Karadeniz’in ilk rock grubu, Buğular

0
151

Röportaj:
Selçuk Topaloğlu – Erkan Akbıyık – Cemil Aksu

Dönemlerinin rock rüzgarını popüler parçalarla düğünlere taşımış Buğular… Cem KARACA’nın Resimdeki Gözyaşları, Barış MANÇO’nun Dağlar Dağları, Tülay ÖZER’in söylediği İkimiz Bir Fidanın… Orkestranın kurucusu Tuncer Güven ve uzun zaman solistliğini yapan Aydın Yazıcıoğlu ile bu macerayı konuştuk…

Biz önce sizi tanıyarak başlayalım. Müziğe ilginiz nasıl başladı? Bir orkestra kurmak fikri nasıl gelişti?

Tuncay GÜVEN: 1952 Hopa doğumluyum. İlkokul, ortaokul, lise eğitimimi Hopa’da yaptım. Üniversiteye gidemedim. Bu konunun başlangıcı ilkokul çağlarına dayanır. İlkokul 4’de Kemal hocamız keman çalardı. Ben dikkatlice dinlerdim. İlkokul 5’de mandolin kursuna gittim. Mandolin çaldım. Ortaokul çağlarında bağlama öğrendim. Bağlamayla ilkokul müsamerelerinde, temsillerinde koraya eşlik ettim. Daha sonra lise çağlarında bir Almancı elektronik gitar getirmişti, onla ilgilendim. Yabancı bir memurun çocuğu bateri çalıyordu. Onla tanıştım. Biz dedik orkestra kuralım. Ondan çıktı bu fikir. İsmini hatırlayamıyorum, çok uzun zaman geçti.

Aydın YAZICIOĞLU: 1949 Karabük doğumluyum. Aslen Hopalıyım. Sugören köylüyüm. Vatanı görevimi İstanbul’da yaptıktan sonra buraya geldim. Arkadaşlar geldi, “biz bir grup kurmak istiyoruz, katılır mısın” dediler. Hay hay dedim. Yapabildiğim kadarıyla ben de yaparım dedim. O zaman beğendiler sesimi, sağ olsunlar. Grubu böyle oluşturduk.

İlk ekipte kimler vardı?

T. GÜVEN: İlk kuruluşta işte adını hatırlamadığım o yabancı memur çocuğu vardı. Gitarla iki kişi başladık. İlk orkestramız bu. Bir tiyatro vardı.

A. YAZICIOĞLU: Bir şey söylemek istiyorum. Kusura bakmayın haddim olmayarak. O zamanlar, 1972-75 senelerindeki sosyal yaşantı şimdi yok.

T. GÜVEN: 1970 kuruluş tarihi. İlk orkestra deneyimim buydu. Ondan sonra Selçuk Osmanağaoğlu devreye girdi. Mesela maddi yardımda bulundu. Şimdi bu sefer grup oluştu ama tamam ben hem gitar çalarım hem de bağlama, bir grup olması için bateriste ihtiyaç var. Bas gitar çalana ihtiyaç var. Soliste ihtiyaç var. Onların arayışına girdik. Özer Kasımoğlu ben bateri alırım, grubun bateristi ben olurum dedi. İkinci temel eleman oluşmuş oldu. Ondan sonra üçüncü olarak bir basgitarcı ihtiyacı oldu. İlk önceleri baterist Özer Kasımoğlu’nun abisi rahmetli Tuncer Kasımoğlu basgitarcı olarak bize katıldı. Solist olarak ilk önce Sait ABAY vardı. A. Yazıcıoğlu arkadaşımız daha sonra gruba katıldı. Temelde elektronik ve cihazların bakımıyla ben ilgiliydim. İşte bin bir güçlükle alet edevat temini yapıldı. İşte o zamanın zenginlerinden Rıza Çamdemir vardı. Ondan maddi yardım aldık. Cihazlarımızı aldı. Bir ara kendisine borcumuzu ödemiş olduk.

Grubun adı neydi?

T. GÜVEN: Çok isim değiştik. Mavimoni, Biraderler, Buğular oldu. İlk adımız Buğular oldu. Daha sonra Biraderler son olarak Mavimoni oldu.

