Fadime ve Temel’in Dili – Ayşenur Kolivar

0

Ayşenur Kolivar

Fadime ve Temel’in dilini[1] anlatmak, bir anlamda Fadime-Temel fıkrası anlatmaya benzer. İlk bakışta herkes bu fıkraları bildiğini ve kolayca anlatabileceğini düşünür ama anlatmaya geldiğinde işin zorluğu ortaya çıkar. Kolay olduğu düşünülür çünkü dışarıdan ve uzaktan (sözgelimi İstanbul’dan ya da Ankara’dan) bakıldığında durum gayet açıktır: Fadime ve Temel’nin konuştuğu dil bizim konuştuğumuz Türkçe’den farklıdır. Bu farklılık, bir ölçüde tektipleştirilerek “Karadeniz şivesi” ya da “Lazca” şeklinde ifade edilir. Bu “Karadeniz şivesi” ya da “Lazca”nın herkesin kolaylıkla taklit edebileceği bir şey olduğu düşünülür. Cümlelerin başına “uy” sonuna “da” ekleyerek, fiil çekimlerinde bazı değişiklikler yaparak konuşuruz bu “Karadeniz şivesini”. Dolayısıyla bizim için Fadime ve Temel’in dilini tarif etmek gayet kolay görünmektedir.

Ancak, gerçek hayatta Fadime ve Temelle karşılaştığımızda “Karadeniz şivesi” ya da “Lazca”nm aslında hiç de düşündüğümüz gibi olmadığını farkederiz. Fadime ve Temel’in konuştuğu “Karadeniz şivesini” zorlukla anlarız, “Lazca”dansa tek bir kelime bile anlamayız. Üstüne üstlük Fadime ve Temel bu “Karadeniz şivesi” ya da “Lazca” konuşmaya çalışanların çocukça komiklik yaptığını düşünmektedir. Bunun yanısıra, Fadime ya da Temel’e sorduğunuzda yaşadıkları bölgelerde birden fazla ağız ya da dil konuşulduğunu hemen söyleyecektir. Biraz gezmiş görmüşlüğü olanlar “biz buna… deriz şurada .. .derler” ya da “ulerun lisanı bizden farklidur” diye başlayıp farklı köylerdeki ağız ve dillere ilişkin bilgi verir, hatta sözcüklerin etimolojisine dair yorum bile yaparlar. Dolayısıyla Fadime ve Temel’i taklit etmeye çalışanların tektipleştirilmiş “Karadeniz şivesinin” gerçekte büyük bir kültürel çeşitlilik içerdiğini göımek pek zor değildir. Bu açıdan bakıldığında sözkonusu “Karadeniz şivesi” ya da “Lazcanın” Temel ve Fadime’nin dili değil. Temel ve Fadime’yi taklit etmeye çalışanların dili olduğu söylenebilir.

O halde Fadime ve Temel “Karadeniz şivesi” konuşmuyorlarsa ne konuşuyorlar? Bu konuda biraz daha malumat sahibi olan bazı “ciddi” kişiler (kimi resmi görevliler ve hatta kimi akademisyenler) Fadime ve Temel’in konuştuğu dile dair başka bir kolay açıklama getirmektedir: Fadime ve Temel “bozuk” bir Türkçe konuşmaktadır ve bu “bozukluğun” kolayca görülebilecek nedenleri vardır. Bu “ciddi” kişilerin siyasi yelpazenin sol kanadmda yer alanları, Fadime ve Teme’in konuştuğu Türkçe’nin bozukluğunu eğitimlerinin yetersizliğine bağlamaktadır. Siyasi yelpazenin daha sağ kanadmda yer alanlar içinse sebep eğitimsizlik değil bizzat Fadime ve Temel’dir. Fadime ve Temel ‘doğru düzgün’ Türkçe öğrenmek istememektedir çünkü bunlar “kanı bozuktur” ya da “vatan hainidir”. Dahası, “kanıbozukluk” değilse bile “ağzıbozukluk” kimi yer ve zamanlarda bizzat Fadime ve Temel tarafından da kabul edilmektedir. Karşılaştığı bir yabancıya “kusura bakmayın bizim lisanımız biraz kabadır” demekten anasından öğrendiği dili konuştuğu için (Fadime) anasından ya da hemşerisi (Temel) çavuşundan dayak yemeye kadar geniş bir yelpazede kendi kendine de baskı yapmaktadır. Yani Fadime ve Temel’iıı diline dair bu “ciddi” kişilerin açıklamaları bir ölçüde kabul görmektedir.

