Mehirlerce değil nehirlerce… – Özge Kuru

0
220

Özge Kuru

Zonguldak’ta 1910’lu yıllarda yapılan bir tenis kortuyla, adı daha Burma iken Myanmar’da tek katlı ahşap bir binaya kondurulan tenis kortunun ortak noktası ne olabilir ki ? Biri Fransız imzası taşırken ikincisi İngilizlerin elinden çıkmadır ve iki ülkede de tenis mahalli kültüre ait değildir. Çok çok tarih olarak yakın yıllarda yapılmaları denebilir belki. Hadi o tamam da şimdi gündemimizle hiç ilgili olamayan bu iki tenis kortu, benim aklıma neden takılmış olabilir ki ? Üstelik bir nikah haberinin ardından. Yok hayır, bu yazı tenis kortunda evlenen iki çılgın gencin mutlu sonunu anlatmıyor. E o zaman 8 Mart haftasında bir nikah haberi bu iki tenis kortunu aklımın serbest çağrışımlarına nasıl soktu?

Bi’ de beni tek çek

Araba üstündeki o gelinlikli bebekler ortadan kalkalı çok oldu, gelin tellerini takan son gelinler de kaynana… Değişmeyen tek şey içi boş zarfları almak için arabanın önünü kesen gençlerin ta kendisidir diyebilirdik. Ancak Artvin’de, müftülüklere nikah kıyma yetkisinin verilmesinin ardından gencecik iki insanın birbirleri ile ortak bir yaşam kurduklarını konu komşuya, eşe dosta ve dahi hısım akrabaya duyurmalarının hemen ardından çekilen ‘resmi’ bir fotoğraf nikah şekerinin içinden çıkan acı badem tadı verdi.
Bir nikah fotoğrafı… Artık öylesine görsel bir çağdayız ki kısa mesajlarımızda yazacağımız uzun uzun cümleleri tek bir fotoğrafla yanıtlayıp daha bize sorulmamış sorulara bile peşin peşin cevap veriyoruz.

Kankam: Nrdsn?
Ben: Tak, AVM’den bir fotoğraf.

Nerdeyim, kimleyim, napıyorum hepsi orada. Tabii daha önce story’de yer/zaman/hava durumu belirtip akla gelmiş gelmemiş tüm soruları cevaplamadıysam.
İşte, ‘’bi’ de beni tek çek’’ diyen bir gelinin olmadığı, ellerini göğe doğru uzatmış bu gençlerin kerameti kendin mütevellit olduğuna inanılan nikahta çektikleri fotoğraf da Türkiye’nin geleceğine dair bizim sorduğumuz/soramadığımız/sormaktan çok cevabını almaktan korktuğumuz tüm soruları, ülkenin story’sinde peşin peşin cevaplıyor.

Tam da eş(it) olurken

Erkeğin ailenin reisi olduğunu iddia eden maddenin kaldırılması daha dün gibi aklımızda çünkü doksan küsür yıllık cumhuriyette bu medeniyete gerçekten daha dün kavuştuk. Eş olamaya eşit olma anlamının katılması… Çok sıradan iki nesne gibi belki. 38 numara bir ayakkabının tekleri, eldiven ya da çorabın birer teki. Biri neyse diğeri de o. Evlilikte birinin yokluğu, diğerinin işlevselliğini ortadan kaldırdığı için yapbozu ancak birlikte tamamlayan iki eş/eşit parça. Dikey bir hiyerarşi kurmadan bir tekin diğerinden farklı olmadığını söyleyebilmeye 90 yılda gelmiştik.
Konunun yakın takipçileri bileceklerdir ki bu değişiklik uluslararası hukuktan bakınca öyle Elon Musk’un Mars’a doğru roket fırlatmasına filan da benzememektedir. İşte yasalar der ki; oturulacak yere kadın erkek birlikte karar verir, kadının aileye emeği maddi olarak değerlendirilir. Çocuklara da biraz söz hakkı. Bu kadar!
Ama ‘eşim olur musun’un’; ‘eşitim olur musun’ diye okunacağı her adımın ‘hayati’ (bkz: Ocak ayında 28 kadın öldürüldü) bir önem taşıdığı düşünüldüğünde fark edilir bir gelişmenin kelebek etkisi.

#Ben de!

Bu daha ergenlik çağındaki medeni hukuka katacak çok şeyimiz varken Artvin’deki nikahta gelinin aile kurumunun yeni resmi onay mercii müftünün karşısında kocasında mehir, yani bir erkeğin karısı olmasının bedeli olarak, hadi reklama girmesin karma bir isim bulalım- I-phone note 8 istemesi işgalci güçlerin ele geçirdiği topraklara hiç de lüzum yokken tenis kortları, gitmeleri beklenirken köprüler kurmasını beynimizin çağrışımlarına saldı.

Tam da uluslararası kadın hareketinin bu yılın emekçi kadınlar günü sloganını #PressforProgress olarak belirlediği ve eklediği bir zamanda:  #MeToo#TimesUp. Kadınların gelişim için beklemeye takati olmadığını, zaman doldu dediklerini dünyanın story’sinde duyuran etiketlerle. Ben de varım diyen herkesi bir su damlasının nehirlerce birleşmesi gibi birlik olmaya çağırdığı bir 8 Mart bekliyordu 8 Mart selfielerinde. Bedenlerimizin müftülerin karşısında mehirlerle işgal edilmesini kabul etmediğimiz yanımızda yöremizde kim varsa damlaya damlaya nehirlere dönüşüp dünyanın her bir yerindeki okyanuslara dönüştüğümüz bir 8 Mart.

Şimdi beni bi tek çek, bir de mehirlere karşı çağlayan bu nehirde.