Mavimoni ne demek?

T. GÜVEN: Moni Lazca’da nazar boncuğu anlamına gelir. Öyle nazar boncuklarımız vardı. Temelimizi anlattık. Ondan sonra artık sistemimizi o günkü imkânlarla temin ettik. Ticari olarak büyük bir ihtiyacı karşılamış olduk. Şu anki düşüncelerime göre çok büyük başarıdır. Yokluk dönemlerinde teknik alet edevat için en yakın gideceğimiz yer İstanbul, Ankara idi. Trabzon’da bile bunlar bulunmuyordu.

Yörede başka gruplar var mıydı? Sizinle beraber.

T. GÜVEN: Daha sonra 1974’de Ercan KAPUCU, Naim AYDIN, Çelil diye bateristleri vardı. Grubun ismini hatırlamıyorum. Onlar vardı.

Çevre ilçelerde var mıydı?

“Murgul’a düğüne gittiğimiz zaman, işçi mahallesinde gezindik. Genç kızlar balkonlara hücum etti, Hopa’dan orkestra gelmiş diye. Bizle tanışmak istiyorlar. Bu kadar önemli bir olaydı yani…

T. GÜVEN: İlk Hopa’da vardı. Artvin de dahi yoktu. Bir tek Rize’de vardı.

A. YAZICIOĞLU: Rize’den bir orkestra geliyordu. İsmi de Loslazikos’du.

Grup kuruldu. Daha çok düğünlerde mi sahne alıyordunuz?

T. GÜVEN: Başka bir şey yoktu ki. Herhangi bir pazar, ticari olarak düğünden başka hiçbir alternatif yoktu. Öyle gazinoda şurada burada eğlence falan mümkün değildi. O günkü şartlarda düğünlerde işte yerli oyun havaları, güncel şarkılar, düğünde ne olurdu işte dans müziği yapılırdı. Büyük bir ihtiyaçtı. Yani bu işler arz talep ilişkisi. Yani biz arzı yapabildik o döneme göre. Tamamen amatörce, bu amatör ruh yıllarca ticarete dönüşmedi zaten.

Arhavi festivalinin birinci yılında müzik yarışmasına katılmışsınız ve birinci olmuşsunuz?

T. GÜVEN: Davet edildik. İşte Arhavi’deki orkestra da o sene kurulmuştu. Biz bayağı mesafe yol almıştık. Grupta mesela kişiler değişmiştir ama Özer ve ben sürekli temel taşı kaldık. Yani arada hiçbir boşluk olmadı. 80’li yıllara kadar… 1973 senesinde Arhavi’de düzenlenen ilk resmi festivali, 1 ve 3 temmuz tarihleri arasında fındık festivali olarak yapılmıştı. O dönemde orkestra yarışması düzenlendi. Bizde Hopa’yı temsilen gittik.

Arhavi festivalinde hangi parçayla yarıştınız?

A. YAZICIOĞLU: Hekimoğlu türküsüyle. Gündüz çalışma yaptık, Hopa parkında. O parçayla beraber girdik. Arkamızda bir trampet sesi duyuldu. Bir asker arkadaş trampetle bize eşlik etti. O sene işte biz Hekimoğlu türküsüyle Hopa’yı temsilen birinci olduk.

Şimdiki Karadeniz Tv’nin sahibi Zihni Cihan S.O.S grubuyla Pazar orkestrası olarak katıldı. İkinci olmuştu orda. Onların söylediği parçayı hatırlayamıyorum. Üçüncüde Arhavi Cihadağı Efsanesi oldu. Onların söylediği parça da ‘Dört Mevsim’di.

Doğan, Aydın, Tuncer, Ali, Özer ve Ercan Arhavi festivalinden sonra çalışmalar nasıl sürdü. Daha mı iyi oldu?

