Millet İttifakı’nın demokratik sorumluluğu

0
80

Doğa Yenigün

 

24 Haziran seçimlerinde artık son viraja girildi. Türkiye’nin faşist bir diktatörlükle mi yoksa demokratik cumhuriyetle mi yoluna devam edeceğine karar verilecek. Filozofun söylediği gibi, her halk hak ettiği gibi yönetilir.

Muhalefet partilerinin hem Meclis’te çoğunluk kazanmaları hem de Cumhurbaşkanlığı seçiminde 2. Turda ortaklaşmaları için Millet İttifakı çok önemli bir sorumluluk taşıyor: HDP’nin baraj altında kalmasının engellenmesi ve HDP seçmenin küstürülmemesi.

Millet İttifakı, haklı ya da haksız gerekçelerle HDP’yi aralarına almadı. Bunun nedenleri üzerinde durmanın çok anlamı yok artık. Fakat bir tek HDP’nin yüzde 10 barajına tabi kalması, HDP’nin en fazla oy aldığı illerde sandıkların taşınması kararı, daha önce yaşanan oy hırsızlıkları, HDP seçmeninin bazı kesimlerinde “bizim için kimse hayırlı rüya görmüyor”, “ne de olsa sonuçlar şimdiden belli” şeklinde bir umutsuzluk ve sandığa gitmeme eğilimi yarattığını kamuoyu araştırmalarından görmekteyiz. Genel seçmende de, “yine çalacaklar yoksa niye seçime girdiler” gibi umutsuzluk durumları var.

Millet İttifakı ve HDP, seçmenlerin oyların çalınacağına, HDP’nin baraj altında bırakılarak AKP’nin zafer kazanacağına dair kaygıları giderme konusunda hala eksikleri olduğunu gösteriyor, bütün bu spekülasyonlar.

Millet İttifakı’nın demokratik sorumluluğu da burada ortaya çıkıyor.

HDP baraj altında kaldığında, HDP’nin kazanacağı bütün vekilliklerin otomatikman AKP’ye geçeceği ve Meclis’te çoğunluğu kazanacağını hepimiz biliyoruz. Bu durumda Millet İttifakı’nın başarısı da diktatörlüğe geçişi durdurmaya yetmeyecek. HDP, ısrarla baraj sorunu olduğunu, seçmenlerinin rehavete kapılmamaları gerektiğini söylüyor. Kamuoyu anketleri de HDP’nin baraj altında olduğunu gösteriyor.

HDP’nin baraj altında kalması, Cumhurbaşkanlığı seçiminde de, 2. Turda, HDP seçmeninin önemli bir kısmında sandığa gitmeme eğilimini güçlendireceği ve bu durumun da RTE’ye yarayacağını tahmin etmek zor değil.

Oy hesabı dışında da, HDP’nin baraj altında bırakılmasının engellenmesi, % 13 oy aldığı 7 Haziran’dan beri eşbaşkanlarının ve vekillerinden üye ve yöneticisine kadar binlerce HDP’linin tutuklanması, medyada yasaklanması, terörle alakalı gösterilerek düşmanlaştırılması gibi uygulamalara maruz kalan HDP’ye ve seçmenine yapılan adaletsizliğin ortadan kaldırılması için de bir fırsat olacaktır. Her halde, HDP’ye yapılan bütün bu cezalandırmanın nedeninin Demirtaş’ın “seni başkan yaptırmayacağız” çıkışı olduğunu herkes anlamıştır. Dolayısıyla ortadaki esas sorun baraj değil demokrasi ve adalet sorunudur.

Millet İttifakı, sandıkların taşınma kararı alınan yerlerde oy hırsızlığın engellenmesi için, “güvenlikli bölge” ilan edilen yerlerde seçmenlerin oy kullanmasının silah zoruyla engellenmesine karşı olağanüstü tedbirler almak zorunda. HDP’nin baraj altında kalmaması için gerekirse, bazı sandık bölgelerinde oy kaydırması bile yapmak zorunda.

Yoksa demokrasiyi rüyamızda bile göremeyiz. Zira rüya görecek bir uykumuz olmayacak. 24 Haziran’dan sonra faşist bir diktatörlük altında kabus yaşamaya başlayabiliriz.