Fadime ve Temel’in konuştuğu dilin “bozuk” bir Türkçe olduğu açıklaması doğru mudur? 1950’lerin ortalarından itibaren Noam Chomsky’nin geliştirdiği üretken dilbilgisi kuramı[2] etrafında şekillenen dilbilime göre, (çok özel durumlar halicinde) her nisanda bir dil konuşma yetisi (Chomsky’nin deyimiyle her insanın beyninde bir dil organı) olduğunu, bu dil organının dünyada konuşulan tüııı dillerin olası dilbilgisel seçeneklerini içerdiğini ve her insanın kendi dilini bu olası seçeneklerin bir birleşimiyle geliştirdiğini oıtaya çıkarmıştır. Bu seçenekler ve birleşimleri arasında herhangi bir üstünlük ya da gelişmişlik sıralaması bulunmadığı için bir dilin diğer bir dilden daha üstün ya da daha doğru olduğu dilbilimsel açıdan kabul edilebilecek bir iddia değildir.

Ancak dil sadece bu soyut ve bireyüstü yapıyla sınırlı değildir, toplumsal ve bireysel düzeyde çok çeşitli somut tezahürlere sahiptir. Bir dili konuşanlar arasındaki her farklılık dilin farklı tezahürlerinin ortaya çıkmasına neden olur. Tarih, coğrafya, cinsiyet, toplumsal konum, kuşak farklılıklarının yanı sıra bireysel farklılıklar ve hatta bir bireyin değişik koşullardaki davranışları dilin somut tezahürlerinin farklılaşmasına neden olabilir. Ağız da dilin somut tezahürlerinin coğrafi olarak farklılaşması şeklinde tanımlanır. Dolayısıyla dilbilimsel açıdan bakıldığında Fadime ve Temel’in yaşadıkları coğrafyanın farklılığından ötürü farklı bir ağıza sahip olmaları gayet doğal ve anlaşılabilirdir. O halde bu doğal ve anlaşılabilir farklılığın bir bozukluk olarak nitelenmesi mümkün müdür?

