,
Atabarı değil,
Atatürk olurum Kocatepe’de;
ben Artvin’im dostlar, bensiz olmaz…” demiştim ve gerçekten de Artvin’siz olmayacaktı. Tarih bunu böyle yazacaktı…