A. YAZICIOĞLU: Gene düğünlere çıkıyoruz. Yöresel düğünlere çıkıyoruz. Hatta hiç unutmam şimdiki iş merkezinin arkasında Yıldız sineması vardı. Halen duruyor. Saat 11.00’de düğün bitti geldiler bizi aldılar. Bir köye düğüne gittik ama hangi köy olduğunu hatırlamıyorum. Orkestra aletleri getirdik orada kurduk, köyde düğün yaptık ve geldik akşama tekrar. Termik gazinosuna çıktık. O akşamda Almanların gecesi vardı. Sırf Alman, Türk olarak orkestra, tercüman, garson vardı. Orada çaldık…

T. GÜVEN: Murgul’a düğüne gittiğimiz zaman işçi mahallesinde gezindik gençlik havası var, genç kızların Hopa’dan orkestra gelmiş diye balkonlara hücum ettiğini, bizle tanışmak istediğini yaşadık. Bu kadar önemli bir olaydı. Hopa’dan orkestra gelmiş. Çok büyük bir olaydı. Yani o zamanın imkânlarıyla bir grubun olması…

O dönemde 70’li yıllarda dört sinema vardı: İpek, Dostlar, Yıldız, Termik sineması. O kadar sinema niye? Şimdi bile yok. Dört sinema dolup taşıyor, kimler gidiyor hani ailecek mi gidiliyor?

T. GÜVEN: Eğlence deyince tek seçenek var; sinema, başka etkinlik yok. TV yok, radyo var. Bu tür şeyler sinema ile takip ediliyordu. Gece ailece sinemaya gidilirdi, cumartesi bayanlar matinesi olurdu. Ana baba günü olurdu. Başka eğlence yoktu çünkü.

Grubun kendine ait besteleri var mıydı yoksa hep popüler parçaları mı söylüyordunuz?

T. GÜVEN: O bambaşka bir yetenek. İşte bu Kazım Koyuncu gibi insanlarda, bende hiç olmadı öyle bir yetenek. Sadece dediğim gibi bizden ne istendiyse onu çaldık. Popüler, yeni çıkan parçaları olan imkanlarla dinlerdik düğün öncesinde, show olarak sunardık.

Grubunuzda otantik müzik aletlerini, tulumu, akordeonu, kemençeyi hiç kullandınız mı? Yerli müzikle ilgili çalışmalar yapmayı düşündünüz mü?

T. GÜVEN: Batı tarzında yetiştiğimiz için o dönemlerde bir tulum, bir kemençenin orkestrada yer alacağı aklımın ucundan geçmiyordu. Modern olmayan bir şey! Bırakılması gereken bir şey! Ama ne denli yanlış bir düşünce tarzı olduğunu yaşayarak gördüm, anladım. Sadece ne var, gitar var, işte saksafon var; bu olmalı. Tulumun ne işi var. Akordeonu diğer orkestra arkadaşlarımız aldığında ‘bunlar amma geri kafalı’ diyorduk. Mantık bu. Kazım Koyuncu gibi değerlerin sunumuyla yöresel enstrümanların ne anlama geldiğini daha iyi anladık. O dönemde kavrayamadık. Sadece piyasa koşullarına göre yetiştik. O manada hizmet sunamadık. Onu eksiklik olarak kabul edelim.

Siz bu aletleri çalmayı nerden, nasıl öğrendiniz? Sizden önce o dönemde düğünlerde ne çalınırdı? Davul, zurna ile mi düğün yapılıyordu?

A. YAZICIOĞLU: O dönemde kemençe getiriliyordu. Çoğunlukla akordeon. En pratik alet ve talep oydu. Kemençeyi hatırlıyorum. Tulum pek hatırlamıyorum. Yoğunluk olarak akordeon vardı. Hizmeti de o sunabiliyordu. Sesi kuvvetli, o alana hitap edebiliyordu. Tulum çok az. 20 tane akordeonlu düğün hatırlıyorsam 1-2 tane tulum vardı. Müzikal anlamda düğünlerde pek bir şey hatırlamıyorum. Bir araya gelinirdi, yemekler yenilirdi silahlar atılır, sohbetler edilirdi. Atma türkülerle silahlar atılır. İçki masaları kurulurdu.

Grubunuzun en son ismi Lazca Mavimoni. Düğünlerde sizden Lazca, düğün sahibi Hemşinli ise Hemşince veya Gürcü veya başka kimler varsa işte yerel dillerde şarkı talep ediliyor muydu?

