Topla topla bitmeyi çay da para etmeyi – Cemil Aksu

0
137

Cemil Aksu

 

Çay tarımının geleceği ile ilgili belirsizlikler üreticilerin ‘demini’ artırıyor: “ÇAYKUR da özelleştirilecek mi?”, “Taban fiyat ne olacak?”, “Özel sektör ne yapacak?” gibi sorulara ek olarak iki yıldır da “Organik gübreye geçilecek mi?”, “”Rekolte düşerse zararı kim karşılayacak?” soruları geliyor…

Karadeniz’de çay bahçeleri yemyeşil… Normalde mayıs başı ortalarında başlanırdı yaş çay toplamaya ama sıcak başlayan nisan, çay sezonunun erken başlayacağını haber verdi. Gübreleme yapıldı, çay bahçeleri temizlendi, çay makasları tamir edildi. Hazırlıklar tamam. Fakat bir sürü de tamam olmayan şey var daha!

Şeker üreticilerinin başına gelen çay üreticilerinin başına gelir mi? Taban fiyat ne olacak? Özel şirketler kaçtan çay alacak? Tabii bir de, bütün bunlardan da önemli olmaya başlayan, çayı toplayacak göçmen işçiler sorunu var; işçi bulabilecekler mi, kaça çalışacaklar, vesaire…

Çay tarımı yaklaşık 1 milyon kişi için geçim sorunu. ÇAYKUR’un 2016 verilerine göre, 210 binden fazla kayıtlı üretici var. Çay bahçelerinin yüzde 65’i Rize, yüzde 21’i Trabzon, yüzde 11’i Artvin, yüzde 3’ü Giresun il sınırları içinde.

Çay tarımı halen küçük aile çiftçiliği şeklinde sürdürülmektedir. Çay üreticilerinin yüzde 76’sı 5 dekarın altında, yüzde 20’si 5-10 dekar arasında, yüzde 3’ü 10-20 dekar arasında, yüzde 0.1’ise ancak 20 dekar üzerinde çay bahçesine sahiptir.

Türkiye, çay tarım alanlarının genişliği bakımından dünyada üretici ülkeler arasında 8’inci sırada, kuru çay üretimi yönünden 5’inci, yıllık kişi başına tüketim bakımından ise 4’üncü sırada yer alıyor. En büyük çay üreticileri Çin, Hindistan ve Srilanka. Fakat ülkemizde üretilen çayın çok önemli bir avantajı var: En kuzey iklim kuşağında çay yetiştiriyoruz yani üzerine kar yağan tek çay bizim çayımız. Yani dünyanın en sağlıklı çayı bizim çayımız, çünkü üzerine kar yağdığı için haşere barındırmıyor. Haşere ilacı kullanmak zorunda değiliz. Diğer üretici ülkeler 30-40 çeşit haşere ile mücadele etmek zorunda oldukları için yoğun haşere zehri kullanıyorlar. Dolayısıyla çaylarında haşere zehri kalıntısı olabiliyor.

‘HEM ÜRETİCİ HEM TİRYAKİYİZ’
Biz ülke olarak çayın hem üreticisi hem de tiryakisiyiz. Çin üretimde birinci ama bizim kadar çay içmiyorlar. Yaş çay ürün rekoltesi son beş yılda 1.150-1.300 bin ton arasında değişebilmektedir. Bu üretimin yüzde 42’si ÇAYKUR, yüzde 58’i ise özel sektör tarafından işleniyor ve yıllık 260 bin ton civarında kuru çay üretimi yapılıyor. Ürettiğimiz kuru çay aslında bize yetmiyor. Yılık kişi başı çay tüketiminde Türkiye 3,5 kilogramla birinci sırada yer alıyor. Ayrıca bir de 50-60 bin ton civarında kaçak çay girişi olduğu tahmin ediliyor.

ÇAY KARADENİZLİ İÇİN SENET GİBİ

Çay, Karadenizlinin psikolojisine en iyi gelen ilaçlardan biri… Şaka değil, demli bir çayın verdiği keyiften de bahsetmiyorum.

