Birazcık hayvan olalım! | Nazlı Demet Uyanık

0
Temmuz 2021 Arhavi Sel Felaketi (Arhavi'nin Sesi Haber Portalı)

Yeteri kadar insan olduk. İnsan olmanın bütün hallerini yaşadık, yaşıyoruz. Muhteşem tablolar resmettik, tüyleri diken diken eden senfoniler besteledik, gözleri yaşartan kitaplar yazdık. Ay’a insanlar, Mars’a robotlar, galaksinin uç noktalarına mekikler yolladık, devrimler yaptık, zaferler kazandık… Öte yandan, başka canlılarla bir arada yaşamayı, dünyayı onlarla paylaşmayı öğrenemedik hâlâ. Hem birbirimize hem bütün dünya canlılarına etmediğimiz kötülük kalmadı.

Geçen yılın sonunda Gaziantep’te yaşanan talihsiz bir olaydan hareketle, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sokak hayvanlarının toplatılması talimatını verdi. Bu talimattan beridir, hâli hazırda zor koşullarda yaşam savaşı veren hayvanlar, ülkenin dört bir yanında türlü işkencelerle toplanıyor, ölüm ve eziyet çukuru olan buz gibi beton barınaklara kapatılıp aç susuz bırakılıyor, durumu fırsat bilen bazı gözü dönmüş canilerce zehirleniyor, dövülüyor, derileri yüzülerek öldürülüyor. Ayrıca bazı cinslerin yasaklı, psikopat ilan edilmesiyle beraber, bu türlere karşı katıksız bir nefret ve korku pompalanıyor.

Oysa bu hayvanları üreten, ticari malmış gibi çoğaltıp satan, birbirleriyle dövüştüren biziz. Yavruyken aldığı köpeğini karanlık bir odada aç bırakan, çiğ et yedirip, her gün defalarca dövüp, elektrik verip, kedileri parçalatarak vahşiliği öğreten de. Merdiven altlarında, evlerin bodrumlarında, dükkân depolarında dışkı, idrar, pislik içinde doğurttuğu hayvanların çığlıkları duyulmasın diye ses tellerini veterinerlere kestiren de, bunu yapan veterinerler de insan. Sosyal medya hesaplarında birbirinden güzel fotoğraflarını koyduğu cins cins kedileri, köpekleri, kuşları, sürüngenleri uluorta satan da, satın alan da, bu suçlara göz yuman da. Çocuğunu yaz tatilinde eğlendirsin diye bir heves sahiplendiği köpeğini tatil sonunda sokağa atan da, tecavüz eden, iç organlarını parçalayıp ölümüne sebep olan da, yakıp, bağlayıp, asıp, boğazlayan da, bu zalimliklerin hiçbirini denetlemeyip cezalandırmayan da insan. Yasalarla belirlenmiş kısırlaştırma, bakım, tedavi görevini son 18 yıldır ihmal eden, sokaktaki hayvan sayısının artmasına neden olan, şikâyetler artınca çöp kamyonlarına doldurup dağ başlarına savuran, açlıktan birbirlerini parçalamalarına, yaban hayatını tehdit etmelerine sebep olan belediyeleri de insanlar yönetiyor. Ama nasıl olduysa, insanın yarattığı cehennemin sorumlusu hayvanlar oldu.

Arhavi Nero Hayvan Bakımevi (Fatma Güzel)

