Çay yeşillenirken biz sararıyoruz – Nurcan Vayiç

0
87

Nurcan Vayiç

Çay tarımının kadınların yaşamı üzerindeki etkisi

Bahar geldi, artık köylere çıkma zamanı. Çalışma zamanı… Toprak bellenecek, çaylılar gübrelenecek, bahçeler temizlenecek… Ardından ekim işleri. Ardından çayın toplanması. Ardından… Taa eylül-ekim ayına kadar bitmeyecek bu işler.

Köy işleri biz kadınların sorumluluğunda. Sanki yasa böyle. Erkekler şehirli biz köylü. Onlar şehirde ticaretle uğraşıyorlar, esnaflık, işçilik yapıyorlar. Biz de köyde ırgatlık yapıyoruz.

Çay ailelerimizin geçimi için vazgeçilmez bir gelir kaynağı. Bugün eskisi kadar gelir getirmiyorsa da tek garantili kaynak bu. Çünkü çayda devlet en büyük alıcı. Geç de olsa, az da olsa devlet çay parasını veriyor. Dolayısıyla tır şirketi olanlar bile çaydan vazgeçemiyorlar. Kocası tır şirketi olanlar da çay topluyor, ya da yancıya ya da yevmiyeciye toplattınyor. Çay ekonomik olarak geçim kapısı ama biz kadınları da köye hapsediyor. Çay toplamak, bağ-bahçe işleri yapmak için bütün zamanımızı köyde çalışarak geçiriyoruz. Tarım alanlarımız elverişli olmadığı için bütün işlerimizi beden gücümüzle yapıyoruz. Makine kullanamıyoruz. Bahçemiz ancak bize yetecek kadar. Bahçemizde sebze ekerken de büyüklerimizden öğrendiklerimize göre davranıyoruz. Hiç kimse bahçe tarımı konusunda bilimsel hiçbir bilgi sahibi değildir. Dolayısıyla yaptığımız işler bizden eğitim istemiyor. Çay toplamak, mısır ekmek, odun taşıma için lise ya da üniversite mezunu olmamız gerekmiyor. Eski kafalı insanlann kadınların okumasını gereksiz bulması kadının yerinin ev, bağ-bahçe olduğunu düşünmesinden ileri geliyor. Oysa şehirdeki işler için en azından lise mezunu olmak gerekiyor artık. Şöyle düşünün köyde arazimiz olmasaydı, iş bulmak ve geçinmek için okumaktan başka çaremiz kalmayacaktı.

Bir insanın başka herhangi bir insandan bağımsız olabilmesi bu düzende ekonomik olarak bağımsız olması gerekir. Erkek için de kadın için de geçerli bu kural. Kadınların yaptığı ev, bağ-bahçe işleri direkt ailece tüketilir. Dolayısıyla bunlar genellikle para olarak değerlendirilmez. Bir tek çayın ticari değeri var. Çaym toplanması, satılması, bakımı, bütün işleri kadının sorumluluğunda olduğu halde erkek evin doğal reisi sayıldığı için çay parasını da erkek alır. Erkek nasıl çalıştığı işyerinden maaş alıyorsa çay parasını da kadının maaş hakkı saymak gerekir oysa. Kadın da bu sayede bir şey istediği zaman her durumda erkekten istemek zorunda kalmamalı.

Mart-nisandan itibaren köye çıkıyoruz ve bütün baharı-yazı orada geçiriyoruz. Köyde komşularımız, arkadaşlarımız bir şekilde akrabalarımızdır. Biz hep akrabalarımızla zaman geçiririz. Bir iş yaparken sırtımızı hep onlara dayarız. Biliriz ki, dar gününüzde yardımınıza koşacak olan akrabalarınızdır. Her zaman en yakın arkadaşımız akrabamızdır. Akrabalarımız dışındaki herkes yabancıdır bize. Yabancı demek aynı zamanda güvenilmez demektir. Düşünsenize başka bir köyden ya da köyünüzden akrabanız olmayan bir kadın ya da erkekle yola düşse misiniz, uzak bir yere gider misiniz, beraber ortak bir iş yapar mısınız, birbirinize yardım eder misiniz? Genel olarak hayır. Ama erkek için böyle bir sorun yoktur.

Kadınların genel psikolojisi yaptığı işe göre değişiyor. Örneğin köylü kadınlar ev içinde, bağ bahçe işlerinde ne kadar kendilerine güvenen bir karaktere sahiplerse şehir işlerinde de o kadar özgüvensizdirler. Şehirde yaşayan, işçilik, esnaflık, yöneticilik yapan eğitimli kadınlar erkek hemcinsleriyle daha eşit bir düzeyde olurken köyde kadın-erkek ilişkisi daha eşitsizdir.

İnsanın güvenebileceği akrabaları olması elbette güzel bir şeydir. Ama insanın bütün çevresinin akrabalardan oluşması aynı zamanda onun toplumla ilişkisinin o kadar sınırlı olması demektir. Hayatta ne kadar çok insan tanırsak o kadar kendimizi, insanları tanırız oysa. Dünyanın kaç bucak olduğunu öğreniriz, tabiri caizse.

Erkeklerin dünyası bu yüzden farklıdır. Onlar şehir hayatlarında bin bir türlü insanla muhatap olurlar. İnsanları tanıdıkça kendilerine olan güven artar.

Türlü türlü insanla uğraşmak onlara toplumda lider gibi olmalarını getiriyor. Evde de iktidar erkektedir zaten. Kadın iç işlerde, bağ-bahçe işlerinde serbesttir ama diğer alanlarda söz-yetki erkektedir. Sonra, iş ve okul hayatımızda, mahallemizde akrabamız olmayan bir sürü insanla mecburen ilişki kurmak zorunda kalacaktık. Bunlar bizim de erkekler kadar toplumda lider olmamızı sağlayacaktı. Nitekim iş hayatında yükselmiş bir sürü kadın vardır.

Çay ve köy işleri sadece sosyal yaşamımızı ve karakterimizi değil beden sağlığımızı da olumsuz etkiliyor. Yaptığımız işin getirisi de sınırlı olduğu için herkes işçi tutacak maddi güce sahip değil. Dolayısıyla bütün bu işleri yaparken bedenen çok yıpranıyoruz. Çay toplayan kadınların hemen hepsinde el-ayak mantarı, romatizmal hastalıklar, şeker, tansiyon, gibi hastalıklar gelişiyor. Maalesef bu tür hastalıklar kadınlar tarafından önemsenmiyor. Hatta bunların basit yollardan tedavi edildiğini bile bilmiyorlar.

Normalde çalışan demir paslanmaz derler ama çalışmak spor yapmak değildir. Günlük işlerde sürekli ağır beden işleri yapmak zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla vücutlarımız yıpranıyor. Biz de bedensel yorgunluk uyuyunca ya da bir iki gün çalışmayınca geçer sanılıyor. Oysa bu bir yanılgı. Bedensel yorgunluk, sinirsel yorgunluğu da getiriyor. Yıpranan, biçimsel açıdan deforme olan organlar eski haline dönmüyor. Bu bedensel ve sinirsel yıpranma da cinsel, fiziksel ve ruhsal birçok hastalığın nedenidir.

Hayat sadece açlık-tokluk, varlık-yokluk meselesi değil. Ömrümüz çay bahçelerinde sararıyor. Ne emeğimiz ne umutlarımız çiçek açabiliyor.