Ağzı bir dilin bozuk bir şekilde konuşulması şeklinde tanımlayabilmek için bir dilin tek bir doğru konuşma biçimi olduğu ve ağızların da bu yegane doğru biçimin dışına çıkan bozuk kullanımlar olduğu varsayımına dayanmaktadır. Bir başka deyişle, herkesin tabi olduğu bir konuşma üst-sistemi olduğu ve ağızların da bu üst-sistem içerisinde bulunan fakat üst-sistemin normlarının dışında kalan alt-sistemler olduğu varsayılmaktadır. Ancak, bu varsayım dilbilimsel açıdan kesinlikle yanlıştır. Çünkü dilbilimsel açıdan bakıldığında, herkes bir ağız konuşur ve bir ağızın diğerinden daha doğru ya da daha üstün olmasmı gerektirecek bir kriter yoktur. O halde yukarıda sözünü ettiğimiz yanlış varsayım nereden kaynaklanmaktadır? Kendi yaşam pratiğimize baktığımızda, belirli bir ağzın diğerlerine göre çok daha yaygın bir şekilde kullanıldığını, eğitimin bu ağızda yapıldığım ve resmi iletişimin bu ağızla sağlandığını görürüz. Diğerlerinden farklılaşan bu ağza standart dil denmektedir. Haugen’e[3] göre bir ağız, “(a) norm olarak seçilmesi (b) formunun kurallara bağlanması (c) işlevinin genişletilmesi ve (d) cemaat tarafından kabul edilmesi” yoluyla belirli bir coğrafyada belirli bir zaman için standart dil haline gelebilir. Dilin asli işlevinin iletişim sağlamak olduğu göz önüne alındığında iletişimin daha işlevli ve gelişkin bir şekilde sağlanabilmesi, birbirinden çok farklı ağızlar arasında iletişimin daha etkin bir şekilde sağlanabilmesi için bir standart dil geliştirilmesi elbette mümkündür. Yukarıda sözünü ettiğimiz yanlış görüşün kaynağı esas itibariyle bir ağız olan ve iletişimi işlevli kılmak üzere cemaat uzlaşmasıyla geliştirilen standart dilin bizzat dilin kendisiyle özdeşleştirilmesidir. Nurettin Demir ve Emine Yılmaz’ın da belirttiği gibi bu özdeşleştirme oldukça yaygındır: “Dil hakkında yazıp çizenler ‘dil’ deyince çoğu zaman iyi. güzel, doğru gibi birtakım öznel değerler yükledikleri standart dili kastederler. Günlük dilde standart dil. ideal yazılı biçim anlamında da kullanılır.”[4] Oysa dil ve standart dil birbirinden oldukça farklıdır. Sözgelimi Türkiye Türkçesi, Türkiye coğrafyasmda konuşulan tüm Türkçe ağızları içeren bir dildir. Buna karşılık Standart Türkçe dendiğinde aynı coğrafyada konuşulan ağızların sadece bir tanesinden söz edilmektedir. Nurettin Demir’in “…ağızla ilgili yaygın görüşlerin ortaya çıkmasında rol oynamış temel kaynaklarda ağızla ilgili yazılanlara eleştirel bir bakışla…”[5] geliştirdiği ‘Ağız terimi üzerine’ başlıklı makalesi, bu yanlış yaklaşımları gözler önüne sermektedir. Bu çalışmada Nurettin Demir dilbilgisi kitapları. sözlükler, terim sözlükleri ve ağız çalışmalarında geçen ağız tanımlarını incelemiştir. “Üniversitelerimizde en fazla kullanılan akademik gramerlerden birisi…”[6] olan Muharrem Ergin’in Türk Dilbilgisi adlı kitabında ağız “bir dilin bir şive içinde mevcut olan ve söyleyiş farklarına dayanan küçük kollara, bir memleketin çeşitli bölge ve şehirlerinin kelimeleri söyleyiş bakımından birbirinden ayrı olan konuşmalarına verdiğimiz addır. Ağızlarda ses (söyleyiş), şivelerde ses ve şekil, lehçelerde ise ses ve şekilden başka kelime ayrılıkları, kelime sahasına inen ayrılıklar bulunur.”[7] İlkokuldan üniversiteye kadar her düzeyde Türkçe dersinde karşımıza çıkan bu tamın, ilk bakışta makul göriiııse bile dilbilimsel açıdan fahiş hatalar içermektedir. Örneğin. Of ilçesi Keler köyü ağzından alman “adımı idu fatma kara”[8] tümcesi sesbilim, biçimbilim ve sözdizimi itibariyle Standart Türkçe’den farklıdır ve sözdizimi açısından da farklı olduğıı için yukarıdaki tamına göre lehçeden de öte bir farklılık içermesi gerekmektedir. Bu nedenle yukarıda verilen tanım yetersiz ve dolayısıyla yanlıştır.[9] Yetersizliğinin temel nedeni de kurgusundaki yanlışlıktır: Muharrem Ergin’in tanımında dil standart dille özdeşleştirilmekte, ardından standart dil merkeze alınmakta ve ağız-şive-lehçe terimleri standart dilden farklılaşması itibariyle tanımlanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında dil=standart dil denklemi, kuş=karga denklemi kadar saçma ve dilbilimsel açıdan da alenen yanlış olmakla birlikte ayrımcılığa zemin sağlaması itibariyle toplumsal ve kültürel sonuçlar doğurmaktadır. Bu sayede, standart dil ya da standart dile yakın ağız konuşurları bütün bir dilin ‘sahibi’ ve hatta ‘koruyucuları’ konumuna gelmekte ve bunun sonucu olarak belirli ağızları konuşanların diğerlerinden daha üstün konumda olduklarını iddia edebilmektedir. Bu yanlış tanımdan hiç de demokratik ve çoğulcu olmayan toplumsal ve kültürel sonuçlar çıkarılması şaşırtıcı değildir: “Bir kısım son yıllarda basılan ve Ergin’den önemli ölçüde etkilenen bu gibi eserlerde ağızdan söz edilirken şöyle ifadelerle de karşılaşırız: “Çeşitli sosyal, kültürel ve hatta tarihi sebeplere dayanan bu gibi farklılaşmalar makbul sayılmaz: yazı dili içerisinde eritilip, zamanla ortadan kaldırılmaları hedeflenir.” (Güneş, 1999:20).”[10]