Çay, Karadenizli için “senet” işlevi görüyor. Küçük kasabalarını dolaşırken, beyaz eşya dükkânlarının camında “çay parasına satışlarımız vardır” tabelalarına rastlayabilirsiniz. Kuraklık, don, aşırı yağış gibi doğal etkenler bir buğday ya da domates üretimini etkilediği gibi çayı etkilemez. Üretici, çaydan elde edeceği geliri, üç aşağı beş yukarı önceden kestirebilir. İnsanın, hele ki şu kriz günlerinde, geçimine yetmeyecek olsa da, eline birkaç kuruşun geçeceğini bilmesinin ne demek olduğunu, sanırım herkes bilir.

Çay, Karadenizli üreticinin geçimine yetmiyor ama garantili bir yan gelir. Bu yüzden de psikolojik bir eşik. Önemli bir dayanak…

Yine bu yüzden de, çayın tarımının geleceği ile ilgili belirsizlikler üreticilerin demini arttırıyor. ÇAYKUR da özelleştirilecek mi, taban fiyat ne olacak, özel sektör ne yapacak? İki yıldır da, organik gübreye geçilecek mi, rekolte düşerse zararı kim karşılayacak? Böyle uzuyor sorular.

ANAP iktidarından beri, bütün hükümetlerin programlarında özelleştirme var ve ÇAYKUR da özelleştirilecek kurumlar listesinde yerini korudu. Özelleştirme listesindekilerin hemen hepsi özelleştirildi. En son da şeker fabrikaları da özelleştirilince, ister istemez, herkesin aklına “sıra ÇAYKUR’da mı?” sorusu geldi.

Çalışmalarıyla bir süredir adını duyuran küçük bir kooperatif olan Hopa Çay Üreticileri Kooperatifi Başkanı Şerafettin Çelik (Artvin-Kemalpaşa) de bu riske işaret ederek, uzun bir süreden sonra ilk kez 2017’de ÇAYKUR’un zarar ettiğini açıklanmasının “KİT’ler zarar ediyor, satalım” söylemini hatırlattığını söylüyor. Ama önümüzde seçimlerin olmasından dolayı şimdilik özelleştirme beklemediğini de ekliyor.

2008’de kurulan ama yasal mevzuat olmadığı için örgütlenemeyen Çay Üreticileri Sendikası (ÇAY-SEN) Başkanı Recep Memişoğlu (Rize-Pazar) ise, ÇAYKUR’un Varlık Fonu’na devredildiğini hatırlatıyor. “Dolayısıyla ÇAYKUR rehin pozisyonunda. Seçimleri AKP’nin kazanması durumunda da kesinlikle parça parça satılacak” diyor.  ÇAYKUR’un şimdiye kadar özelleştirilmemesinin nedeninin de siyasi olduğunu, “Rize’nin siyasetteki ağırlığı”ndan kaynaklandığını ifade ediyor Memişoğlu.

Özelleştirmenin üreticileri mahvedeceğini söyleyen çay üreticisi Güran Yılmaz (Artvin-Borçka) ise, bunun nedeni olarak, özel sektörün her zaman ÇAYKUR’un belirlediği taban fiyatın altında alım yapmasını gösteriyor. “Özelleştirme olduğunda da zaten üretici onların eline muhtaç olacak, hepten düşük fiyata alacak çayı.”

Haksız da sayılmaz Yılmaz. Rize Ziraat Odası Başkanı Nevzat Paliç,“Şu an da terör ile mücadele var, devletimizin de bugünkü şartlarını biliyoruz, biz tüm ülke vatandaşları olarak zaten devletimizin yanındayız, emrindeyiz. Ama hayat şartları ve gübre artışları, birçok unsurlar göz önünde bulundurularak, bütün arkadaşlarımızın gündeme getirmesine, daha fazla istememiz gerektiğini dile getirmesine rağmen biz gerçekçi olabilmek için 2 lira 60 kuruşu oy birliği ile kabul ettik” dedi.

Çay üreticileri nezdinde özel sektör güven vermiyor. Çay üretiminde düzenleyici kurum ÇAYKUR, 1984’e kadar tekel pozisyonunda idi. 1984 yılında yayınlanan 3092 sayılı Çay Kanunu ile çaydaki devlet tekeli kaldırılarak, çay tarımı, üretimi, işlenmesi ve satışı özel şirketlere de açıldı. ÇAYKUR, bu tarihten itibaren üreticiden aldığı yaş çaya kota koydu, üreticinin fazla çayını özel şirketlere satmak zorunda bıraktı. Özel şirketlerin adı uzun zaman “ver-kurtul” olarak kaldı; üretici karşılığını almaktan umutsuzca çayını mecburen bu şirketlere sattı. Karşılığını ya kuru çay ya da gıda, ya da (fabrikanın sahibi başka hangi sektörde ticaret yapıyorsa) beyaz eşya, mobilya olarak aldı veya çoğu durumda hiç alamadı.