T. GÜVEN: Hiç öyle bir talep hatırlamıyorum. Biraz da işe, sosyolojik anlamda olaya girmek gerekirse şimdi örnek alabileceğiz görebileceğimiz kimse yoktu ve buradan Rize’ye gidip gitar hakkında teknik olarak yardım aldık. Kendi yeteneğimle bir yere kadar geldim. İyi bir gitarcı nasıl olur toplum bilmez ki o dönemlerde, sadece bildiğiniz şeyleri yapabildiğimizi yaptık. Dönem dönem buradaki tabura müzisyenler geliyordu. Jandarma gazinosu vardı. İrtibat kuruyorduk. O dönemlerde 1974-75’de çok iyi süper derece pavyonlarda yetişmiş çok iyi müzisyenler geldi. Onlardan büyük istifademiz oldu. Özveri ile yardımcı oldular.

Kültürel bir farklılık vardı. İşte o dönemdeki sinema salonlarında sadece Lazların düğünü olurdu. Hemşinlilerin 10 yıl sonra salonlarda düğün yapmaya başladıklarını çok iyi biliyoruz. Lazca-Hemşince şarkı, türkü, böyle bir şey hatırlamıyorum.

Mesela Sait ABAY ilk solistimiz Hemşinli idi. Biz böyle bir şeyleri bilmiyoruz. Bu Laz bu Hemşinli bilmiyoruz. Evimizde kalırdı, evinde kalırdık. Son zamanlarda bu ayrımın yapıldığını, birilerinin kaşıdığını hissediyorum.

Sizin dönem Cem Karaca, Moğollar dönemi. Onlardan bir etkilenme oldu mu? En çok sevdiğiniz gruplar hangileriydi?

T. GÜVEN: Cem KARACA, Moğollar, Barış MANÇO, Kurtalan Ekspres, idolümüz onlardı.

A. YAZICIOĞLU: Her düğünde Cem KARACA’nın Resimdeki Gözyaşları, Barış MANÇO’nun Dağlar Dağları söylenirdi. Her düğünde Samanyolu, yine 1973 Tülin ÖZER’in söylediği İkimiz Bir Fidanız…

T. GÜVEN: Şimdi onları dinlemek televizyon gibi yollardan değil doküman olarak elimize plak geçerdi. Şimdi kaset falan teknik imkânlar yoktu. Plaklar bulurduk da buluşturduk da konser yapardık.

Plakları nereden bulurdunuz?

T. GÜVEN: Trabzon’a gidip plak falan seçtiğimi çok iyi hatırlıyorum. Benim arşivim müthiş idi böyle Long Play falan. Kasetler çıkmaya başlayınca onları çöpe attım. Çok büyük bir noksanlık, onları saklamak gerekiyordu. O zamank plaklar şimdi altın değerinde. Batı gruplarıyla ilgili literatürüm çok fazlaydı. Çok derinlemesine merakım vardı ama tek başınaydım.

80 öncesinde sosyal hayattaki bu anlattığınız canlılık nasıl oldu da yok oldu ya da hızla değişti? Bu toplumsal dönüşüm darbeyle ilintili mi yani ne oldu birden bire orga geçtik. Şimdi gidiyoruz düğünlere o dönemlere göre daha yavan. Lazların düğünleri, Hemşinlilerin düğünleri de fark etmiyor. O dönüşüm 70’li yılların 80’li yılların dönüşümü biraz o darbenin de etkisiyle bir geri çekilme mi yaşandı. Bir yerde bir şey kopmuş. Acaba darbe olmamış olsa bugün daha zengin bir yerde mi olurduk kültürel anlamda?

T. GÜVEN: Toplumsal duyarlılık çok önceki yaşlarda başlıyordu. 16-18 yaşlarındaki insanlar belli bir siyasal düşünceyi paylaşabiliyordu. Halkevleri, dernekler vardı. Toplum bir şeyler arıyordu. Fakat 80 darbesinin keskin bir şekilde bunu bitirdiğini, çok şey dönüştürdüğünü hissediyorum. Gençlik hareketlerini çok iyi biliyordum. Benden genç insanların daha bir duyarlı olduğu hatırlıyorum; anlattıkları şeyi anlayamıyordum. O kadar ilerideki düşünce tarzı… Şimdi bir insan o yaşta ilerici olabilmiş, çok gördüler bunu.