Türkiye’nin genelinde olduğu gibi, Artvin’de de hayvanlar meselesinin yaratılmış bir sorun haline geldiğini söyleyebiliriz. Özellikle memleketim Arhavi son dönemde çok dikkat çekiyor. Arhavili ve hayvan hakları meselesine kafa yoran biri olarak, ilçemizde yaşananları yakından takip ediyorum. Hayvanlara karşı işlenen suçlar bu topraklar için yeni bir şey değil elbette. Sadece artık bu suçlardan haberdar olmak daha kolay. Zararlı bir kültür olarak atmacacılıktan avcılığa, yöre halkının hayvanlarla ilişkisinin pek de sevimli olduğu söylenemez. Bölgede ineklerle, tavuklarla, atmacalarla, bazen de köpeklerle yakın ilişkiler kurulduğunu biliyoruz. Ama buradaki yakınlık paylaşım, empati, sevgi veya yaşam hakkına saygıyla değil, ne yazık ki daha çok sömürüyle ilgili. İnsanların büyük kısmı, yalnızca kendilerine çıkar sağlayan veya en azından kendi çıkarını tehdit etmeyen canlılarla ilişki kuruyor, diğer türlerin yaşam hakkını çok da umursamıyor. Mesela, atmacacılıkla ilgilenen insanların atmacalara kendi çocuklarından daha iyi baktıkları iddia edilir hep. Tabii, kimse atmacaya soramıyor ne hissettiğini, anlamaya da çalışmıyor. “Çocuklarından çok sevdikleri” atmacanın başına gelenler, kendilerinin başına gelse ne hissedeceklerini düşünmek de istemiyorlar. Uçmak için yaratılmış, özgürlüğün timsali haline gelmişken, birileri tarafından zapt edilmek müthiş bir ızdırap olmalı. Atmaca için gözleri örtülen Ğaço (kırmızı sırtlı örümcek kuşu) ve Ğaço’yu yakalamak için yem olarak kullanılan Ğvapa’nın (danaburnu) başına gelenlerden bahsetmiyorum bile… Arhavi; kültürünü var eden denizini, derelerini, güzelim vadilerini, yaylalarını taş ocaklarına, HES’lere kurban verirken, mimarisini çirkin ve kişiliksiz yapılarla yok ederken, avcılık ve atmacacılık gibi zalimlikleri kültürü yaşatmak olarak savunabiliyor. Sadece Arhavi için geçerli değil bunlar, bölgeye has bir durum.

Arhavi’de yavru ayıyı köpeklerine parçalatan caniyi hatırlayanlar olabilir. Bütün ülke bu olayla çalkalanırken kimileri, ayıların bal peteklerine verdiği zararlardan yakınıyordu, ayıların işkenceyle öldürülmesi gerektiğini savunurcasına… Sonra sel oldu. Gamze Topuz’un büyük emekleriyle kurulan Nero Bakımevi sular altında kaldı, birçok köpek boğularak can verdi. Bakımevinin taşkın bölgesine inşa edildiği ortaya çıktı. Gamze Topuz olayın sorumlusuymuş gibi hedef gösterildi, linç ettirildi, ölüm tehditleri aldı.

Gamze Topuz’a ve belediyeye başlatılan linç kampanyasından bu yana, hayvanlara yönelik hizmetler yerine getirilmedi. Kısırlaştırmalar uzun yıllardan beridir yapılmadığı için hayvan nüfusunda patlama yaşandı, şikâyetler arttı, çaresiz kalan Arhavi Belediyesi bu defa sokak köpeklerini toplamaya kalktı. Kamera görüntüleri ortaya çıkınca köpekler geri bırakıldı. Böyle böyle, her türlü yanlışla, talihsizlikle, felaketle bugünlere gelindi.

Arhavi Nero Hayvan Bakımevi (F. Güzel)

Cumhurbaşkanının talimatından beridir bir gözümüz hep Arhavi’de. Her an yeni bir haber düşmesini diken üstünde beklerken geçenlerde sosyal medyada bir videoya denk geldik. Arhavi’deki sokak köpekleri küpeli küpesiz, çelimsiz irikıyım fark etmeksizin geçen yaz selin vurduğu ve yıkım kararı verilen Nero bakımevine kapatılmış. “Belediye, cumhurbaşkanının talimatını dikkate alıyor demek ki” diye düşünmeden edemedik. Sonra, “Yok canım, o kadar da olamaz” dedik. “Muhtemelen bu talimatın yasadışı olduğundan haberleri yok.”

5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 4. ve 6. Maddeleri gayet açık:

“Bütün hayvanlar eşit doğar ve bu kanun hükümleri çerçevesinde yaşama hakkına sahiptir.

