Laz edebiyatı / Mç’araloba – 3 – Kamil Aksoylu

0
48

Ğuras bgara nomskun. (Ölüme ağlamak yakışır)

Laz Edebiyatı ile ilgili sürdürdüğümüz dizi yazımızın bu bölümünü ağıtlar ve çevirilere ayırdık. Amacımız edebiyatla ilgili alanlarda söz sahibi olabilmek değil. Amacımız, kültürel değerlerimize dikkat çekip, doğrusu ve yanlışıyla bildiklerimizi en azından meraklısıyla paylaşmaktır. İki bölüm olarak tasarladığımız yazı dizisini uzatmak durumunda kaldık. Yazdıklarımızın daha çok kişi tarafından okunması arzusuyla yazıları kısa tutmaya çalışınca bölümler arttı. Kimin okuyacağı ise meraklısına kalmıştır. Artık kim okursa… 

Ağıtlar

Ağıtlar edebiyatla ilgili bir alan mıdır? Tartışmasız öyledir. Hatta bir makamı olduğu için ağıtlar aynı zamanda birer müzik eseridir. Ölenin kişiliğine göre tamamen doğaçlama yöntemiyle okunan ezgiler olup, sözlü halk geleneğinin önemli öğelerindendir. Her toplumda olduğu gibi Lazlarda da ölülerin arkasından mutlaka yas tutulur ama baştaki atasözünden de anlaşılacağı üzere yas tutmanın yanında ağıt yakma geleneği de vardır. Bu yüzdendir ki Laz kadınları ölü evine giderken baş sağlığa ya da taziyeye gidiyoruz gibi bir ifade kullanmazlar. Ağlamaya gidiyorum anlamında olan “bgaraşe bulur” derler. Bu ifadeden anlıyoruz ki ölü evinde ağlanır ve acıya ortak olunur. Ölenin erkek kadın olması ya da kişiliğine göre  çeşitli ağıtlar yakılır. Hele ki genç bir delikanlı ya da kız olursa ağıtlar o kadar acı olur ki bazı kişilerin yürekleri dayanamayıp bayıldıkları söylenir. Bu tip ağıtlar kadınlar tarafından yakılıp uzaklardan duyulabilir. Lazlarda bu ağıtlara k’ore3xapa denir. Türkçe karşılığı olarak saymalar diyebiliriz. Bu saymalarda ölenin yaptıkları, konuşmaları ve hayalleri dile getirilir. Kadınlar alınlarına tülbent bağlayıp ağlamaya otururlar. Alınlara tülbent bağlamanın baş ağrısını hafifleteceğine inanılır.

Bir de Lazlarda kadın ölümleri erkek ölümlerinden çok daha dramatik ve çok daha acı olur.   Bunun sebebi kadının evdeki fonksiyonudur. Lazlarda kadın nerede ise ekonomik faaliyetlerin tam belirleyicisi, evin birliği ve dirliğinin tam sağlayıcısı olarak bilinir. Baba ölürse evet acı olmasına çok acıdır fakat anne kuluçka gibi yavrularını kanatları altına toplayandır.  Anne öldüğü zaman bu açıdan baba ne yapabilir ki? İlk zamanlar çocukların yanı sıra adama da acınarak ocağı söndü garibin dense de karısı ölen erkekler genelde bir yıl sonra evlenirler. Fakat kocası ölen kadın için hayat daha acımasızdır. Hele ki çocuk varsa kadınların evlenmeleri çok nadirdir.

Çeviriler

İtalyanlar çeviriyi ihanet sayarlarmış. Çevirinin çevirisi ise ihaneti ikiye katlıyormuş. Bana bunu söyleyen yabancı dostumuza gayet kendimden emin bir şekilde “Çeviriler olmasa dünya Nazım Hikmet’i nasıl tanıyacaktı” diye sormuştum. Verdiği cevap usturuplu olsa da tam da bana haddimi bildirir nitelikteydi.  “Ben Nazım Hikmet’i zaten Türkçe okuyunca tanıdım. Türkçe okuyana kadar şiirlerini pek anlayamamışım” dedi. Nokta.

Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’den ya da dünyadan çağdaş şiirlere baktığımızda bana göre ihanete düşmeden Lazcadan Türkçeye, Türkçeden Lazcaya çeviriler yapılabilir. Belki yanılıyorum ama çevirisiz olmayacağına göre Lazca üzerine de çeviri çalışmaları olmalı görüşündeyim. Bu anlamda aşağıda paylaşacağım örneklerde şiirin özgün anlamını bozmadan çalışmaların yapılabileceğini gördük desem haddimi aşmış olur muyum bilemiyorum. Yalnız bu işi yapmak için Lazca ve Türkçe ikisini de konuşabilmek yetmiyor. İki dile de iyice hâkim olmak gerekiyor. Ancak divan edebiyatındaki bir şiirin ya da Osmanlıca-Farsça-Arapça karışımı bir dille yazılan şiirlerin cumhuriyet döneminin yeni kuşak edebiyatçıları tarafından Lazcaya çevrilmesi biraz zor görülmektedir. Özgün Türkçe kullanılarak yazılan eserleri Lazcaya çevirmek daha da kolay gibi geldi bana. 

Şimdi biraz da eleştiri ve özeleştiri mekanizmasını çalıştırıp yaptıklarımıza bakalım. Adam çeviri yaptım diyor. Bakıyorum, yapmış ama çeviri değil. Türkçeleştirmiş. Aha da söylüyorum. Bizim yaptıklarımız çeviri falan değil, Türkçeleştirmedir. Fakat ne var ki Lazca ve Türkçeyi iyi derecede bilen ve sanattan, edebiyattan, şiirden anlayan biri çeviri de yapabilir düşüncesindeyim. Yoksa bize kalırsa çaresiz Türkçeleştireceğiz. Peki ne olmuş yani, böyle olmaz mı diye soracaksınız. Olur tabii niye olmasın. Türkçe atasözü ve deyimleri Lazcalaştırıp herhangi bir yerde yayınlandığında nasıl bir şey olmuyorsa bunda da bir şey olmaz. Nasreddin Hoca’ya sormuşlar “Hoca, abdestsiz namaz kılınır mı?” Hoca, “Ben kıldım bir şey olmadı” demiş.

Çeviri denemeleri

Edebiyatla ilgili her alanda birer-ikişer  örnekleme yapabilseydik  kuşkusuz daha iyi olurdu fakat yazıların çok fazla uzamaması için örnek vereceğimiz alanları sınırlı tuttuk. Benim yaptığım çeviri denemelerinde özgün Türkçe ile yazılmış şiirler daha kolay geldi. Nazım Hikmet ve Sabahattin Ali şiirlerinden naçizane  bir iki örnek.

1. karım benim  

iyi yürekli      

altın renkli    

gözleri baldan tatlı

arım benim     

oxorca çkimi

k’ayi guroni

ok’ro peyoni

tolepe topuroni

but’k’uci çkimi

2. Hiroşima da öleli 

Oluyor bir on yıl kadar

Yedi yaşında bir kızım 

Büyümez ölü çocuklar

Hiroşimas nabğuri

İven a-vit 3’na k’o

Şkit 3’aney ar bozo bore

Var irden ğurey berepe

3. Aşkını candan duymuşum

Canım yoluna koymuşum

Tam dokuz yaşındaymışım

Dünyaya geldiğin zaman

Oropa skani şurik mignuşi

Şuri çkimi gzas gebdvidoren

Nçxoro 3’aneri bort’işi

K’iyanaşe moxtidoren

4. Kim bilir nasıl güzeldin,

Göklerden yere süzüldün

Benim alnıma yazıldın

Dünyaya geldiğin zaman

Mis uçkin muperi mskvanobate

N3aşen dixaşe gextidoren

K’va çkimis golaç’areyi

K’iyanaşe moxtidoren

Not:  Şiirler 1 ve 2 Nazım Hikmet, 3 ve 4 Sabahattin Ali.

Konuşulan diyalektler bölgelere göre farklılık gösterdiğinden benim kullandığım Arhavi ağzı Lazcası anlaşılamamış olabilir ihtimaliyle bazı kelimeleri açıklamak uygun olacaktır.

But’k’uci: Arı

Dixa: Yer, toprak

K’iyana: Dünya

K’va: Alın

N3a: Gökyüzü

Ok’ro: Altın

Oropa: Aşk, sevgi, sevmek

-doren eki: Şimdiki zaman ya da gelecek zamana göre geçmişi rivayet eden bir ek.

Sevgi dostluk ve umutla.