Hatırla, şampiyonluk nasıl gelmişti? | Engin Korkmaz

0
276

Her yer mor beyaz, ortalık toz duman, bir sürü araç…İnsanın tüyleri diken diken oluyordu.

Engin Korkmaz – Denizin Asi Çocukları taraftar grubu üyesi

Korona günlerinde ayrı kaldık mor beyazdan. Nisan ayı bitmeden hatırlamak ve hatırlatmak da fayda var. Nisan ayı Artvin Hopaspor tarihinde çok önemli bir yerde duruyor. Önce Bölgesel Amatör Lig şampiyonluğu ardından gelen 3. lige yükselme müsabakaları ve şampiyonluk…

Peki şampiyonluğun perde arkasında ne vardı? Herkesin aklına yönetim, futbolcu, teknik ekip gelebilir. Ancak en önemlisi bizlerdik; Hopa halkının hınca hınç doldurduğu tribünlerdi.

Tarih 23 Mart’ı gösterdiğinde Kars36 Spor’a karşı müthiş bir seyirci baskı ile kazandığımız maç belki de final müsabakalarının özetiydi.

Zaten kazanılan maç sonrası hepimiz artık finallerde kimle eşleşeceğiz ve maçı nerde oynayacağız iddialarına giriyorduk. Herkes Ankara’da oynamayı beklerken Malatya gelmesi, rakibin Fatsaspor olması gerginliğe sebep olmuştu.

Hopa sokakları kocaman bir futbol sahası olmuştu adeta. Sokakta kimi görsem kafasında maçı oynamaya başlamıştı. Analizler, taktikler havada uçuşurken, biz tribün emekçilerine büyük bir sorumluluk düşüyordu. Rakip güçlü ve taraftarı olan bir takım, bizim o stadı doldurmamız gerekti. Peki nasıl?

Hopaspor kulüp binasında yaptığımız toplantı sonrası ekipler oluşturduk. O dönem başkan vekilimiz şimdiki kulüp başkanımız Murat Özçep ve taraftar dostlarımız, benim koordinasyonu sağlamamı istediler ve kolları sıvadık. Hayde vira!

İki bin taraftarı Hopa’dan Malatya’ya taşımanın bir başarı olacağını düşünüyorduk açıkçası. Sonuç olarak hem insanları sağ salim ulaştırmamız ve geri getirmemiz hem de bu maddi sorumluluğun altından kalmamız gerekliydi.

Bir hafta boyunca arkadaşlarımızla inanılmaz bir çaba sarf ettik, sokakta her gün masalar kuruldu, listeler tutuldu. Memleketin çeşitli yerlerinden gelecek olan her bir kişi ile nerdeyse temas kurduk, telefonlarımız susmuyordu. Gecemiz gündüze karıştı adeta. Sürekli birlikte çalıştığımız arkadaşlarımızla “maçlardan sonra görüşmesek mi?” diye birbirimize takılıyorduk. O süreçte yemek yedik mi çok hatırlamıyorum.

Bir hafta boyunca bize sağlanmaya çalışılan imkanlar doğrultusunda araçlar için isim listeleri; şehir dışından geleceklere otobüsler, minibüsler, özel araçlar ayarladık. Maça gelmek isteyen tek bir kişiyi bile bırakmak istemiyor, en az beş bin kişiyi hedefliyorduk.

Tarihi günün akşamı yola çıkmak için kulüp binasından ayrıldığımızda inanılmaz bir kalabalıkla karşılaştık. Bağını bahçesini bırakan amcaları, ineğini ahıra bağlayıp gelen teyzeleri görünce gözlerimiz dolmuştu.

Her yer mor beyaz, ortalık toz duman, bir sürü araç…İnsanın tüyleri diken diken oluyordu. Bir haftalık o yorgunluk biraz olsun hafiflemişti.

MEMLEKET SEVDASI VARDI, HOPASPOR’U VARDI

Her ne kadar güzel hikayeler olsa da bir sürü de aksaklık yaşadık. İnanılmaz kalabalık karşısında izdiham yaşandı, araçlar yetmedi. Bazı araçların sorunlu olmasından dolayı tartışmalar da oldu. Kimse dışarda kalmak istemiyordu. Doğal olarak listeler bir anda uçup gitmişti; artık kim hangi araca binerse gidiyordu.

Hopa meydanındaki son kişi de araca bindikten sonra bizler de yola çıkabilirdik. Yolda araçları bozulanlar, lastikleri yananlar, ufak tefek kaza yapanlar hepsini geriden toplamaya başladık. Bazı arkadaşların parası bazı arkadaşların mazotu yoktu. Ama memleket sevdası vardı, Hopaspor’u vardı; paylaştık bölüştük.