Sahipsiz hayvanların da, sahipli hayvanlar gibi yaşamları desteklenmelidir. Hayvanların korunması, gözetilmesi, bakımı ve kötü muamelelerden uzak tutulması için gerekli önlemler alınmalıdır.” – Md 4

“Sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanların en hızlı şekilde yerel yönetimlerce kurulan veya izin verilen hayvan bakımevlerine götürülmesi zorunludur. Bu hayvanların öncelikle söz konusu merkezlerde oluşturulacak müşahede yerlerinde tutulması sağlanır. Müşahede yerlerinde kısırlaştırılan, aşılanan ve rehabilite edilen hayvanların kaydedildikten sonra öncelikle alındıkları ortama bırakılmaları esastır.” – Md 6

Yasa, hayvanların bir talimatla bu şekilde alıkonamayacağını net şekilde ortaya koyuyor. Küpeli, sağlıklı ve kısırlaştırılmış hayvanlar hiçbir koşulda kapatılamaz.

Olay üzerine, bazı üniversite öğrencilerinin bakımevinin önünde protesto gösterisi düzenlediğini öğrendik. Bu sayede küpeli hayvanlar yeniden sokağa bırakılmış. Belediye yetkilileri çok şikâyet aldıklarını, insanların artık sokakta yürürken korktuğunu, sel felaketinden sonra yeni bir bakımevi de kurulamadığı için böyle bir önlem almak zorunda kaldıklarını söylüyor. Bir yandan anlaşılır bir durum. Ne var ki, küpeli hayvanların oraya kapatılmasını ve bunca zamandır bakımevi için hala bir alan bulunamamış olmasını açıklamıyor tabii. Bu sorumsuzluk sadece belediyeye ait değil elbette, kaymakamlık gibi diğer yetkili kurumların da payı büyük.  Kötü niyetli olmasa da ortada ciddi bir ihmal var. İşlerin bu denli sarpa sarmasının, hayvan nüfusunun bu denli artmasının en büyük sebeplerinden biri, kısırlaştırma görevinin uzun yıllar boyunca yerine getirilmemesi.

Arhavi Eski Çaykur Lojmanları (F. Güzel)

Sevindirici şekilde, Arhavi Belediyesi şubat ayının sonlarına doğru, kararlaştırdığı gibi kısırlaştırmaları başlattı. Trabzon Belediyesinden gelen veteriner ekibi, hayvanseverlerin gözetimi altında 16 köpeği kısırlaştırdı. Kısırlaştırılan ve küpesi olmayan üç köpek küpelenip sokağa bırakıldı. Trabzon ekibi 15 günde bir Arhavi’ye gelerek sokaktaki hayvanları düzenli olarak kısırlaştıracak. Bu, geç de olsa önemli bir adım ve disiplinle yürütülmesi gerekiyor.

Peki, Arhavi dışında bölgede durum ne? Çalışmalara dair resmi kaynaklardan ve yetkililerden bilgi aldık. Borçka Belediyesi kısırlaştırmaları sosyal medya hesabından düzenli şekilde paylaşıyor. Artvin’de 33 ayrı noktada besleme kulübeleri var. Buradaki mama ve su kapları günlük olarak takip ediliyor, eksikleri gideriliyor. Kısırlaştırmalar düzenli şekilde yapılıyor. (Bugüne kadar 500’ün üzerinde sokak köpeği kısırlaştırılmış.) Vatandaşların kendi hayvanlarını kısırlaştırma talepleri ücretsiz şekilde karşılanıyor. Hasta ve yaralı hayvanlar Artvin Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde tedavi edildikten sonra yaşam alanlarına geri bırakılıyor. Ayrıca, yaralanan hayvanlara yardım etmek amacıyla bir de acil müdahale ekibi var.