Bu çerçevede Fadime ve Temel’in davası hiçbir dilbilimsel dayanağı ve geçerliliği olmayan bir varsayımdan hareketle ağızlarının bozuk olduğunu iddia eden ve kültürlerinin önemli bir parçasını zamanla ortadan kaldırmayı hedefleyenlere karşı bir varolma davasıdır. Ağızlarının farklı olduğu bir gerçektir ama bu farklılığın bozukluk olarak nitelenmesini gerektirecek hiç bir dilbilimsel gerekçe yoktur. Bu iddiaya temel teşkil eden dil=standart dil varsayımı dilbilimsel açıdan yanlıştır ve ayrımcılığa zemin hazırlamak için kullanılmasının ötesinde bir anlamı ve geçerliliği yoktur.

O halde Fadime ve Temel “bozuk” bir Türkçe konuşmuyorlarsa ne konuşuyorlar? Yukarıdaki kolaycı açıklamaların aksine bu soruya gerçeklere dayanan ve kapsamlı bir yanıt üretmek bir hayli zordur. Çok genel bir ifadeyle. Fadime ve Temel’in konuştuğu ağızlar Leyla Karahan’ın sınıflandırmasına göre Türkiye Türkçesinin Kuzeydoğu grubu ağızlarındandır.[11] Caferoğlu’nun derleme materyallerini yayınladığı eserler. Günay’ın Rize ili Ağızlan başlıklı kitabı bu ağızlar konusunda Türkçe’de yayınlanmış belli başlı çalışmalar olarak sayılabilir. Çeşitli üniversitelerde bu ağızlar konusunda yazılmış bitirme tezleri ve yüksek lisans tezleri de ağızların yapısının anlaşılmasına yönelik malzeme ve araştırma içermesi anlamında önemlidir. Bunların yanısıra. Kudret Emiroğlu’nun Trabzon-Maçka Etimolojik sözlüğü, İsmail Kara’nın Güneyce Sözlüğü ve genel olarak da Özkan Öztürk’ün Karadeniz ansiklopedik sözlüğü esas almabilecek kaynaklar olarak görünmektedir. Ayrıca bu ağızlar konusunda Türkçe’de yayınlanmamış çalışmalar da mevcuttur. Bu çalışmaların en önemlilerinden biri Bemt Brendemoen’in Trabzon ağızlan üzerine yapmış olduğu çalışmadır.[12] Brendemoen Trabzon ili ve Rize ilinin belli bölgelerinde bizzat yaptığı ve ayrı bir cilt olarak yayınlanan derleme çalışmalarından yola çıkarak bu yörelerdeki ağızların kapsamlı bir sesbilgisel ve sesbilimsel incelemesini yapmıştır. Ayrıca Brendemoen’in Doğu Karadenizde konuşulan diller ve Türkçe ağızlar konusunda başka birçok makalesi de mevcuttur. Burada Brendemoen’mı dikkat çektiği iki hususun sözkonusu yöre diyalektleri açısından son derece önemli olduğu görülmektedir. Birinci olarak bu yöre ağızları Anadolu ağızları içerisinde en arkaik Türkçe özelliklerini barındıran ağızlardır. Bunun anlamı, Türkçe’nin diğer ağızlarda görülmeyen ya da kaybolmuş olan birçok eski özelliğinin Trabzon ve Rize’nin belirli bölgelerinde konuşulan Türkçe ağızlarda hala mevcut olmasıdır.

Brendemoen ikinci olarak bu ağızların, başta Rumca olmak üzere diğer dillerin etkisiyle en fazla yenilik içeren ağızlar olduğunu söyler. Dolayısıyla. Fadime ve Temel’in konuştuğu ağızları “zamanla ortadan kaldırmayı” hedefleyenler hem Türkçe’nin tarihi açıdan çok önemli bilgilerini hem de Türkçe’nin diğer dillerle etkileşimini gösteren zengin bir birikimi ortadan kaldırmayı hedeflemektedirler.

