Hopalı Faik Efendi – İrfan Ç. Aleksiva

0
285
"Faik Efendi’nin Ünye’deki mezarının kitabesi." Foto: Kutay Kugay

İrfan Ç. Aleksiva

 

90’larla birlikte Türkiye’de gelişen Laz Kültür Hareketi’nin geçmişe dair en önemli referanslarından biri Hopalı Faik Efendi adıyla bildiğimiz, Aliefendizade Ali Faik Efendidir.

Lazlar üzerine yapılmış kimi çalışmalarda Hopalı Faik Efendi hakkında birbirini tekrarlayan bazı anlatımlar dikkat çeker. Bunların ilki, Faik Efendi’yi Türkiyeli Lazlara tanıtan birincil kaynak durumundaki Nananena adlı Lazca ders kitabıdır. Burada Faik Efendi hakkında şunlar yazılıdır:

Faik Efendişi, Lazca kitap çıkarmış bir Lazdı. Lazca yazdığı için Abdülhamid onu yakalayıp hapse attı. Onun bütün yazılarını yaktılar, yok ettiler. Hapisten çıktıktan sonra Faik yine Lazca yazmaya başladı. Lazların düşmanları Faik’i öldürdüler.[1]

Mehmet Kazancıoğlu (Ʒ̆ate Baʒ̆aşi) ve Mişa Kurdiani’nin Osman T̆amt̆ruli[2] yani Trabzonlu Osman, takma adıyla yayınladıkları bu kitaptan başka, benzer ifadeler Muhammed Vanilişi ve Ali Tandilava’nın Türkiye’de “Lazlar’ın Tarihi” başlığıyla yayımlanan kitaplarında da yer almaktadır. Nananena’dan farklı olmak üzere, burada “Evini barkını didik didik aramışlar. Ailesini başka illere sürmüşler”[3] ifadesi dikkat çeker.

Bu yazıların her ikisi Marr’ın ve Chitaşi’nin aktardığı, aşağıda anılacak iddialarına dayanmaktadır; ancak her iki çalışmanın yazarlarının kendi dünya görüşlerine göre, olayı süslediklerini söyleyebiliriz. Kuşkusuz, aynı durum ileride bahsi geçecek olan, Chitaşi için de geçerlidir.

Türkiyeli Laz aydınları da bu iddiaları aynen benimsemişlerdir. Onun mahkumiyeti, sürgünü, yazılarının yakılması ve öldürülmesi, “mağdur edilmiş Laz aydını” olarak bilinmesine ve onu kendi geçmişlerinin bir parçası olarak görmelerine sebep oldu. Günümüz Laz aydınları onu “tarih sahnesindeki ilk siluet” olarak kabul etmişlerdir.[4] Bununla birlikte, Hopalı Faik Efendi’nin faaliyetleri, eserleri, düşünceleri bir yana; tam adını ve kimliğini dahi ilk kez bu makaleyle öğreneceğiz.

Bu yazımda, XX. yüzyılın ilk on yılındaki bazı faaliyetleri şifahi olarak aktarılagelmiş Hopalı Faik Efendi’yi hem sözlü tarih hem de arşiv belgeleriyle tanıtmaya çalışacağım. Özellikle Ali Faik Efendi’nin en küçük oğlu Osman Nuri Bey’in ekte sunulacak aile geçmişi ve babasıyla ilgili yazıları, bu çalışmamız açısından büyük bir şanstır.[5]

XX. yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı aydınlanması olarak nitelendirebileceğimiz Tanzimat dönemindeki Laz hareketinin öncülerinden biri Hopa’nın Kuledibi mahallesinden, Aliefendizade (Alefendoğli) Ali Faik Efendi’dir.

Ali Faik Efendi, 1 Temmuz 1852 Hopa-Kuledibi doğumludur. Babası Hacı Mustafa Efendi Atina (Pazar) müftülüğü ve kaymakam vekilliği yapmıştır. Batum’da Liva İdare Meclisinde görevli iken, 1876’da vefat etmiştir. Mezarı Batum’dadır.[6] Annesi Havva Hanım ise Hopa-Başköy kökenli Bıyıklıoğlu sülalesindendir. 1828[7] yılında dünyaya gelen Hacı Mustafa Efendi’nin altı çocuğundan[8] en büyüğü Ali Faik Efendi’ye dedesinin adı olan Ali ismi verilmiştir.

Ali Faik Efendi hukuk tahsili aldıktan sonra, 1873 yılında Hopa’da tahrirat katipliğine başlamış,[9] 1899’da aşar memurluğu[10] ve 1900-1904 yılları arasında da Hopa Mahkeme-i Şer’iyesi başkatipliği yapmıştır.[11] 23 Şubat 326 (M. 8 Mart 1911) tarihli bir Şeriye Sicil kaydına göre, hapisten çıktıktan sonra dava vekilliği yapmıştır.[12]

Ortahopa Mahallesinden Uzunhasanoğul Hasan Behçet Efendi’nin kızı Ayşe Sıdıka Hanım ile evlenmiş, bu evlilikten beşi erkek, biri kız olmak üzere altı çocuğu olmuştur.

