Murgul Cengiz İnşaat işçilerinin bitmeyen mücadelesi – Alper Şeyhoğlu

0
200

2018 Ocak ayında Eti Bakır AŞ maden işçileri maaşlarına zam ve yılda iki ikramiye için fiili greve gittiler. Bir maden işçisinin alması gerektiği maaştan çok daha az maaş alıyorlar ve ikramiyeleri yok! Yaklaşık bine yakın işçinin çalıştığı fabrikada işçilerin sendikası da yok! Bir asırdır faaliyet gösteren fabrika özelleştirilmeden önce işçilerin birçok hakkı ve sosyal faaliyet gerçekleştirdikleri alanlar mevcuttu. Bunlardan bazılarını sıralamak istedim: Yılda dört ikramiye, yakıtını devletin sağladığı kaloriferli lojmanlar, terzi, berber, fırın, tenis kordu, Murgul ve Maden’de sinema, her köye servis, erzak yardımı, ot yardımı (ot almayanlara para), hatta evlerdeki kurmalı duvar saatlerine kadar devlet karşılıyordu. Bugünün aksine üretimin daha az olmasına rağmen daha fazla işçi çalışıyordu. Tam anlamıyla sosyal devlet anlayışı hakimdi. Fabrika maden yok diye kapatıldı.

Daha sonrasında değerinin çok altında Cengiz Holdinge peşkeş çekildi. İşte o günden sonra eski günleri Murgul maden işçileri mumla arar oldular. Gelişen teknolojiyle üretim daha fazla; fakat işçi sayısı daha azdı. 12 saat gibi ağır çalışma saatleri ve 500 lira ile başlayan maaşlar ile tam bir sömürü düzeni de kurulmuş oldu. Devlet tarafından iş kanunu çalışma saatleri haftalık 45 saate getirildikten sonra işçilerin çalışma saatleri de düşmüş oldu. Her yıl Ocak ayında gelenekleşmiş bir şekilde grev yapılıyor ve işçiler maaşlarına belli bir miktarda zam istiyorlardı. 2018 Ocak ayında işçiler ücret zammı ve ikramiye talepleriyle birlik oldular ve talepleri için fiili olarak greve çıktılar. İşçilerin istediği zam, dünya standartlarındaki bir maden işçisinin aldığı ücretin çok çok altındaydı. İşçiler %25 zam ve iki ikramiye talebiyle şirket temsilcileriyle görüştüler.

Ortak bir noktada buluştuktan sonra zam talebi kabul edilmiş oldu. Fakat sonrasında fabrika yönetimi mevsim şartlarını değerlendirerek, her yıl yapılan grevlere son vermek amacıyla bir blöf atarak fabrikayı kapattığını ve tüm işçilere çıkış verdiğini duyurdu. Bu sermayenin işçiler üzerinde oynadığı haysiyetsiz bir oyundan başka bir şey değildi. Çünkü çok iyi biliyoruz ki, sermaye asla paradan vazgeçmez. Sermayenin paradan vazgeçmeyeceğini, bunun bir blöf olduğunu Murgul Siyanüre Hayır Platformu defalarca duyurdu. İş kanunun 29. maddesinden atılan işçiler tazmınatlarından da oldular. Peki bu kadar cesareti Eti Bakır AŞ nereden alıyor? Bu sorunun cevabı Hükümet tarafından getirilen OHAL’de saklı. OHAL’ı işçilerin aleyhine kullanacak kadar da alçak bir şirket!

Paniğe kapılan işçilerde bir bölünme oldu. İşçilerin bir kısmı fabrikanın tam anlamıyla kapatılacağı korkusuyla her koşulda işe dönmeyi kabul etti. Burada işçileri suçladığım tek nokta haklarından bihaber olmalarıdır. Çünkü grev bir haktır, hakkını istemek kadar doğal hiçbir şey de yoktur. Sadece şunun farkına varmalarını istiyorum; ”işçiler fabrikaya muhtaç değil, fabrika işçilere muhtaçtır” Sermayenin bir çocuk gibi küstüm, oynamıyorum tavır takılmasını ciddiye alacak kadar korkmamalarını istedik, istiyoruz. Yaklaşık bin bakır işçisinin ücret ve sosyal haklarda iyileştirme için başlattığı, toplu işten çıkarmayla çözülen direnişten ‘işverenin koşullarında’ uzlaşı çıktı. İşçiler yüzde 14 ile 16 arasında değişen zam oranlarıyla işe döndü. Direnişte ‘sivrilen’ 35 işçiyse  işe geri alınmadı. Fabrika bu tavırla grevin başını çeken 35 işçiyi işten atarak grevi kendi lehine çevirmeyi de başarmış oldu. Bunu zafer olarak gören fabrika tabii ki de durmadı.

2014 ölüme karşı, hayatı seçen Murgul halkı siyanür zaferini kazandı. O günden sonra Eti Bakır AŞ bir proje başlatıp, fabrikanın başına Murgul’un öz evladı olan Sinan Kabaloglu’nu getirdi. Ama ne proje! Eti Bakır AŞ Kabaloğlu’nun cebini doldurdukça o daha fazla ihanet etti; kendi topraklarına, halkına! İlerleyen süreçte 35 işçiye randevu veren Sinan Kabaloğlu onlarla görüşmesini erteledi. İşçi arabada gördüğü Sinan Kabaloglu ile görüşmek isteyince, Kabaloğlu arabayı işçilerin üzerine sürdürdü, yetmedi havaya ateş açtırdı! Küçücük, huzurlu ilçeyi bu noktaya taşıyan Sinan Kabaloğlu’dur. Bardağı taşıran son olay ise Damar muhtarının ofisini basıp, muhtara şiddet uygulamıştır. Yani fabrika müdürlüğünü bir kenara bırakıp mafyacılık oynamaya başlamıştır. Küçük bir ilçede akrabaları, işçileri, hatta esnaf ile işçinin arasını açacak kadar ileri gitmiş, huzur bırakmamıştır. Artık ne halk, ne de işçi Sinan Kabaloğlu’nu istemiyor.