Fadime ve Temel konuştukları Türkçe ağızların yanısıra, yaşadıkları yere göre Pontus Rumcası, Lazca, Hemşince ve Gürcüce de konuşabilmektedir. Bu diller. Fadime ve Temel’in kültürel zenginliğinin ifadelerinden biridir. Pontus Rumcası, kökü İyon Rumcasına dayanan bir Rumca ağzıdır. Tarihsel ve coğrafi koşulları itibariyle Bizans Rumcası. Türkçe, kısmen de Farsça ve Kafkas dillerinin de izlerini taşımaktadır. Doğu Karadeniz’de halen Çaykara, Tonya, Sürmene, Dernekpazarı ve Uzungöl’ün bazı köylerinde anadil olarak konuşulmaktadır. Malum nedenlerden dolayı Türkiye’de bu dile dan kapsamlı bir çalışma bulunmamaktadır. Doğu Karadeniz’de konuşulan Pontus Rumcası hakkında Türkiye’de yayınlanmış en ayrıntılı çalışma Ömer Asan’ın Pontus Kültürü[13] adlı eserinin ilgili bölümleridir.

Sahilden doğuya doğru derlendiğinde Rize ilinin Pazar ilçesinde bulunan Melyat çayından Hopa’ya uzanan sahil şeridinin büyük bölümünde Lazca anadil olarak konuşulmaktadır. (Gürcüce, Svanca ve Megrelce ile birlikte) Güney Kafkasya dil ailesi içerisinde yer alan dört dilden bilidir. Doğu Karadeniz’de konuşulan diğer dillerle karşılaştırıldığında, Lazca konusunda görece daha çok ve daha kapsamlı çalışmalar yapılmış olduğu görülmektedir. İlk Lazca-Türkçe sözlük 1999’da yayınlanmış ve Lazca’nın dilbilgisel yapısına dair en kapsamlı akademik çalışma olan Lazca Gramer 2003 yılında yayınlanmıştır.[14] Bunun yamsıra, 1993 yılında Ogni dergisinin çıkmasıyla başlayan Lazca yayınlar çeşitli şiir, roman, masal ve deneme yayınlarıyla devam etmiş ve bir birikim oluşmasını sağlamıştır.

Lazların yaşadığı coğrafyayla yer yer iç içe geçen Hemşin yöresinin batı kesiminde yer alan Çayeli Hemşin’in bazı köylerinde ve doğu kesiminde yer alan Hopa Hemşin ve Borçka’ya bağlı bazı köylerde Hemşince konuşulmaktadır. Hopa Hemşinlilerinin kendi dillerine verdikleri isimle Homşetsma, Ennenicenin batı grubuna ait bir ağızdır. Doğu Hemşinliler Ermenicelerini hala anadil olarak konuşmaktadır. Ancak Batı Hemşin’de bu dil özellikle son yirmi yıl içerisinde hızla kaybolmaktadır. Türkiye’de Hemşinceye dair herhangi bir yazılı eser bulunmamaktadır. Pek çok aydının bile böyle bir dilin varlığından bihaber olması Hemşince’nin ne kadar az tanındığını göstermektedir.

Artvin’in Borçka, Şavşat, Murgul ve Yusufeli ilçelerinin bazı köylerinde Gürcüce anadil olarak konuşulmaktadır. Gürcüce Güney Kafkasya dil ailesine mensup dört dilden biridir. Özellikle Şavşat ilçesinin Gürcistan sınırında yer alan ondört köyü kapsayan İmerhev bölgesinde konuşulan İmerhev ağzı Gürcüce içerisindeki ana ağızlardan biridir. Türkiye’de Gürcü diliyle ilgili yayınlar bulunmakla birlikte Türkiye sınırları dahilinde konuşulan Gürcüce ağızlara ilişkin kapsamlı bir çalışma bildiğimiz kadarıyla bulunmamaktadır. Özellikle Lazca, Hemşince ve Gürcüce Doğu Karadeniz’in yanı sıra Adapazarı, İzmit, Bursa ve Yalova’nın göçle kurulmuş bazı köylerinde de konuşulmaktadır.