Babası Hacı Mustafa Efendi’nin Atina (Pazar) müftülüğü, kendisinin  ve kardeşlerinin Hopa’daki bürokraside seçkin bir yer edinmeleri sebebiyle, Ali Faik Efendi, Hopa’da sözü geçen, nüfuzlu bir kişi olarak tanınmıştır. Öyle ki, Trabzon Valisi Sırrı Paşa’nın 1880 yılında hazırladığı ve Lazistan sancağının ileri gelenlerini İstanbul’a bildirdiği raporunda onu “Hacı Mustafa Efendizâde Ali Faik Efendi” şeklinde anmış ve  “Emlâkça ikinci derecede ise de haysiyetçe birinci derecededir” şeklinde tanıtmıştır.[13]

Ali Faik Efendi, politik olarak II. Abdulhamid karşıtı muhalif faaliyetlere katılmış,  İttihat ve Terakki hareketi ile yakın ilişki içerisinde olmuştur. Onun daha sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti Lazistan Şubesinin Oçamçire Dış Temsilciliğine dönüşecek olan İttihatçı Rusya Lazlarıyla ilişkili olduğu muhtemeldir.[14] Ancak Faik Efendi’nin bu faaliyetlerinin içeriği hakkında ayrıntılı bir malumat edinemiyoruz. Ancak, Oçamçire’den Hopa’ya getirilen propaganda malzemelerinin dağıtımı ve çoğaltılmasında aracılık ettiği anlaşılıyor.

Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde saklanan ve bu yazının ekinde, orijinali ile tercümesini bir arada sunacağım, Hicrî 23 Şaban 1322 (Miladî 3 Ekim 1904) tarihli belgeye göre Ali Faik Efendi evinde bulunan bu yasaklı evrak sebebiyle Erkan-ı Harbiye’de yargılanmış ve sonucunda bir buçuk yıl hapse mahkum edilmiştir.

Metinden anlaşılacağı üzere, Faik Efendi’nin evinde yapılan aramada içeriği belirtilmeyen bir adet risale (broşür), istinsah ettiği bir başka broşür ve bir de gazete[15] bulunmuştur. Bunları nereden bulduğu sorulduğunda, istinsah ettiği broşürün aslını Hopa’da tanımadığı birisinden görüp çoğalttığını, basılı broşürü ise alay katibi Hacı Şükrü Efendi adlı birisinden aldığını beyan etmiş, gazete hakkında ise bilgi vermemiştir. Faik Efendi bu evrakı önce inkar etmiş, evrak önüne konulduğunda kabul ederek kendini “mâlâya’ni” bir takım cevaplarla savunmaya çalışmış, nihayet tutuklandığı tarih olan 1 Teşrin-i evvel 1320 (14 Ekim 1904) tarihinden itibaren bir buçuk yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Belgede bu yasaklı evrakın içeriği bildirilmemektedir.

Her ne kadar resmi mahkeme kararında bir buçuk yıl dese de, sözlü anlatımlara göre üç buçuk yıl kadar İstanbul’daki Taşkışla hapishanesinde yattığı rivayet edilir. Yine rivayetlere göre 1908’de Ali Faik Efendi’nin bürokrasideki akrabalarının da devreye girmesiyle  150 kırmızı lira rüşvet karşılığı salıverilmiştir. Bir süre bacanağı Çerkes Tevfik Paşa’nın yanında, İstanbul’da kaldıktan sonra Hopa’ya dönmüş, burada halk onu sevinçle karşılamıştır.

Faik Efendi üzerindeki baskı ve takibat İttihatçıların iktidara gelmesi ile kalkmış olmalıdır.

1. Dünya Savaşı sırasında Hopa’nın Rus işgaline uğrayacağının kesinleşmesi üzerine muhacir olarak Hopa’yı deniz yoluyla terkeden Ali Faik Efendi’nin Trabzon’da vali tarafından karşılandığı rivayet edilir.[16] Bir süre Trabzon’da kaldıktan sonra Ünye’ye geçen Ali Faik Efendi, 24 Aralık 1915’te Ünye’de vefat etmiştir.[17] Mezarı Ünye Çakırtepe Özel Hastanesi yanındaki mezarlıkta bulunmaktadır.