Bu durumun, şirketlerin üreticilerin güvenini kazanma stratejisi olduğunu söyleyen Çelik, özelleştirme olduğunda fiyatların kesinlikle düşeceğini savunuyor. Ayrıca bu durumun üreticilerin örgütlenmeye olan ilgisini de azalttığını ama “özelleştirme olduğunda üreticilerin kendi topraklarında şirketlerin işçisi haline gelmemeleri için” bugünden kooperatifler kurarak tedbir almak gerektiğini ekliyor.Temel gelir kaynağının çay olduğunu söyleyen Halis Çelik (Artvin-Hopa), son birkaç yıldır bu durumun değiştiğini anlatıyor. “Birincisi eskisi kadar çok şirket yok, birkaç şirket kaldı piyasada. Büyük şirketler. Bunlar da birkaç yıldır, en azından çayın başladığı ilk hafta, devletin açıkladığı fiyattan, hatta peşin paraya çay alıyor. Bu üretici açısından oldukça rahatlatıcı oluyor.”

ORGANİK ÇAY: ‘ÇAYI DA İTHAL Mİ EDECEĞİZ?’

Çay üreticilerinin kafasını karıştıran bir başka konu ise, geçen sene açıklanan organik çaya geçiş. Ne zaman geçilecek, her bölge aynı anda mı yoksa kısım kısım mı geçecek? Organik gübre nereden bulunacak, çay tarlalarına nasıl uygulanacak? Rekolte düşecek mi, düşerse üreticinin zararını kim, nasıl ve hangi yönteme göre karşılayacak?

2017’de hükümet Karadenizli bakanlarıyla birlikte “çay tarımında devrim” olarak açıkladı, organik çaya geçişi. Arkasından 2018’de geçileceği açıklandı. Sonra yeniden ertelendi. Kimileri ertelemenin seçimlerden dolayı olduğunu kimileri ise mevcut gübre üreten şirketlerin stoklarını eritmek için beklendiğini, bu yüzden ertelendiğini savunuyor.

Üreticiler organik gübre, organik çay meselesinde ikna olmuş durumda. Çünkü onlar da, azotlu gübrenin toprağa ve suya zarar verdiğini düşünüyor. Karadeniz’de tarıma elverişli arazilerin tamamına yakınında çay tarımı yapıldığından, bu durumun çok önemli olduğuna onlar da dikkat çekiyorlar. Bu bilinçlenmede kanser vakalarının oldukça yüksek olması kadar, bölgede hidroelektrik santrallerine karşı verilen mücadelenin de etkisi olduğu söylenebilir.

Fakat bir taraftan da, organik çaya geçişle birlikte doğallığında yaş çay rekoltesinin düşmesinden doğacak gelir kaybının ne olacağını düşünüyorlar. Doğa için, sağlık için evet ama ya geçim ne olacak?

‘DEVLET ORGANİZE OLAMADI’

Çay-Sen Başkanı Memişoğlu, organik çaya geçiş konusunda devletin organize olamadığını söylüyor. “Hiçbir yasal düzenleme yok, strateji yok, program yok.” Ertelenmesinin nedeninin de üreticilerin taleplerinin karşılanması konusunda bir netliğin olmamasına bağlıyor. Memişoğlu ayrıca hükümetin uzun zamandır bir Çay Kanunu taslağı üzerinde çalıştığını, organik çaya geçiş için de bu taslağın yasalaşmasını bekliyor olabileceklerini ileri sürüyor.

Hopa Çay Üreticileri Kooperatifi Başkanı Çelik ise, organik çaya geçişle ilgili bir başka tehlikeye dikkat çekiyor. Türkiye’de üretilen çayın iç tüketime yetmediğini, kaçak çayın olduğuna dikkat çeken Çelik, “Organik çaya geçildiğinde yüzde 40 daha da az kuru çay üretilecek. Peki, bu eksiklik nasıl ve nereden karşılanacak? Kaçak çayla mı? Çayı da mı ithal edeceğiz?” diye soruyor ve ekliyor: “Belki de esas plan bu!”