Kuşkusuz Fadime ve Temel’in konuştuğu ağız ve diller bir makaleye sığdırılamayacak kadar kapsamlıdır. Bu nedenle burada sözkonusu ağız ve anadillerin nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin en genel başlıkları özet halinde sunmaya çalıştık. Burada Fadime ve Temel’in konuştuğu ağız ve diller konusunda bir noktaya daha dikkat çekmek istiyoruz. İnsanların konuştukları ağızlar ve diller bir anlamda ‘doğal ve doğuştan’ sahip oldukları birtakım kabiliyetlerdir. Bu kabiliyetleri geliştirmelerinin önüne engel çıkarmak bir tarafa destek olunması gerekir. Fadime ve Temel için kendi ağzını ya da anadilini konuşmak doğal ve aksi düşünülemeyecek bir zarurettir. Bu konuda başka bir tercihleri olması mümkün değildir. Ancak Fadime ve Temel’in dilini duyanların yapabileceği farklı tercihler vardır. Anti-demokratik bir tavırla duymamayı ve hatta susturmayı ya da demokratik bir tavırla söylenenleri anlamaya çalışmayı tercih edebilirler. Bu anlamda Fadime ve Temel kendi ağzını ya da dilini konuştuğunda, bu ağzı ya da dili geliştirmeye çalıştığında aslında bir taraftan da başkalarını demokratik olmaya davet etmekte hatta zorlamaktadır.

 

[1] Kolivar, A.. “Fadime ve Temel’in dili”. Temel Kimdir, ed. Ömer Asan. Heyamola. İstanbul. 2006, s.208-217.

[2] Noam Chomsky, Yeni Dünya Düzeninde Yalanlar ve Gerçekler. (İstanbul: Mavi Ada. 2000).

[3] E. Haugen, “Dialect. language, nation”, haz. J. B. Pride ve Janet Holmes, Sociolinguistics. (Aylesbury:Penguin Books). s. 110.

[4] Nurettin Demir, Emine Yılmaz. Türk Dili El Kitabı. (Ankara: Grafiker Yayınlan. 2003). s.20.

[5] Nurettin Demir. “Ağız terimi üzerine”. Türkbilig. 4: 2002. s. 105.

[6] Nurettin Demir, a.g.e., s. 105.

[7] Nurettin Demir, a.g.e., s. 105.

[8] Bernt Brendemoen, “Some remarks on the copula in a “micro-dialect” on the Eastern Black Sea Cost dialects”, Zeitschrift für Balkanologie, 1997: 31/1, s. 2.

[9] Bu tanımda bulunan diğer dilbilimsel yanlışlar için bkz. Nurettin Demir, a.g.e., s. 106.

[10] Nurettin Demir, a.g.e., s. 106.

[11] Leyla Karahan. Anadolu Ağızlarının Sınıflandırılması. (Ankara: TDK. 1996).

[12] Bemt Brendemoen. The Turkish Dialects of Trabzon: Their Phonology and Historical Development v. I-II.. (Wiesbaden: Harrasowitz Verlag. 2002).

[13] Ömer Asan Pontos kültürü. (İstanbul: Belge Yayınları, 1996).

[14] Gôichi Kojima, İsmail A Bucaklişi, Laz Grammar, (İstanbul: Chiviyazilari. 2003).

 

Kaynakça

Asan. Ö. Pontos kültürü. İstanbul: Belge Yayınları. 1996.

Brendemoen. B. “Some remarks on the copula in a “micro-dialect” on the Eastern Black Sea Cost dialects”. Zeitschrift für Balkanologie. 31/1. 1997, 2-8.

Brendemoen. B. The Turkish Dialects of Trabzon: Their Phonology and Historical Development v. I-II Wiesbaden: Harrasowitz Verlag, 2002.

Chomsky. N. Yeni Dünya Düzeninde Yalanlar ve Gerçekler. İstanbul: Mavi Ada. 2000.

Demir, N. “Ağız terimi üzerine”. Türkbilig. 4. 2002, 105-116.

Demir, N. Yılmaz E., Türk Dili El Kitabı. Ankara: Grafiker Yayınları, 2003.

Haugen. E. “Dialect, language, nation”. Sociolinguistics. 97-111. haz. J. B. Pride ve Janet Hohnes. Aylesbury: Penguin Books.

Karahan. L. Anadolu Ağızlarının Sınıflandırılması, Ankara: TDK. 1996.

Kojima G.. Bucaklişi, A İ. Laz Granunar. İstanbul: Chiviyazilari. 2003.

BirYaşam dergisinde yayınlanmıştır.