1909’daki seyahatinde[18] Faik Efendi ile bizzat tanıştığını aktaran Nikolay Marr, aramada ele geçen muzır evrakın içeriği ve Faik Efendi’nin faaliyetleri hakkında yetersiz de olsa bir takım bilgiler sunmaktadır. Marr’ın 1910’da yayınlanan “Изъ поѣздки въ Турецкiй Лазистанъ (Türkiye Lazistanına Seyahat)” başlıklı raporunda Faik Efendi’nin Osmanlı harflerini kullanarak Lazca bir alfabe hazırladığı, bir takım kitaplar yazdığı, bunların II. Abdülhamid döneminde yakıldığı ve Faik Efendi’nin de sürüldüğü anlatılmaktadır:[19]

Hopa’da Faik Efendi ile tanıştım, Lazca alfabe oluşturmak için verdiği çabalarından dolayı Abdulhamid rejimi günlerinin bir kurbanı: sürgün edilmiş ve hapse atılmış, evi aranmış ve tüm çalışmaları ve kitapları yakılmış.[20]

İskender Chitaşi Marr’ın aktardığı bu bilgiye eklemeler yaparak, Sovyetlerin en önemli referans kaynağı olan Edebiyat Ansiklopedisi için kaleme aldığı “Laz Dili” başlıklı madde içerisinde Hopalı Faik Efendi’ye yer vermiştir. Bu makale yazımızın başında değindiğimiz Laz aydınlarının beslendiği asıl kaynaktır:

Gerçek şudur ki, XIX. yüzyılın 70’li yıllarında, güçlü ulusal-özgürlükçü hareket zamanında Faik Efendişi ilk defa Arap alfabesi üzerinden Laz alfabesini oluşturmuştur. Bu alfabeden yararlanarak Laz dilinin gramerini oluşturmuş ve bir takım tarihi çalışmalara imza atmıştır. Fakat Abdulhamid’in tepkisi, Lazca yazı dilinin kurucusuna acımasız bir son getirmiştir. Faik hapishaneye düşmüş, eserleri halkın gözü önünde ateşe verilmiştir.[21]

Aynı ansiklopedideki “Laz Edebiyatı” maddesinde de benzer iddialara yer veren Chitaşi’nin Gürcistan Komünist Partisi Merkez Komitesi’ne gönderdiği 23 Aralık 1937 tarihli mektubunda Lazistan’daki Laz milliyetçilik hareketini değerlendirirken de Ali Faik Efendi’ye değinmiştir:

Jön Türk Hareketi’nin gelişmesiyle beraber Lazistan’da milliyetçilik hareketleri baş göstermiştir. Bu hareketin başında Faik Efendişi ve diğerleri bulunmaktadır. Adı geçen şahıs Laz alfabesini oluşturmuş, Laz tarihi, Lazca gramer vb. konularda bir dizi tarihi kitaplar kaleme almıştır. Abdülhamid, Lazistan’daki bu milliyetçi hareketleri acımasızca cezalandırmıştır. Faik Efendişi bir atın üstüne bağlanmış ve günlerce yağmurun, güneşin altında kalmıştır. Gözlerinin önünde tüm kitapları, el yazmaları ve materyalleri yakılmıştır.[22]

Chitaşi’nin, Lazistan’daki milliyetçilik hareketinin başında gösterdiği Hopalı Faik Efendi hakkındaki bu iddialarının temelinde Marr’ın bahsi geçen sözleri vardır. Chitaşi, öğrencilik yıllarında Marr’ın derslerini takip etmiş ve ondan etkilenerek Lazca ve Lazlarla ilgilenmeye başlamıştı, bu sebeple Marr’ın sadık bir öğrencisiydi. Marr’ın makalesinde geçmeyip, Chitaşi’nin, ileri sürdüğü iddiaları Marr’dan şifahen öğrenilmiş olmasını, zayıf bir ihtimal olarak değerlendirmek gerekir. Keza, Chitaşi’nin işaret ettiğinin aksine, sırf bu bilgilerden hareketle Faik Efendi’yi[23] bir halk hareketinin lideri olarak lanse etmek, oldukça abartılı bir iddia olur.

Bununla birlikte, yukarıda anlatıldığı üzere, Hopa’nın ileri gelen eşrafından bu derece saygın birisinin, mahkum edilmesi, toplum hafızasında derin yaralar açmış olmalıdır. Öyle ki, bu mahkumiyet, Hopa’nın sıradan ahalisi tarafından bir kaç kuşak boyunca anlatılacak bir efsaneye dönüşmüştür.

İrine Asatiani’nin 5 Eylül 1960’ta Gürcistan’ın Oçamçire şehrinde yaşayan Arhavili Lütfiye Patoğlu’ndan derlediği anlatıma göre, Ali Faik Efendi büyük bir alim olduğu için padişahın çekememezliği ve Padişah’ın Lazistan’da; Rusya sınırında böyle büyük bir alimin bulunmasını istememesinden dolayı tutuklanmış ve yedi yıl (!) hapis  yattıktan sonra, Padişah’ın değişmesiyle ancak hapisten çıkabilmiştir.[24]

Kuşkusuz bu sözlü tarih bilgileri muğlak ve yetersizdir. Ancak bu hikaye Ali Faik Efendi olayının halk tarafından bilindiğini ve dilden dile, kulaktan kulağa, hatta kuşaktan kuşağa aktarıldığını göstermektedir.