Hopa Çay Kooperatifi

Hopa Çay Kooperatifi, 1959’da kuruldu. Bölgede çay fabrikasına sahip tek kooperatif. Ama uzun yıllar yanlış yönetildiği için borç batağındaydı. Resmi olarak 4 bin civarında üyesi var. Eski yönetimin kooperatifin taşınmazlarını satmak istemesine karşı hareketlenen üreticiler yeni bir yönetim oluşturdu. Üç senedir yeni yönetim borçların bir kısmını ödemeyi başardı ve uzun zamandır borç yüzünden kapalı olan fabrikada üretime başladılar. Hem şirketlere karşı direnmeye çalışıyoruz hem de geçmiş yönetimlerin hataları yüzünden kooperatife güvenmeyen üreticileri ikna etmeye çalışıyoruz, diyor Çelik.

Çay Üreticileri Sendikası

Çay Üreticileri Sendikası’nın kuruluş çalışmaları 2007’de başladı. O yıl Rize Pazar’da ve Trabzon Of’ta örgütlenebildiler. Ama karşılarına yasal mevzuat sorunu çıktı. Yasal süreçteki sıkıntılarla birlikte sendika fikrinin çok fazla ilgi görmemesi de Çay-Sen’in etkisini azalttı. Genel Merkezi Rize Pazar’da. Başkanı Memişoğlu, ısrarla çalışmaya devam ediyor. Bu sene de herkesten önce yaş çayın taban fiyatına dair açıklama yayınladı. “Bu yıl devletin açıkladığı faiz oranlarını resmi enflasyon olarak temel almamız gerekirse yüzde 15 zam talep ediyoruz. Çay Sen olarak, bu rakamlar üzerinden taban fiyatın 2 lira 87 kuruş ve destekleme ile birlikte 3 lira fiyat talep ediyoruz” diyor.

Çayı artık Gürcü işçiler topluyor…

Çay, nemli sıcak havayı seven bir bitki. Çay filizleri 2,5 yaprak olunca en ideal olgun halini alır ve fazla geçirmeden toplanması gerekir. Yoksa hızlıca kartlaşır, su kaybına uğrar. Hem kilo gelmez hem de ondan üretilen kuru çay kaliteli olmaz.

Çay bahçeleri bugün artık, Doğu Karadeniz’de tarıma elverişli bütün alanları kaplamış durumda. Buna karşılık aileler çekirdek aileye küçülmüş. Üstelik çay tarımı tek başına geçime yetmiyor. Genellikle yaşlı nüfus dışında herkes farklı sektörlerde çalışıyor. Köylerdeki nüfusun büyük çoğunluğu il-ilçe merkezinde ikamet ediyor. Bu yüzden de yaş çayın toplanması ek iş gücüne ihtiyaç duyuluyor.

Bu ek iş gücünü uzun zamandır, Gürcistan’dan günübirlik gelen göçmen işçiler karşılıyor. Ülkelerindeki işsizlik ve düşük maaş, yoksul Gürcüleri Hopa’ya sürüklüyor. İnşaat, gıda, tarım, temizlik ve bakım gibi birçok iş kolunda Gürcüler çalışıyor. Her ne kadar Türkiye’deki işçilerden daha ucuza ve daha kötü koşullarda çalışmak zorunda kalsalar da, kendi ülkelerinde kazandıklarından daha fazla kazandıkları için durumlarına katlanıyorlar.

Sabahın en erken saatlerinde Sarp kapısında işçi bekleyenler, daha orada pazarlığa başlıyorlar. Çay sahipleri arasındaki rekabetten elbette işçiler kazançlı çıkıyor. Geçen sene çay toplayan Gürcü işçilerin günlük ücreti 100 TL’ydi. Ama dara düşenler 150 liraya bile çalıştırmayı kabul edip, işçileri kapıyormuş. İşçiler de uzak köylere, zor bahçelere gitmemek için pazarlık gücüne de sahip oluyorlar böylece.

Gürcü işçilerin büyük çoğunluğu yıl boyunca Hopa’da çalışabilmek için, her gece saat 24’ten önce çıkış yapıp, 24’ten sonra tekrar giriş yapıyorlar. Böylece vize sorunu yaşamıyorlar. Aksi takdirde burada en fazla 90 gün kalıp döndükten sonra kendi ülkelerinde de 90 gün kalmak zorundalar. Bu da ekonomik sıkıntıya neden olduğu için pek tercih edilmiyor.