Artvin’de HES’ler: Her şeye rağmen 3-5 ağaç meselesi

0

Cemil Aksu

HES’ler Türkiye’de doğa düşmanı enerji politikalarındaki yeri gerilese de devam ediyor. Özelleştirme uygulamalarının 1984 yılında başladığı enerji sektörü, 2001 yılında çıkarılan 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile tamamen piyasanın kontrolüne girmiştir. Yüksek kârlılık vaat eden, tahsilat garantili hale getirilen elektrik piyasası, kâr arayışındaki sermaye grupları için cazip bir alan olmuştur. 2003 yılından itibaren uygulanan Su Kullanım Anlaşmaları ile tüm nehirlerimiz 49 yıllığına şirketlere devredilmesi sağlanmıştır. HES furyası tam bir doğaya hücuma dönüşmüştür. DSİ’nin hazırladığı verilerle Edirne’den Ardahan’a kadar her yerdeki dereler şirketlerin hedefi haline geldi. Sayısı hiçbir zaman tam olarak belirlenemeyen HES projelerinin sayısının 2000’leri bulduğu tahmin ediliyordu. Doğu Karadeniz’de “su kullanım hakkı anlaşması” çerçevesinde, Trabzon’da 135, Rize’de 84 adet HES yapımı planlanmıştı. Çoruh Nehri’nin ana ve yan kolları üzerinde planlanan ve yapımı süren 15 adet büyük baraja ek olarak 116 adet nehir tipi HES tesisinin yapımı gündeme gelmişti.

Şirketlerin 2005’ten itibaren birden tavan yaptığı derelere, vadilere hücumu, su kaynaklarının, derelerinin, vadilerinin ellerinden alınmasına karşı çıkan yerellerde “yaşam alanlarını savunma”sıyla karşılaştı. HES’lere karşı verilen mücadele hızla yurt sathına yayılarak siyasal gündemin yüksek konuları arasında kendine yer açmayı başardı. Yerel platformların mahkeme koridorlarında, dere boylarında ve elbette medya alanında verdiği mücadeleler birçok projenin durdurulmasını sağladığı gibi çevre konusunda da farkındalık yaratılması açısından büyük bir atılım gerçekleştirdi.

Artvin, başta Çoruh Vadisi ve kolları olmak üzere bütün dereleri üzerinde –hatta Murgul örneğinde olduğu gibi, bir dere üzerinde birçok HES’in projelendirilmesine bağlı olarak bu mücadelede de sıcak noktaların başında geldi. Bunda birçok faktörün etkisini hesaba katmak gerekir. Birinci olarak, Türkiye’nin en uzun soluklu mücadelesi olan Cerattepe’deki siyanürlü madenciliğe karşı verilen mücadelenin deneyimi sayılabilir. Fakat daha temelde Artvin’in 1960’lı 70’li yıllara kadar giden sol kimliğinin bakiyesini akılda tutmak lazım.

Buna rağmen Artvin’in HES’lere karşı mücadelede geç kaldığını söyleyebiliriz. 90’lı yıllardan itibaren Yeşil Artvin Derneği çatısı altında siyanürlü madenciliğe karşı doğa ve yaşam alanlarını savunma mücadelesi veren Artvin, Çoruh nehrini boğum boğum boğan barajlara ve nehir tipi HES’lere karşı uzun zaman sessiz kaldı.

Tarihi 1969’larda başlayan, 1982 yılında master planı tamamlanan ve günümüze kadar devam eden “Çoruh Nehri Hidroelektrik Gelişme Planı” çerçevesinde Çoruh Nehri ana kolu üzerinde 10 adet barajlı Hidroelektrik Santral (HES), yan kollar üzerinde 5 adedi barajlı, 17 adedi regülatörlü olmak üzere toplam 32 HES yapılması planlanmıştı. Bu barajlardan Muratlı Barajı 1999 yılında inşaatına başlanılmış olup 2005 yılında işletmeye alınmıştır. Borçka Barajı 2007 yılında Deriner Barajı ise 2013 yılında işletmeye alınmıştır. Yusufeli Barajı’nın inşaatına 2012 yılında başlanmıştır. Diğer barajlar ise planlama aşamasındadırlar.

İlçeleriyle birlikte Artvin’de yapımı planlanan 105 HES projesinden 25’ü Yusufeli’nde, 21’i Borçka’da, 21’si Şavşat’ta, 8’i Murgul’da, 14’ü Arhavi’de, 2’i Hopa’da, 9’i Merkez ilçede ve 5’i de Ardanuç’ta bulunuyor.  Bunlardan 4’ü barajlı HES olmak üzere 19 tanesinin yapımı tamamlandı, üretime geçti. 8 tanesinin inşaatı ise sürüyor.[1] Ayrıca lisans almış ve önlisans aşamasında olan 20’yi aşkın HES bulunmaktadır.