Ali Faik Efendi’nin yine Hopalı Aşıkhasanoğlu Abdullah[25] ile birlikte Lazca eğitim için Osmanlı idari birimlerine başvuruda bulundukları iddiası torunları tarafından dillendirilmektedir. Ancak bu iddia ile ilgili de herhangi bir  yazılı belge bulamadım.

XIX. yüzyıl sonlarında Hopa ve Arhavi arasındaki kaza ve kaymakamlık merkezi olma savaşında Abdullah ve Ali Faik Efendi’lerin Bâbıâli’ye Hopa lehine dilekçeler gönderdikleri de rivayetler arasındadır.

Ali Faik Efendi’nin iyi tahsil görmüş ve ilerici fikirlere sahip bir Laz olarak, Cemiyet’in iktidarı için bedel ödemiş bir üyesi olması hasebiyle, İttihat ve Terakki iktidarının ilk yıllarındaki özgürlükçü ortamda, Laz halkının kültürel kazanımları için de çaba gösterdiğini pekala iddia edebiliriz. Nitekim, Abdullah Aşıkhasanoğlu ile Maarif Nezareti’ne Lazca eğitim için başvuruları, iddiaya göre, yekten reddedilmemiş, ancak Balkan Savaşları ve diğer politik gelişmeler öne sürülerek bu talepleri yanıtsız kalmıştır.

Bütün bu yukarıda konu edilen bilgilere ve kaynaklarına bakıldığında, bunların iki farklı Faik Efendi tasvir ettikleri görülecektir. Birincisi, Marr, Chitaşi, Osman T̆amt̆ruli ve bunların devamında Türkiyeli Laz aktivistlerin “Laz halk önderi” ve kendi tarihlerinin bir nevi başlangıcı olarak nitelendirdikleri Hopalı Faik Efendi’dir ki, onun bu yazıya konu olma sebebi de tam da bu yönüdür. İkincisi, Osmanlı arşiv belgelerinden ve rivayetlerden öğrendiğimiz Alefendoğlu Hacı Mustafa Efendi Zade Ali Faik Efendi’dir ki, bu kişi, Hopa’nın ileri gelen eşrafındandır ve Abdülhamid’e muhalefetinden ötürü tutuklanıp hapsedilmiş bir hukuk insanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu her iki cihet de birbirinin varlığına dair net bir delil sunmamaktadır. Ancak elimizdeki bilgilerden hareketle, Hopalı Ali Faik Efendi’yi bu iki anlatımı bünyesinde birleştirmiş, yakın tarihimizin önemli bir figürü olarak kabul etmemiz abartılı olmayacaktır.

 

EK BELGE -1.

ATALARIMIZIN, HISIM VE AKRABALARIMIZIN TANIMI,
ÇOCUKLARIMIZA TANITMAK İÇİN TANZİM EDİLMİŞ KÜÇÜK BİR
SİCİL VE TARİHÇEDİR
*[26]

  1. Kabilemizin halen taşınan ve maruf olan soyadı “Aliefendioğlu”dur. Aliefendioğlu soyadının Hopaya kadı olarak ilk defa gelen ve Hopa’nın Kuledibi mahallesinde yerleşen dedemizin adı Ali Efendi olmasından ileri geldiği istidlal edilmektedir. Ali Efendi aslen Borçkanın Çhale (İçkale) denilen köyündendir. Çhale (İçkale) köyünde bilinen soyadı Kadıoğlu veya Hacıimamoğulları olduğu söyleniyor. Atalarımızın Hacı Mustafa Efendiden evvelkileri hakkındaki bilgileri rahmetli annemden dinlerdim. Fakat not etmediğim için hatırımda kalmadı. Tafsilatı kabilenin ihtiyarlarından öğrenmek gerekir. Bu hususta en son ölen Amcam Şefik Efendiden çok istifade edilebilirdi. Ne yazık ki geç kalındı.
  2. Dedem, Hacı Mustafa Efendi’dir. Rize vilayetinin Pazar ve Hopa kazalarında kadılık yapmıştır. Kadılığı sırasında uzun müddette Kaymakam Vekilliğinde bulunmuştur. Bilhassa Pazar kazasında Kaymakam Vekilliği zamanından kalma eserleri vardır.

Medeni Durumu:
Hacı Mustafa Efendi’nin babasının ve dedesinin ismini bilmiyorum. Yukarıda yazdığım gibi annemden dinlemiş ve öğrenmiştim, fakat hatırımda kalmadı. Hacı Mustafa Efendi Hopanın, Baş Köyünden Bıyıklıoğullarından Havva Hanımla evli idi. Beşi erkek ikisi kız olmak üzere yedi çocuğu olup en büyükleri babam Ali Faik Efendi’dir. Bunların hayatı ve medeni durumları ile evlat ve ahfatları hakkındaki izahat aşağıdadır. İsimleri Ali Faik, Hasan, Hurşit, Osman, Şefik, Ayşe ve Fatma’dır.

