Festivaller: Tüketim bayramları

0
29

Cemil Aksu

 

Yaz ayları festival ayları. Neredeyse her ilçede, hatta köylerde bir festival var. Yılda bir kez yapılan bu “kültür sanat” festivalleri ile hem yöre insanları hem de tatillerinde memlekete dönen ‘gurbetçiler’, öğrenciler dinlenme, stres atma, ‘nefes alma’ imkanı buluyorlar. Festivaller, bölgemizin “turizm cenneti” olması için önemli misyon da yükleniyorlar. Diğer taraftan festivaller sadece bir eğlencelik programlar değildir.

Festivaller ve yerel kültürün üretimi Festivaller, yöredeki yerel kültürün korunması ve geliştirilmesi açısından da önemli bir araçtır. Tarım ve hayvancılığın bitirilmesi ile beraber artan göç ve şehirleşmenin hızla artması, yerel kültürleri yokoluşa sürüklemektedir. Akla ziyan bir şekilde medeniyetsizlikle eşitlenen köy kültürü/tarım kültürünün dayanışmacı, üreticiliği yücelten, doğa ile uyumlu nitelikleri hızla yok olurken, yerini insanın doğaya, çevresine, insanlara yabancılaştığı bir kültür almaktadır. Festivaller bu yabancılaşmayı derinliğine yaşayan “eski köylü yeni şehirli” insanlar için bir nostaljik anlam taşıyor: Yeniden eski muhabbetlere, doğaya, dayanışmacı insan ilişkilerine dönüş. Oysa festivallerimizin artık böyle işlevleri kalmadı. Kent/yöre kültürünün, bilincinin oluşması, farklı kültürlerle etkileşim ve hoşgörünün pekiştirilmesi, insanlar arasındaki dayanışma, dostluk gibi sosyal ilişkilerin gelişmesi açısından festivaller kamusal alan yaratırlar. Oysa şimdiki festivaller, tam bir tüketimcilik bayramı haline gelmiş durumda. Bölgemizde yapılan festivallerin hemen hepsinde ortak bir özellik olan bu tüketimcilik kültürel gerilemenin ve bozulmanın hem nedeni hem de sonucu. Sadece konserlerin olduğu, sanatsal aktivitelerin süs olsun diye eklendiği, alkol ve uyuşturucu tüketiminin tavan yaptığı festivallerin yerel kültürün ve sanatın gelişmesine katkısı neredeyse sıfır.

‘Normal’ bir festival, o yörede üretilmiş sanatsal, kültürel veya tarımsal ürünlerin sergilendiği, tanıtıldığı, aynı zamanda başka kültürlerle etkileşimin/paylaşımın yaşandığı bir ortam olmalıdır. Yereli yansıtmayan ve yerele katkı sunmayan festivaller, kültürel ve sanatsal etkinlikler tüketim kültürünün birer örneği olmaktan ileri gidemiyorlar. Festivallerde ağırlığın konserlerde olması bunun bir göstergesi. Kendi çapında ünlü sanatçılara sahne verilerek insanları eğlendirmek, sadece geçici bir deşarj olmaktan başka bir işe yaramıyor. Festivallerde yörede yaşayan sanatçılar bile sahne imkanı bulamaya­biliyorlar ya da asıl sanatçı gelene kadar aparatif olarak sahne veriliyor. Konserler dışında tiyatro, piyes gösterimler, resim, fotoğraf vb. sergiler, çocuk ve halk koroları, panel ve sempozyumlar, çeşitli konularda atölyeler gibi eğitici faaliyetler festivallerin programlarına giremiyor ya da bu tür etkinliklere yeterince önem verilmiyor. Diğer taraftan yerel kültürün ‘tanıtılması’ meselesi değil korunması ve geliştirilmesi sorunu var. Festivallerde yapılan animasyon atraksiyonlarıyla yerel kültür geliştirilemez. Örneğin ünlü mankenlere çay toplatmak belki yerel kültürü popüler yapabilir ama asıl sorun çay toplayan kadınlarla örneğin bir tiyatro oluşturabilmektedir. Tüketim ile üretim arasındaki fark budur.

Festivaller ve turizm
Festivallerin turizmi geliştirmesi açısından çok önemli olduğu vurgulanıyor. Oysa yerel kültürü korumayan, yeniden üretimini esas almayan halleriyle bu festivaller amaca uygun değiller. Yereli/yöreyi tanımak, yaşamak için gelen ‘turist’e, her gün medyada gördüğü pop kültürü sunmanın, ‘lüks’ peşinde koşmanın hiçbir cazibesi yok. Ulaşım kolaylığı için ormanları yarıp asfalt yol yapmanın, Karagöller varken baraj göllerine turistik değer biçmenin, otantik ahşap evler, kütük evler dururken yıldızlı oteller yapmanın turizme hiçbir katkısı olmuyor. Farklı kültürleri yok ederek, kiliseleri, tarihi kümbetleri, mahzenleri, Berta Köprüsünü, Sirya Köyünü sular altında bırakarak, korunmaları için hiçbir gayret göstermeyerek, geleneksel mimari örnekleri olan evleri yıkarak ya da resmi kurumlara tahsis ederek “turizm cenneti” olamayacağımızı anlamamız gerekiyor. Bunları yapamazsak yaşamaya değer bir çevremizin kalmayacağını anlamamız gerekiyor. Kültürün sürekli üretimi Mevcut koşullarda festivallerin tüketimden başka bir şey üretmesi de beklenemez. Yılda bir kez yapılan festivallerin içeriğinin tüketim ekseninde belirlenmesinin başlıca nedeni yerelde süreklilik ve kurumsallık kazanmış kültür/sanat organlarının olmamasıdır. Yerellerin temel sorunu kendini kültürel, sanatsal olarak üretme imkanından yoksun olmasıdır. Bölgemizde, bölge kültürü hakkında araştırmalar yapan, eğitim veren, yerel sanatçıların kendilerini geliştirmeleri için destek olan, yerel sanatçıların eserlerini ulusal ve/ya uluslar arası düzeyde tanıtımlarını teşvik ve organize eden herhangi bir kültür, sanat kurumu yok.
Sonuç olarak, hem üretken bir kültür ortamının oluşması hem de içeriği dolu dolu festivallerin, şenliklerin yapılabilmesi için birer eğitim ve üretim merkezi olarak kültür kurumlarının yaratılması gerekiyor. Mevcut kurumların da bu amaçlar doğrultusunda işlevselleştirilmesi lazım. Bunların da kendiliğinden ol(a)mayacağını bilmemiz gerekir.