HES’lere karşı verilen mücadelede Hopa ve Ardanuç, hiçbir projeye izin vermeyerek başı çekti. Hopalıların HES’e karşı mücadelesi belki de en kısa HES direnişi oldu. Daha mücadeleye yeni başlamışken, 31 Mayıs 2011’de seçim mitingini Hopa’da yapan dönemin başbakanı RTE’nin protesto edilmesine polisin saldırması üzerine Hopalıların direnişinin üzerinden bir ay geçmeden HESçi şirket projeden vazgeçtiğini açıklamak zorunda kaldı. 31 Mayıs’taki direnişte Hopalılar sevgili öğretmenleri, doğa tutkunu Metin Lokumcu’yu kaybettiler. Lokumcu, polisin gazlı saldırısında kalp krizinden hayatını kaybetti.

Ardanuç ise mücadele hala sürüyor. Şimdiye kadar HESçi şirketlere izin vermeyen Ardanuçlular, en son geçen sene 27 Mart’ta Akarsu köyünde Bulanık Deresi üzerinde yapımı planlanan Bulanık HES Projesi için köye gelen sondaj makinelerini de geri püskürttü. Aynı havzada planlanan 6 HES projesinden biri için geçen sene Rize İdare Mahkemesince “ÇED Olumlu” kararı iptal edildi. Diğerleri için ise hukuk mücadelesi sürüyor.

Hem tarihi hem de doğası ile son derece eşsiz bir yer olan Şavşat, ise Artvin’de HES’lere karşı mücadelenin önemli noktası. Şavşat, 12 Eylül öncesinde “kurtarılmış bölge” adını hak eden bir yerdir.  Elbette o günlerin bir bakiyesi olacaktı ve oldu da. Şavşatlılar hem ilçelerinde hem de başta İstanbul olmak üzere gurbet ellerde HES’lere karşı mücadele yürüttüler. Yaz aylarında, gurbettekiler memleketlerine akın ettiler. Ve birçok projeyi engellemeyi başardılar.

Buna rağmen, görece içe kapalı bir belde olan Meydancık’ta Papart deresi üzerine 3 tane HES yapılması engellenemedi. Papart Deresi üzerindeki 2 HES (Papart Regülatörü ve HES ve Diyoban HES) üretime geçti, birinin inşaatı sürüyor. Meydancık, 2006 yılında UNESCO tarafından özel biyosfer alanı ilan edilen Camili’nin devamı ve arka sırtı. Şavşat’ta yapımı tamamlanan diğer HES ise Susuz HES. Bu HES’in inşaatı bitti ama köylülerin açtığı davada ise bir milim ilerleme sağlanamadı hala! Susuz HES’te 201’de Rize İdare Mahkemesi ilk kararında köylülerin ÇED Olumlu Kararı’na zamanında itiraz etmedikleri için başvurularını reddetti. Karar Danıştay’a taşındı. Danıştay ancak 2015’te yerel mahkemenin kararını bozdu ve HES’lere karşı davalar için “zaman aşımı” engelini kaldırdı. Ama bu arada inşaat bitti. Dava sürüyor.

Şavşat’ta Mahsunat deresi üzerindeki 2M HES’in ise inşaatı sürüyor. Başka birçok yerde de olduğu gibi 2M HES’in önünün açılmasının nedeni olarak, şirketin taşeronunun o köyden olması ve muhtarın etkisi belirtilmektedir.

Şavşat’ta 12 tane HES’in davası sürüyor. Meydancık Papart’taki 4 HES, Veliköy’de ve Laşet’teki HES’ler ise iptal ettirildi.