  1. Ali Faik Efendi’nin Hayatı:
    Doğumu Hopa’nın Kuledibi mahallesi olup, doğum tarihini bilmiyorum, nüfus kaydından bulunabilir. Tahsili medrese olup mesleği memurluk ve bilahare dava vekilliğidir. Memurluğu bidayette Batum Türkiye’ye bağlı bulunduğu zamanda orada gümrük başkatipliğinde ve sonra adliyede bulunmuş, badehu dava vekilliğini bilahare belediye reisliğini ve sonra asliye mahkeme azalığı ve sorgu hakim vekilliği (eski adı mustandik) ve daha sonra Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce hakim vekilliğinde bulunmuştur. Babamın hayat ve millet mücadelesinde iki önemli olay vardır.

Birincisi: Sultan Abdülhamit’in padişahlığı devrinde İttihat ve Terakki Partisiyle alakası ve bu partinin naşir efkârın gazeteleri görülmesinden aranmış ve baskın edilerek evde bazı gazete ve evraklarla beraber tevkif edilerek İstanbul’a sevk edilmiştir. Tahminen üç buçuk sene Taş Kışlada hapislik çektikten sonra, ancak annemin gayreti ve enişte Vasfi Beyin anneme yardım olarak verdiği 150 kırmızı altın ile Romanya’dan gelerek babamın Batum’da arkadaşı olan Taş Kışla Komutanı (Reşit Paşa olacak) 150 kırmızı lira rüşveti bizzat vermesinden sonra, Taş Kışla Komutanının yardımı ile Abdülhamit’ten irade-i seniye alınarak kurtulmuştur. Hapisten bu suretle idamdan kurtulduktan sonra teyzem Çerkez Tevfik Paşa’nın hanımı Safiye Hanımın evinde İstanbul’da bir müddet istirahat ederek Hopa’ya dönmüştür. Dönüşünde Hopa’lıların karşılama töreninin çok büyük olduğunu ve halkın sevinçten çok büyük tezahurat gösterdiğini söylerdi. Taş Kışla’daki hapisten kurtulduktan sonra (zannedersem iki sene sonra) Abdülhamit padişahlıktan azledilmiştir.

İkincisi: Hopa’nın evvelce bir nahiyesi olan Arhavi’lilerin eskiden beri kaza merkezini kendi nahiye merkezine almak gibi bir fikir ve rekabetleri vardır. Bu iş için mütemadiyen yaptıkları gayret ve tesir sonucunda Sultan Abdülhamit devrinde nihayet kaza merkezinin Arhavi’ye nakli hakkında iradei seniye almağa muvaffak olarak o zaman Trabzon iline bağlı bir mütesarrıflık Rizeye kadar emir gelmiş olduğu haber alınmıştır. Bu halden çok heyecana ve teessüre kapılan halk derhal bir toplantı yaparak telgrafla Zati Şahane’ye durumun bildirilmesi ve halkı temsilen bu telgrafı üç kişinin imza etmesi kararlaştırılıyor. Bu üç kişinin biri babam rahmetli Ali Faik, diğeri Abdullah’tan Hasan Fehmi, üçüncüsünün ismi hatırımda kalmadı, sonra halkın dileği uzun boylu tesbit edilerek bu üç kişi imzasıyla doğruca Zati Şahane’ye telgraf edilerek mühim maruzatları olduğundan Zatı Şahane ile makina başında görüşmek istedikleri bildirildi. Derhal kaymakamlığa İstanbul’dan telgraf verildi. İmza sahipleri aranmış ve Zati Şahane namına Sermabeyinci makina başında beklediği bildirildi. Bu haber üzerine bir çok esnaf ve halk korkudan kaçmışlar ise de rahmetli peder mademki telgraf verdik gidelim diyerek kaza kaymakamı ile birlikte telgrafhaneye makina başına gitmişler. Sermabeyinci telgraf sahiplerinin geldiklerini haber alınca “Zati Şahane makina başındadır maruzatınız nedir, sizi bekliyorum maruzatınızı makina başında söyleyin” diyor. Bunun üzerine evvelce çok maassir hazırlanmış olan uzun dilekçe rahmetli babam tarafından tamamen okunuyor. Okuma bittikten sonra Sultan Abdülhamit derhal kararını bildiriyor. “Millete müjde edin ve selam söyleyin kaymakamlığı Hopa’da ipka ediyorum.” Bu umulmadık netice ve muvaffakiyet üzerine halk çok seviniyor ve şenlik yapıyor. Derhal bir takım köpekler toplanarak boğazlarına birer yafta takılıyor. Yaftaların üzerine “Kaymakam, Hakim, Jandarma Komutanı, Malmüdürü vesaire” gibi kaza erkanı memurlarının isimleri yazılarak gece bu köpekler Arhavi nahiyesine nakledilerek hepsi dışarı salınıyor. Sabahleyin Arhavililer yaftalı köpekleri görüyorlar. Bu olay tamamen doğrudur, ihtiyarlar bilirler. Bu olaydan sonra kazanın Arhaviye nakli hevesinden ümitleri kesiliyor.