Kısırlaştırma ve tedaviler farklı ilçe belediyelerinin işbirliğiyle yürütülürse süreç çok daha hızlı işleyecektir. Bu, hayvanların komşu ilçelere bırakılmasının da önüne geçecektir. Bir de, köylerde bırakılan hayvanlar var. Bölge halkının artık büyük bir kısmı, kışı ilçe merkezindeki evlerinde geçiriyor. Hayvanları kışın köyde bıraktıkları ve çoğunu kısırlaştırmadıkları için hayvanlar yavrularıyla beraber karda kışta, aç biilaç bir başlarına kalıyor. Sahipli hayvanların da kısırlaştırılması, kayıt altına alınarak takip edilmesi gerekiyor.

Hem Türkiye’de hem bölgede, çok çetrefil bir hâl aldıysa da bu sorunun çözümü aslında o kadar zor değil. Öncelikle yanlışların geri dönüşsüz şekilde düzeltilmesi şart. Bu da topyekûn kararların alınması, yasaların yeniden düzenlenerek cezaların arttırılmasıyla, en önemlisi hem belediyelerin hem de bireylerin hayvanlara karşı eylemlerinin sıkıca denetlenmesiyle mümkün. Hayvan ticareti durdurulursa, hayvan dövüşleri yasaklanır, bu dövüşleri düzenleyenler cezalandırılıp tedavi edilirse, cins hayvanların üretimi ve satışı engellenir, hayvan sahiplenenlerin sokağa hayvan bırakmalarının önüne geçilirse, belediyeler kısırlaştırma, sahiplendirme, bakım, tedavi, rehabilitasyon ve kayıt altına alma görevlerini layığıyla yerine getirirse, çocukların hem doğa hem hayvanlarla ilişkilerini geliştirecek eğitim ve çalışmalar yapılırsa bu iş niye çözülmesin ki? Elbette bütün sıkıntılar bir anda yok olmayacaktır, bazen aksamaların yaşanması da kaçınılmaz. Ama hem insanlar hem hayvanlar için daha huzurlu, sağlıklı ve güvenli bir ortam yaratabilmek, yani bir arada yaşayabilmek o kadar da imkânsız değil.  Sokakta hayvan olmamasını sağlamak yerine, sokağı hem insanlar hem hayvanlar için daha güzel bir hâle getirmek en akılcı yol olacaktır.

Neler yapılması gerektiği belli de nasıl olacağı hep bir muamma. Her hâlükârda, hayvanlar konusunda daha yapıcı çözümler aramak zorundayız. İşin aslı, bu sorunları aşmanın yolu, insani özelliklerimizi biraz geri planda tutup hayvani özelliklerimizi ön plana çıkarmaktan geçiyor. Başarıya ulaşmak için olup bitene bir yavru ayının, bir atmacanın, bir sokak köpeğinin gözünden bakabilmek yeterli aslında. Bunu becerirsek, çözümün gözümüzün önünde şekillendiğini fark edeceğiz.

İnsanlar yaşıyor, resimler çiziyor, şarkılar yazıyor, yaşanacak bir doğa kalmadığından bir şekilde sanata tutunmaya devam ediyor. Ama hiçbirimiz bir balinanın, bir sinekkuşunun, bir gergedanın yaşadığı gibi yaşamıyoruz. Hayvanlar yaşamayı bir sanat haline getirmişken, biz insanlar yaşama sanatından hiç ama hiç anlamıyoruz. Böyle olunca, bir arada var olma becerisi gibi basit bir eylem bile hayal olarak kalıyor. Oysa yaşamak bu kadar zor değil, olmamalı. İnsan olmanın pek bir cazibesi kalmış gibi gözükmüyor. Birazcık hayvan olmalı belki.

Karçal dergisi için hazırladığım bu yazı, rahatsız edici içeriği ve sert üslubu sebebiyle yaklaşık dört aylık emeğim hiçe sayılarak reddedildi. Keşke dünyayı hayvanlar için cehenneme çevirmeseydik, ben de bu yazıyı yazmak zorunda kalmasaydım. Ne yazık ki, yazının yayınlanmama kararı, anlattıklarımı ve çok daha fazlasının olduğunu doğruluyor.