Siz nasıl etkilendiniz o dönemdeki siyasallaşmadan ve sonrasında gelen darbeden?

T. GÜVEN: Etkilendik. Bir sürü olaylar oldu. Mesela parça talep ediliyordu. Böyle bir düğüne geliyorduk artık kutuplaşma başlamıştı. Askerden sonra ikinci kuruluş dönemine denk geliyor. 1978-79’da çok çektik bu sıkıntıyı. Çok kavgalar oldu. Bir bakıyorsunuz diyelimki solcu tarzı bir düğün. Bunla ilgili Cem Karaca parçaları istenirdi. Bir grup çıkar sahneyi basardı. MHP kökenli grup çıkıyordu öyle tatsızlıklar çok yaşandı. Alet edevatımız bile zoraki bir şekilde müdafaa edebildik, yani kırılma olayları bile yaşandık. Çok çektik. Biz herhangi bir kimlik almadık ama talep olunca her şeyi çalmak zorundaydık.

Mesela ben düşünce olarak solcu bir insanım. O dönemde öyle bir şey bilmedik anlayamadık da zaten. Anlamış değildik yani bu ayrışmanın ne olduğu. Sadece içinde yaşıyorduk. Biz de içinde şekilleniyorduk. Bunu da çalalım bunu da söyleyelim. Böyle bir sorumluluk yüklenmiş vaziyettesiniz ki o geceki çiftin ikinci bir şansı yok. Yani herkesin gönlünü yapalım şeklinde düşüncemiz vardı. Herhangi bir siyasi kimliğimiz olmadı.

Sadece o darbe yılında işlerimiz yavaşladı. Sonra tekrar rayına girdi. Yani 12 Eylül’ü o zaman anlayamadım. Sonradan anladık ne manaya geldiğini. Aslında daha ilgili olmamız gerekirken daha ilgisiz kalmışız.

Grup niye dağıldı peki?

T. GÜVEN: Org kesti, Orkestra ruhu kalmadı. Tabiri caizse tüfek icat edildi, mertlik bozuldu… Şöyle izah edelim. Bir orkestra taşımak için bize minibüs yetmiyordu. Şimdi öyle değil ki taksinin bagajına iki hoparlör koyuyor, bir de orgunu koyuyor gidebiliyor. Bu bir teknoloji. Teknolojinin önünde durmak zor.

Fakat işin özü, işin ruhu canlı performans. Düğünlerde gençler ne çalacaklar diye merak ederdi. Güncel parçaları takip eder yorumlar yapardık. Şimdi öyle değil ki, hoş geldiniz beş gittiniz. Ondan beş lira bundan on lira, hadi bakalım atabarı, düz horon sadece bir gereksinim. Başka bir anlamı yok. Böyle olduğu zaman grup dağıldı. Orgumu aldım ben devam ettim.

Siz orgunuzla devam ettiniz.

T. GÜVEN: Benimkisi bir hobi. Yani şunu söylemek gerekirse bir insanın ideali olmalı, hayalleri olmalı bunlar olmayınca ancak insan gününü yaşıyor. İdealim vardı, hayallerim vardı, gerçekleştirmeye çalıştım o dönemde. Ben 1994’de kaza geçirene kadar devam ettim. Ondan sonra sesçiğe başladım.

Aklınızda orkestra döneminden kalan anınız var mı?

T. GÜVEN: Mesela bir düğünde anfi yandı. Camiye gidip ses cihazını alıp da düğün yaptığımı hatırlıyorum.

A. YAZICIOĞLU: İpek Sineması vardı. Ziraat Bankasının yanında. Düğündeyiz. Elektrik kablosu yetmedi. Tuncer’in ayağında lastik ellerini prize soktu atlama yaptırdı oradan oraya. Teknik olarak cereyan üzerinden geçti izole olduğu için. Çok yanlış bir şey ama delikanlılık orda. O zaman ki heyecan iş görülsün ki iş görüldü.