Medeni Durumu:        
Hopa’nın Ortahopa Mahallesinden Uzunhasanoğullarından Hasan Behçet Efendi’nin kızı annemiz Ayşe Sıdıka ile evli idi. Bu Ayşe’de doğma çocukları çoktur. Ancak diğerleri küçük yaşta öldüklerinden bildiğimiz beş erkek bir kızı yaşamıştır. İsimleri; İzzet, Rıfat, Mustafa, Meryem, Hasan, Nuri.

EK BELGE -2.

Lazistan sancağında Hopa kazası Mahkeme-i Şeriye başkatibi Ali Faik Efendi’nin evrak-ı muzıra celb [ve] kıraat eylediği arz-ı ihbar edilmesi üzerine Hopa’da bulunan hanesinde Trabzon vilayetinden tayin kılınan memurin-i mahsus vasıtasıyla bilicra hanesinde fevkalade muzır risale ile istinsah etmiş olduğu bir muzır müsvedde parçası ve bir de keza muzır ve memnu bir gazete zuhur eylemesi üzerine bunların ne vasıta ile ve ne esbab üzerine celb ve yedinde hafz eylediği sual olunduğunda risale-i muzırayı evvelce inkar eylemiş olduğu halde hatta destiyle istinsah etmiş olduğu varaka-ı muzıra kendisine irâ’e olunmasıyla tahvil-i lisan ederek mezkur varaka aslının Hopa’da tayin edemediği bir şahıstan görmesiyle istinsah etmiş bulunduğunu ikrar ve inkarında bulunduğu muzır risale-i matbuatı dahi dört beş sene akdem kira ile hanesinde oturan ve elyevm nerede olduğunu bilemediği alay katibi Hacı Şükrü Efendi namında birisinin olup filhakika kitaplarının arasında karışmış olduğunu görmüş ve bir iki sahifesini okuyarak muzır olduğunu anlamış ise de nasılsa şak ve imha etmemiş olduğunu itiraf ve muzır gazeteden ise adem-i malumat izhar eylemiş olup kendisi bir mahkeme-i şerriyenin başkatibi gibi mühim bir vazifede müstahdem bulunan bir şahsın bilerek bu yolda nezdinde evrak-ı muzıra zuhuru hakkında mesuliyet-i azime tevlid eyleyeceğini bilmesi lazım geleceği tefhim edildikte ihtiyar-i sukutle dinen ve kanunen şayan-ı kabul görülemeyecek surette mâlâya’ni bir takım cevaplarda bulunmuştur. İcabı ledessual mumaileyh Faik Efendi’nin hareket vak’ası mülkiye ceza kanunname-i hümayununun altmış altıncı maddesi zeylinin fıkra-ı ahiresine temas edip zeyl-i mezkurda ise erbab-ı fesattan olmayıp da yalnız eline geçen bu mikdar evrak-ı muzırayı memurin-i Devlet-i Aliye’ye ibraz ve ita etmeyip nezdinde saklayan kimse bir seneden üç seneye kadar haps olunur diye muharrer olmasına ve mumaileyhin mahkeme-i şerriye başkatibi gibi mühim bir mevki işgali bir dereceye kadar esbab-ı müşeddideden madud olması cihetiyle zeyl-i mezkure tatbiken ve tarih-i tevkif olan 1 Teşrin-i evvel 320 tarihinden itibaren bir buçuk sene hapsine ve merkumun zabıta nezaretine teslimine müttefiken hükm ve karar verilmiş olduğunu mübeyyin işbu mazbata-i acizanemiz bittanzim takdim kılındı.
Fi 23 Şaban 322 Fi 19 Teşrin-i Evvel 320[27] (2 Kasım 1904)

 

aza                               aza                                           aza
Nahiye Mirlivası              Erkan-ı Harbiye Mirlivası   Reis-i Erkan-ı Harb-i Hususî
ferik

[1] Osman T̆amt̆ruli, Nananena – Lazca Ders Kitabı, Parpali 2, Kaukasus Verlag, Freudenstadt 1991, s. 130.

[2] Osman T̆amt̆ruli adı yazarlar tarafından tesadüfen seçilmemiştir. Gürcü milliyetçisi olan yazarlar, kadim bir Laz ve dolayısıyla da Gürcü şehri olarak gördükleri Trabzon’un Lazlığına atıf yapmıştırlar. “OSMAN” ön adıysa, Ogni Skani Mumaşi Ağani Nena (Babanın yeni sesini duy) cümlesini oluşturan kelimelerin ilk harflerinden oluşturulmuştur.

[3] Muhammed Vanilişi, Ali Tandilava, Lazlar’ın Tarihi, İstanbul 1992, s. 71.