Sabahına indiğimiz Malatya caddelerini altını üstüne getirdiğimiz, tramvayı rehin aldığımız bölümlere çok girmek istemiyorum.

Tribüne girdiğimizde gördüğüm manzara karşısında inanılmaz heyecanlanmıştım. İnanılmaz bir kalabalık vardı, insanlar akın akın geliyordu. Yürüttüğümüz çalışma emeğinin karşılığını vermiş, tribünü tıklım tıklım doldurmuştuk. Tek eksik kalmıştı; maçı kazanıp şampiyonluk şarkıları söyleyip, memleketimize kavuşmak.

Olmadı…

Halbuki her şey çok güzel başlamıştı; tribünler sıcağa rağmen susmuyordu. Takım öne geçmiş, rakipte 10 kişi kalmıştı. Ama tanrı bizim kazanmamızı istemiyordu…

Maç bitiminde herkesin morali düşmüş bir şekilde yola koyulduk; ama hiçbir şey bitmemişti. İkinci bir maç daha vardı; o maçı kazanacaktık, biz inanıyorduk.

Yorgun, uykusuz ve perişan bir şekilde sağ salim indik Hopa’ya.

Daha yorgunluğumuzu atamadan ikinci maçın kurası çekildi ve 29 Nisan tarihinde Sivas 4 Eylül Stadı’nda Ağrıspor ile oynayacağımız belli oldu.

Biz daha adım atamayız, bu çalışmayı yapmayız, bu kadar aracı toplayamayız dediğimiz masaya tekrar oturduk, yine yeniden…

Bu sefer işler daha zordu, hem bütçe azdı hem de artık kimse gelmez kaygısı vardı. Ama bizler hiçbir zaman yılgınlık göstermedik. Biz on kişiydik ve yönetici ağabeylerimiz; gecemizi gündüzümüze katıp başladık çalışmalara…

YİNE DÜŞTÜK YOLLARA, YİNE AŞTIK DAĞLARI

Her bir şehirle tek tek irtibat kurduk, her otobüs minibüsçüyle tek tek görüştük. Para vermeyenden mazot, mazot vermeyenden yiyecek aldık. Yeri geldi cami kapısında para topladık arkadaşlarımıza otobüs tuttuk, bazılarımız reklam anlaşması yapıp otobüs ayarladı. Telefonlarla konuşmaktan başlarımıza ağrı girdi. Hatta o günden sonra Murat başkanın telefonu doğru dürüst şarj tutmaz. Böyle değişik koşullarda hazırlandık Sivas yollarına…

Bizler bir haftanın sonunda yine uykusuz; ama azminden, kararlılığından bir şey kaybetmeden yola çıkardık otobüsleri…

Yine yolda kalanları topladık arkadan, araçları bozulanları yerleştirdik başka araçlara, kimseyi yolda bırakmadan yine düştük yollara, yine aştık dağları.

Hopaspor tarihinde güzel başarıları vardır, bizlerin hiç göremediği. Fakat Malatya ve Sivas bu tarihine altın harflerle yazılacaktır sanırım.

Herkes Sivas’ta Malatya’nın yarısını yakalarsınız umarım derken, biz Malatya’dan fazlasını doldurduk tribünlere, inanılmazdı.

İnsanlar stada girebilmek için izdiham yarattı adeta. 7 binin üstünde seyirci ile Sivas’a çıkarma yapan Hopaspor taraftarına bu sefer hak ettiği şampiyonluğu kazanma şansını verdi takımımız.

Maç içerisinde yaşananları çok hatırlamıyorum desem yeridir. İnanılmaz bir tribün, sıcağa rağmen uzatmalarda bile susmayan bir taraftar gördü Sivas stadı ve Ağrıspor takımı.

Bu maçın kaybedilmeyeceği o tribünü dolduran binlerce yürekli Hopaspor sevdalısından belliydi. Bizler üzerimize düşeni yaptık, takım da üzerine düşeni yaptı. Maçın benim için en önemli anı ise attığımız ilk gol sonrası yaşadığım duygu patlaması ve maç sonu arkadaşlarımızla sarılıp ağlamamızdı.

İşte bir şampiyonluk böyle geldi. Sahada 11 atmaca ve tribünleri doldurmak için gecesini gündüzüne katan 10+1 yürekli insan.

Bitsin şu korona günleri de yine, yeniden yollara düşelim; cefasını çekelim, sefasını sürelim şampiyonlukların.