HES’ler açısından en çok mahva uğrayan ilçeler Yusufeli ve Borçka oldu. Çoruh’un kenarındaki bu iki ilçenin kaderi Çoruh nehri üzerindeki büyük baraj projeleri ile değişti. Çoruh nehri üzerine planlanan barajların ikisi Borçka’da ikisi de Yusufeli’nde. Yusufeli ilçe merkezi ve 19 köyün baraj suları altında kalacağı için taşınmasına karar verildi. Yusufeli’ndeki baraja karşı ilk başlarda barajın yapımı için kredi verecek olan uluslararası fon kuruluşları nezdinde önemli bir mücadele yürütüldü. Bu girişimler sonucunda Avrupalı fon kuruluşları projeye kredi vermekten vazgeçti. Uluslararası alandaki bu başarıya yerel direniş eşlik edemedi.[2] Hem Yusufeli’nde hem Borçka’da halk baraj vesilesiyle yapılacak “kamulaştırma”lardan kazanacakları paraların derdine düştüler. Onların mücadelesi bu “kamulaştırma bedeli”nin yükseltilmesi için oldu. Ayrıca bu iki ilçenin de oldukça muhafazakar-milliyetçi bir seçmen profiline sahip olmasının, şirketlerin ve AKP’nin manipülasyonlarına çabuk ikna olmasında etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Yusufeli için belirlenen yeni yerleşim yerinin düzenlemeleri sürüyor hala. Artık bir muhalefetten çok iz yok. Yine de halkın yarısının baraja karşı olma noktasında durduğunu görmekteyiz. 2015’te Demirdöven ve Yaylalar köyleri arasında bulunan Barhal deresi üzerinde HES onayı alan inşaat firmasının, iş makinelerini ve konteynerlerini sahaya getirmesi üzerine bölge halkı Yusufeli Sarıgöl Dereleri HES Karşıtı Platformu kurarak son bir çıkış yaptı ama daha çok gurbetçilerin gayretiyle gelişen bu itiraz da sönümlenmiş durumda.

Artvin’deki HES karşıtı mücadele açısından Arhavi’nin yeri birçok açıdan özgünlük arzediyor. İlçenin başına musallat olan MNG şirketinin patronu Arhavili. MNG, belediyeye yaptığı yardımlar, birçok öğrenciye burs imkanı sağlaması vs. nedeniyle “vefa borcu”yla borçlandırdığı Arhavi’yi “kendi malı gibi ye”meye kalkışıyor.

İlçe 2004-5 yıllarında Karadeniz otoyolundan dolayı sahilini kaybetti. Deniz dolgusu için de birçok taş ocağı tesisi kuruldu. Ardından HES furyası başladı. Arhavi’de 14 adet HES projesi var. Bunlardan biri olan Kavaklı HES, kamuoyu tarafından “çılgın HES” olarak biliniyor. “Çılgın” çünkü HES şehir merkezinde ve iki derenin tünellerle birleştirilerek merkezdeki regülatöre taşınmasını öngörüyor.

Arhavililer bu “çılgın HES”e 2012 yazında bir direniş çadırı kurarak mücadeleyi başlattılar. Dört aylık bu ilk direniş mücadelede önplanda olan bazı köylülerin şirketle anlaşması sonucu akamete uğradı. Kemerköprü köyünün muhtarı köyünü perişan edecek bu projenin taşeronu olarak görev aldı. Peşinden regülatörün inşa edilmesinin planlandığı bölgede bir arazinin şirkete satılması pek çok insanı moral olarak yıktı. Hemen ardından 2013 yılının Eylül ayında Arhavi Belediyesi İl Genel Meclisi tarafından imar planları değiştirilerek projenin yapımı için bir adım daha atıldı.

Mücadelenin ikinci etabında ise 28 Ocak 2014 tarihinde projenin “ÇED olumlu” raporunun iptali için açılan davanın bilirkişi incelemesi vesilesiyle İstanbul’daki hemşehrilerinin ve çevre ilçelerden HES karşıtlarının desteği ile 2 bin kişilik miting gibi basın açıklaması ile başladı. Bu, bölgenin en ciddi katılımlı eylemlerinden biri olarak tarihteki yerini aldı. 2014 bahar ve yaz ayları şirkete karşı önemli kazanımlar elde edildi. Bu direnişe olan inancı büyüttü. Yeniden “direniş çadırı” kuruldu.

11 Temmuz’da köylüler şirketin yaptığı “kaçak köprü”yü işgal ederek, ulaşıma kapattılar. Eyleme şirket çalışanları saldırması kamuoyunda oldukça yankı uyandırdı. Ağustos (19)’ta da Rize İdare Mahkemesi “çılgın HES” için yürütmeyi durdurma kararı verdi. Karar 23 Ağustos’ta bir yürüyüş ile kutlandı.

Fakat iş burada bitmedi elbette. Çevrecilerin bu zaferine karşı AKP’li belediye başkanı ve şirketin “vefa borçluları”, “HES istiyoruz” eylemi yaptılar.[3] Kavak HES projesi ile ilgili olarak hazırlanan birinci ÇED raporu açılan dava sonucunda 2014 yılında iptal edilmişti. Daha sonra projede çok kapsamlı değişiklikler yapılacağı belirtilen 2’nci ÇED Raporu için ‘Olumlu’ kararı verilmişti. Böylece 2’nci ÇED raporu hakkında verilen karar ile 1’inci ÇED raporu hukuken ortadan kaldırılmıştı. İkinci ‘ÇED Olumlu’ kararı da Temmuz ayında iptal edilmişti. Birinci ÇED olumlu kararını iptal eden Rize İdare Mahkemesi’nin kararının Danıştay tarafından bozulması üzerine, şirket birinci ÇED raporunun tekrar geçerli olduğu gerekçesiyle şantiye alanına girmiş ve inşaat hazırlığına başladı.