[4] Mehmedali Barış Beşli, “Tarihe Karşı Kısa Bir Tarih”, Mjora – Lazepeşi Nena, No: 1, İstanbul 2000, s. 16-29.

[5] Bize bu belgeyi ulaştıran Ali Faik Efendi’nin torunu İzzet Oktay Aliefendioğlu’na katkıları için teşekkür ederiz.

[6] Hacı Mustafa Efendi Trabzon Vilayeti Salnamesi’nde, H. 1286’da (1869) Lazistan Sancağı, Meclis-i Temyiz-i Livasının mümeyyizanı arasında anılmaktadır (age., c. I, (1869) s. 49). 1870’te Atina nahiye olarak bağlı bulunduğu Arhavi kazasından ayrılarak kaza olmuş ve Mustafa Efendi de bu yeni kazanın müftülüğüne atanmıştır. Müftülüğü 1873 yılına kadar devam etmiştir (age., c. II, (1870), s. 47; c. III, (1871) s. 53; c. IV, (1872) s. 52; c. V (1873) s. 53). 1874’te Lazistan Sancağı Meclis-i İdare-i Liva aza-yı müntehibesi arasına seçilmiştir. Bu görevi vefat ettiği 1876 yılına kadar devam etmiştir (age., c. VI, (1874) s. 48; c. VII, (1875) s. 64; VIII (1876) s. 65).

[7] Murat Ümit Hiçyılmaz, Çayeli’nden O Yani: 1835 Arhavi-Hopa-Fındıklı Nüfus Kayıtları, Dergah Yayınları, İstanbul 2015, s. 279.

[8] Hacı Mustafa Efendi’nin Sicil-i Osmanî’ye girmiş diğer üç oğlu Hasan Feyzi, Mehmet Emin ve Osman Zühtü Efendilerdir. Burada dikkat çeken bir husus, bütün kardeşlerin doğum tarihinin 1853 yılı olarak kayıt edilmiş olmasıdır. Ali Faik Efendi’nin de doğum yılı 1852 olduğuna göre, doğum tarihleri gerçeği yansıtmayabilir.

[9] 1873 ve 1874 tarihli Trabzon Vilayeti Salnamelerinde Ali Faik Efendi’nin tahrirat katibi olduğu belirtilmektedir. 1873 Yılı Trabzon Vilayeti Salnamesi, Yıl 1873, C. 13, s. 52; ve Yıl 1874, C. 14, s. 53.

[10] 4 Ağustos 1899 tarihli bir belgede Faik Efendi’den “Hopa Aşar Memuru Ali Efendizade Ali Faik” şeklinde bahsedilmektedir. BOA.DH.MKT.2229.60.

[11] Hem ekteki belgede hem de 1900-1904 Trabzon Vilayeti Salnamelerinde Faik Efendi bu memuriyette gösterilmektedir (Yılı Trabzon Vilayeti Salnamesi, 1904 C. 22, s. 372, 1900 C. 18, s. 224…

[12] Bu kayıtlarda Ali Faik Efendi ibn Hacı Mustafa Efendi şeklinde anılmaktadır. Kader KAYA, 1451 Numaralı Hopa Şer‛iyye Sicil Defteri (İnceleme- Metin), TC Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Türk Tarihi Anabilim Dalı, Yeniçağ Tarihi Bilim Dalı, (Yüksek Lisans Tezi), İstanbul 2011, s. 33, 34, 48, 55,

[13] BOA,Y.PRK.UM.2.40, s. 19.

[14] Bu dış temsilcilik, propaganda malzemelerini Hopa’ya taşıyor, buradan da çevre kasaba ve köylere dağıtıyordu. İttihat ve Terakki Cemiyeti Merkezi 1907 güzünde aldığı bir kararla bu şubeyi Of’taki Lazistan Harici Şubesi’yle birleştirmiştir. Bu şube doğu sınırına ve İran’a yakın olduğu için hem Erzurum’a ve Trabzon’a muzır evrak gönderilmesine, hem de İran’da bulunan Dr. Naci Bey ile temastın sağlanmasında aracılık ediyordu.

[15] Muhtemelen İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin resmi yayın organı Meşveret gazetesi.

[16] Ali Faik Efendi’nin Vali’ye “Vali-i vâlâ, rütbe-yi âlâ, / Hopa elden gidiyor, uykuda mısın hâlâ?” şeklinde sitemde bulunduğu rivayet edilir.

[17] Sözlü anlatımda her ne kadar Ali Faik Efendi’nin Hopa’nın işgalinden (23 Şubat 1915) hemen önce Hopa’dan ayrıldığı ve üç sene Ünye’de yaşadıktan sonra 24 Aralık 1915’te öldüğü anlatılsa da tarihlerin birbirleriyle uymadığını belirtmek gerekir.

[18] Rus konsolosluğu vasıtasıyla Marr’ın Osmanlı Lazistanı’nda Laz lisanı üzerine araştırmalar yapmak üzere bölgeye gelmek istediğine dair yazışmalar Osmanlı arşivlerinde bulunmaktadır: BOA. DH. MUİ. 12-2, 55, 1327.n.29 ve BOA. DH. MTK. 2878. 74. 1327.c.29.

