Fındık üreticileri: Bahçeler elinizden alınacak ‘uyuma!’

0
59

AKP hükümetinin tüm bölgelerde uyguladığı politikaların Karadeniz bölgesinde çok özel hedefler eşliğinde devam ettiği izleniyor. HES’lerle başlayan doğanın katledilme süreci, turizm adı altında yağma girişimleri ve maden sahalarının ortaya çıkarılması için atılan adımlarla sürüyor. Yeşil Yol’un da bu bağlamda ele alındığı görülürken, aynı zamanda bölgenin temel geçim kaynakları olan çay ve fındık tarımının çiftçilerin elinden alınmasının hedeflendiği gözleniyor. Çay üretimlerinin 2018 yılından itibaren ‘organik’ üretime geçme zorunluluğu eğer uygulanırsa, çay üretimlerinde yüzde 70-80’lere varan rekolte düşmelerine yol açacak. Bu süreçte çay bahçelerinin el değiştirilme baskıları ortaya çıkarken, Varlık Fonu’na devredilen ve rehin verilen ÇAYKUR’un devre dışı kalmasıyla birlikte, Unilever’in Lipton’u piyasanın tek hakimi haline gelecek. Bütün bunların planlı ve taammüden gerçekleştirildiğini ise, daha önceki yazılarımızda belgelendirerek belirtmiştik. Şimdi ise sıra fındıkta!

Fındık halkın elinden alınacak
Tarım Bakanı Fakıbaba’nın son günlerde fındık bahçeleri için öneriler yaptığı görülüyor. Aynen çay bahçe sahipleri gibi fındık bahçeleri sahiplerinin de büyük çoğunluğunun farklı şehirlerde yaşadıklarını ve bu nedenle fındık üreticilerinin bahçelerinin kiralama yöntemi ile el değiştirme sürecini hızlandırırken, aynı zamanda yasal yollarla bunu zorunlu hale getirecekleri görülüyor. Tarım Bakanı Fakıbaba’nın bir açıklamasında, “Karadeniz’de fındık bahçelerini toplulaştıracağız. Üreticiden kiralayacağız. Fındığı biz toplayacağız. Satıp parasını üreticiye vereceğiz. Bahçelerin bakımını yapacağız. Üretici parasını bilecek. Devletin kiralayacağı bahçeleri, devlet özel sektöre de kiralayabilecek” dedi. Fakıbaba’nın oluşturduğu koroya CNN’den tutun tüm sermaye grupları şu argümana sarıldılar; “Fındık verimi ve kalitesinin düşüklüğü, hem ağaçların hem de insanların yaşlanması” olduğunu işlerlerken bir operasyona hizmet ettikleri anlaşılabiliyor.

Operasyon Ferrero’dan mı?
Dünya Fındık Konseyi üyeliği de yapan AKP’nin yıldızlarından Cüneyt Zapsu’nun aracılığı ile Türkiye’de fındık tekeli haline gelen Ferrero, gelişmelerin tamamını yarattığı spekülasyonlarla yönettiği görülüyor. Ferrero, “fındıkta Türkiye’ye bağımlı kalmak istemiyoruz” türü açıklamalarıyla birlikte Gürcistan, Azerbeycan ve hatta Güney Amerika ülkelerinde kendisine alternatifler aradığı ‘basın’ organlarında ve TV’lerde çokça işlendi. 2005 yıllarında Cüneyt Zapsu, benzer söylemlerle üreticide tedirginlik yaratarak, Ferrero’nun hakimiyet sürecini örmüştü. Yine aynı yol farklı ellerce sürdürülürken, amacın fındık bahçelerini halkın elinden almak olduğu anlaşılıyor.
Bu bağlamda açıklama yapan Ferrero Tarım Geliştirme Direktörü Ersin Sarısoy, fındık bahçelerinde 55-60 yaş üstü insanların çalıştığını; fakat bunların yenilenip, gerçek anlamda tarımsal uygulamalar yapılması gerektiğini ifade etti. Sarısoy açıklamanın devamında, “Problem olarak gördüğümüz şey, fındık tarımının gerçek anlamda bir değişime ihtiyacı var ve bunun meslek olarak edinilip, geleceğe taşınması gerekiyor. Şu an, fındık tarımında bir nesli, kaybetmiş durumdayız. Bahçelerimizde yaşlı diyebileceğimiz 55-60 yaş üstündeki kişiler kalmış durumda. Bunların yenilenip, bahçelerimizin giderek iyileştirilmesi lazım ve gerçek anlamda tarımsal uygulamaların adapte edilmesi gerekiyor” dedi.

Devlet-şirket el ele
Bu sözler herşeyi açıklamaya yetiyor olmalı. Fındık bahçelerinin yaşlılığından söz etmiyor Sarısoy, sahiplerinin yaşlılığından söz ederek, bu bahçelerin el değiştirmesi gerektiğini ifade ediyor. Oysa verimliliğin artırılması istenseydi, fındık üreticilerinin emeklerini karşılayacak bir fındık fiyatı belirlemek ve onları desteklemek yeterli olacaktı. Ferrero’nun farklı ülkelerde fındık bahçeleri yaratmaya çalıştığı ve bunun gerekçesi olarak da Türkiye’ye bağımlı kalmak istemedikleri yönündeki vurguların nedeni olarak, fındık fiyatlarının yüksekliği ve fındık kalitesinin düşüklüğü gösteriliyor. Fındık üreticilerini köşeye sıkıştırmaya çalışan bu anlayış devlet-şirket ortaklığı ile sürdürülüyor. Fındık bahçelerinin Fakıbaba’nın projesiyle birlikte, devlet zoruyla kontrolünün sağlanması sonrası, bu arazilerin fındık tekellerine satılma yolu izleneceği beklenmeli. Ferrero ve Fakıbaba bunu açıkça ortaya koyuyor.

Çözüm kooperatifler
Bir başka örnekte ise Fındık Konseyi yöneticisi olan Özer Akbaşlı, “Bugün başlasak, önümüzdeki 20 yılda neleri değiştirebiliriz? 8 dönümleri nasıl 25 dönüme, 30 dönüme veya 50 dönüme çıkartabiliriz? Bunları nasıl bir tarım işletmesi haline getirebiliriz? Verimliliğin artırılması, maliyetlerin düşürülmesi, malın kalitesinin ortaya çıkarılmasını nasıl yaparız, belki önümüzdeki 3 yıl boyunca bunu tartışmalıyız” sözleri, hem Ferrero’nun hem de Fakıbaba’nın sözleriyle örtüşüyor. Bunun tekelci bir operasyon olduğu ise, açıkça kendini gösterirken muradımız bu sürece boyun eğmemek olmalı. Tüm bu yolları izlerlerken miras hukukunda yapılan değişiklikle ‘asgari tarımsal arazi büyüklükleri’ belirlendi ve toplulaştırma zorunlu hale getirildi. Bir fındık bahçesi 10 dönümden küçük ise, toplulaştırmadan kaçması yasal olarak mümkün değil. Bunun önüne geçmenin biricik yolu ise, bahçelerin üretici kooperatifleri içinde çiftçilerin kendi inisiyatifleri ile birleştirme yapmalarıdır. Bu durum çayda da böyle fındıkta da.

Yusuf Gürsucu / Özgürlükçü Demokrasi