Ve bu karar zamanlaması çok “manidar” bir zamanda geldi! İktidarın 7 Haziran seçim sonuçlarını fiilen yok ederek ve ülkeyi bir terör dalgasının içine sokarak kazandığı 1 Kasım seçimlerinden hemen akabinde! 7 Haziran’da HDP şahsında aslında bütün toplumsal muhalefet güçleri AKP’ye karşı bir zafer tattı. 1 Kasım’da da, AKP’nin tahmin edilemeyen seçim zaferinden dolayı büyük bir inanç kırılması yaşadı. Bu kırılma bütün mücadele alanlarında farklı düzeylerde de olsa yaşandığı aşikar. Ekoloji mücadelesi açısından ise, zaten yerellerde az ama öz güçle yürütülen mücadelenin çok yönlü bir baskılanmaya uğramasına neden oldu. En başta da “insanlar öldürülürken 3-5 ağacın meselesi mi olur” duygusu hakim hale gelmesi… 7 Haziran’dan sonra ardı ardına gelen katliamlar, saldırılar, AKP’nin doğanın ve müştereklerin talanına dayalı “çevresindekileri ihya etme” politikasına karşı en önemli direnci sergileyen ekoloji/çevre mücadelesini siyaset gündeminin altına doğru itti. Cerattepe’de, bu talan politikalarının prenslerinden biri olan Mehmet Cengiz’in altın ve bakır madeni işletmesine başlamasının fiilen ve hukuken engellenememesi, İstanbul’un akciğerlerinin son kalan parçası olan Kuzey Ormanlarını tarumar eden/edecek olan 3. Köprü ve 3. Havalimanı inşaatlarının durdurulamaması 1 Kasım sonrası oluşan ideolojik ve siyasi atmosferi daha da ağırlaştırdı.

Doğanın ve müştereklerin talanı elbette sadece AKP’nin düzeni ile alakalı değil. Sermayenin global düzeyde kendini yeniden değerleme arayışının bir parçası. Bir başka açıdan da bu talana karşı mücadele -zaman zaman geri düşse de- bütün insanların adil ve doğa ile uyum içinde yaşamını esas almasından dolayı bir tek ağacı, bir orman parçasını, bir parkı, bir türün yaşamını kurtarmayı bile zafer sayar, saymalı. HES’ler yurt çapında, hem karlılık oranı çok düşmesinden hem de toplumsal muhalefetten dolayı doğa düşmanı enerji politikalarında önemi ve yeri azaldı. Bununla birlikte, doğal yataklarından sökülerek tünellere hapsedilen suların kurtarılması, derelerin özgürce akmasını, iletim hatları ve gelişi güzel yapılan yollarla parçalanan ormanların yeniden bütünlüğünün sağlanması, yeni imar uygulamalarının engellenmesi gibi birçok görev önümüzde duruyor. Bunun için “her şeye rağmen”[4] 3-5 ağacın meselesine sahip çıkmak gerek.

[1] http://bolge26.dsi.gov.tr. 2014’te Artvin CHP milletvekili Uğur Bayraktutan’ın soru önergesine Enerji Bakanı Taner Yıldız tarafından verilen yazılı cevapta Artvin’de lisanslı HES projelerinin sayısının 47 olduğu ifade edilmiştir. http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/7-35784sgc.pdf

[2] Yusufelililerin baraj ile macerasını şuradan okuyabilirsiniz: Erdem Evren, Bir Baraj Karşıtı Mücadelenin Yükselişi ve Düşüşü: Yusufeli Barajı Projesi ve Hidro-kalkınmanın Zaman-Mekan Siyaseti, (Der.) C. Aksu, S. Erensü, E. Erdem, Sudan Sebepler, İletişim Yayınları, 2016

[3] Arhavi’deki HES karşıtı mücadelenin bu iki evresini direnişin içinden anlatan bir yazı için bakınız: Akif Uyanık, Arhavi’nin Örnek HES Zaferi! Yeşil Direniş gazetesi, 7/8 Ağustos/Eylül 2014https://www.facebook.com/480530692057646/photos/a.480579065386142.1073741828.480530692057646/596001550510559/

[4] Tanıl Bora, Her şeye rağmen, http://www.birikimdergisi.com/haftalik/8103/her-seye-ragmen#.WH3JBRuLTIU