[19] Ioseb Qipşiz̆e’nin 1917 Temmuz-Ağustos aylarında, bölgeyi işgal eden Rus ordusunun bir subayı olarak Lazistan’ı dolaşmış, Marr’ın bu çalışmasında bahsettiği kişileri de aramış, onların 1917’deki akıbetleri hakkında raporunda bilgiler vermiştir. Bu kaynakta Qipşiz̆e, Faik Efendi Alefendoğlu’nun (Фаик-эф. Ал.эфенд-оглы) muhacir olduğu ve öldüğünü aktarır (Ioseb Qipşiz̆e: “II. Mivlinebis Dğiuri – Ç̆anetşi Mogzaureba“, Ak̆ad. N. Maris Saxelobis Enis, İst̆oriisa da Mat̆erialuri K̆ult̆uris Inst̆it̆ut̆is Moambe, t̆. 1, Tbilisi, 1937, s. 154.).

[20] Н. Я. Марръ, “Изъ поѣздки въ Турецкiй Лазистанъ. (Впечатлѣнiя и наблюденiя). II–III”, Извѣстія Императорской Академіи Наукъ. VI серiя, 4:8 (1910), s. 626. Çeviri için Emek Yıldırım’a teşekkürler!

[21] I. Tsitashi, “Lazskiy Jazyk (Лазский Язык)”, “Lazskaja Literatura (Лазская Литература)”, Literaturnaja Entsiklopedija (Литературная энциклопедия), C. 6, s. 29-31; Moskova 1932. Türkçesi için bkz. İsqenderi Chitaşi, Çquni Çhara – Albonişi Supara ve Chitaşi’nin Diğer Yazıları (Tıpkıbasım ve Sözlük), Yayıma Haz. İrfan Ç. Aleksiva, Laz Kültür Derneği Yayınları, İstanbul 2012, s. 122-125.

[22] “İskender’in Gürcistan SSC’sindeki Lazların Durumu Hakkında Mektubu”, 23 Aralık 1937, Gürcistan İçişleri Bakanlığı Arşivi, 1. Departman, Fon 14, Envanter 102, Belge 98.

[23] Chitaşi, Efendi unvanını soyadı sanıp Efendişi şeklinde yazmış, sonraki aktivistler de bunu sürdürmüşlerdir, ancak Faik Efendi’nin tam adı yukarıda da değindiğimiz gibi Aliefendizade Ali Faik Efendi’dir. Günümüzde bu sülale Aliefendioğlu (Alefendoğli) olarak bilinir.

[24] Lazca metin şöyledir: “Xopas t̆es Alefendoğlepe, – didi k̆itxeri k̆oçepe rt̆es. Ali Faik Efendi didi k̆itxer k̆oçi rt̆u. Emuş oras, padişai na xet̆u, ek̆o k̆itxeri k̆oçi var ivet̆u, Lazistanis Turki va ordun, do Ali Faik Efendi şkit ʒ̆anas xapisxanas xet̆u. Muşeni ki, Lazistanis rt̆u do didi k̆itxeri k̆oçi rt̆u. Lazistanis sinoris var dodginu. K̆itxeri k̆oçis Lazistanis va dodginat̆es. Mundes padişai ktures emindos gamaxtu.” (İrine Asatiani, Lazuri T̆ekst̆ebi, Tbilisi, 2013, s. 18-19).

[25] 1872 yılında Hopa’nın Azlağa (Esenkıyı) köyünde dünyaya geldi. Lazca eğitim için Osmanlı Bürokrasisine başvurularda bulunmuş bir Laz aydınıdır. 1917’de Qipşiz̆e’ile görüşmesinde Lazca eğitim çalışmaları hakkında şöyle demiştir: “Padişah, Lazistan’a (eğitim için) izin vermedi. Ne zaman ki özgürlük geldi Türkiye’ye, izin verildi. Şimdi de savaş olduğu için hiçbir şey yapamadık” (İoseb Qipşiz̆e, Ç̆anuri T̆ekst̆ebi, T̆pilisi 1939, s. 5-7). Zakaria Tchitchinadze’de Osmaletis Qopili Sakartvelo da Kartvel Mahmadianta Naʒ̆ili Lazist̆ani (T̆pilisi 1927, s. 42) adlı eserinde bu konuya değinmiştir.

[26]*Ali Faik Efendi’nin oğlu Osman Nuri Aliefendioğlu (1901-1966) tarafından 1960’larda kaleme alınmış dokuz sayfalık evrakın ilk 3 sayfasıdır.

[27] BOA. Y.MTV. 267, 101.

Yazının kaynağı: (İrfan Ç. ALEKSIVA, “Hopalı Faik Efendi”, Ogni Skani Nena, No: 8, s. 64-73)