Hopa Kıyı Dolgusu Projesi Vesilesiyle | Onur Açar

0

Hopa Kıyı Dolgusu Projesi Vesilesiyle

Onur Açar /Artvin Çoruh Üniversitesi Araştırma Görevlisi

Bir süredir Hopa’nın gündeminde önemli bir yer kaplayan sahil dolgusu projesine[1] karşı açılan mahkemenin keşif gezisi 21 Mayıs 2021 günü gerçekleştirildi. Hemen bir önceki gün kentin merkezindeki parkta bu proje hakkında bir bilgilendirme ve değerlendirme toplantısı da gerçekleştirilmişti. Bu toplaşma sadece proje ve mahkeme süreciyle ilgili bilgilendirmeyle sınırlı tutulmadı. Aynı zamanda kent sakinlerinin bir sonraki gün yapılacak keşif gezisine katılım göstermeleri için bir ilgi oluşturmayı da amaçlamıştı. Sonuçta teknik ve hukuki düzeyde ne kadar doğru ve haklı bir konumda olunduğu düşünülse bile bu süreçlerde yerel kamuoyu desteğinin de önemli olduğu herkesin hemfikir olduğu bir gerçekti. Bu açıdan yerel kamuoyunu oluşturma emeği belki de hepsinden daha önemli.  Ertesi gün keşif gezisi için kente gelen hâkim ve bilirkişi heyeti Hopa’nın Sundura mahallesinde karşılandı. Projenin neden hayata geçirilmemesine dair Hopa’lı sakinleri temsilen Harita ve Kadastro mühendisi Volkan Bilgin burada bilirkişi heyetine ve hâkime gerekli açıklamaları aktardı. Ardından Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünden iki yetkilinin açıklamalara karşı kısa bir savunması geldi. Sonrasında ise bilirkişi heyetinin talebiyle dolgu yapılması planlanan kıyı şeridinin üç noktası belirlendi ve buralar tek tek ziyaret edilerek görüşler alınmaya devam edildi.

Hem bir önceki gün parkta yapılan toplantıya hem de keşif gezisine 2013 yılından beri bu kentte yaşayan bir kişi olarak katılma isteği duydum. Bu toplantılar ve özellikle keşif gezisindeki etkileşimler söz konusu olan şey mekânın dönüşümüne dair olunca bazı sorular sormamı teşvik etti. Deneyimleyebildiğim kadarıyla keşif gezileri ilginç gerilimler üreten karşılaşmalara sahne oluyor. Bilirkişiler ve hakimlerin baş aktör olduğu bu keşif gezileri her zaman bazı sürprizlere açık olmakla birlikte bunları olabildiğince etkisiz kılmaya yönelen bir düzenek içerisinde işletilmeye çalışılıyor. Bir başka deyişle hukuk sistemine özgü belirli bir kurumsallığın parçası olarak gerçekleştiriliyor. Bu kurumsal düzenin dili hem çeşitli uzmanlık bilimlerinin hem de yasaların diliyle ve mantığıyla fazlasıyla yoğurulmuş bir şekilde karşımıza çıkıyor. Davranışları, mesafeleri, hareketleri de olabildiğince bu kodlanmış düzen içerisinden okumak mümkün olabiliyor. Şaşırılacak bir durum değil tabii ki. Kıyı dolgu projesinin neden hayata geçirilmemesi konusunda ileri sürülen gerekçeler örneğin planlama biliminin ilkesel kurallarına uyumsuzlukların ifade edildiği bir içeriğe sahip oluyor. Bununla beraber projenin hem kendisinin hem de yürütülme biçiminin yasa ve yönetmeliklerde tanımlı kuralları nasıl ihlal ettiği de üstüne basa basa vurgulanıyor. Yine başka uzmanlık bilimlerinden faydalanılarak kimi çevre tahribatı olasılıkları da ortaya koyuluyor. Bu arada başvurulacak uzmanlık bilimlerinin sayısal sınırları bile konuyu etraflıca tartışabilmenin sınırlarını belirliyor. Mesela neden heyette bir kent sosyoloğu da olmasın, neden bir kent iktisatçısı da yer almasın. Ama esas mesele etmek istediğim şey bu olmamakla birlikte kenti pek çok farklı boyutuyla etkileyecek bu gibi dönüşümlerde uzmanlık alanlarının şu veya bu bilim dalıyla sınırlı tutulduğu da pekâlâ sorgulanabilir. Ama daha önemlisi bu gibi meselelerde belki de bizzat uzmanlığın kendisine biçilen ayrıcalıkların da sorgulanması gerekebilir. Burada parçalı uzmanlık bilimlerini inkâr eden bir tutumu kesinlikle savunmuyorum ama öte yandan gündelik yaşamın dönüşümünü politikleştirmede parçalı uzmanlık bilimlerinin rolüne gereğinden fazla değer vermenin başka düzeydeki ses ve sözlerin duyulması ve gelişmesini engelleyebileceğini düşünüyorum. Tekrar keşif gezisine geri dönelim.

Bilirkişi ve hakim heyetiyle birlikte keşif gezisi boyunca kimlere konuşma hakkı sunuluyor? İşte bu da oldukça katı bir düzene tabi kılınmış gibi görünüyor. Mekânın (politik) dönüşümüne dair kimlerin konuşma hakkı var? Mekâna dair kimlerin sözünün değeri var? Bu konuda bir salahiyet aranacaksa hemen dava dosyasının baş sayfası açılarak davacıların isimleri ve soy isimleri kontrol ediliyor. Listede yer alıyor musunuz? Böylece sürpriz çıkıntılar engellenebiliyor. Heyet gezisi sırasında böyle ilginç anlara tanık oldum. Keşif gezisinin ikinci noktasında, projenin hedefinde olan en geniş kıyı bölgesine gelmiştik, biraz da bu yere yönelik duyarlılıkların daha da yoğun olması sebebiyle söz almak isteyen kent sakinleri oldu. Söz almaya çalışırken kendilerini bu kentte, bu mahallede yaşayan insanlar olarak tanıtıyorlardı. Bu, anlık da olsa bir tedirginlik havasını hâkim kılıyor ve hâkim, dosyada taraf olmadan söz söyleme haklarının olmadığını dile getirerek karşılık veriyordu. Söz söyleseler bile sözlerinin kıymetinin olamayacağını ekliyordu. Mekân bir yerinize dokunsa veya siz mekâna dokunsanız bile hukuk tarafından tanımlı bir özne olarak kaydedilmediğiniz sürece o anda sözünüzün bir hükmü kalmıyordu. Fakat kent sakinlerinin haklı ve ısrarlı tutumları sayesinde hâkim daha fazla direnmeyi tercih etmedi. Arkadaşlardan birkaçına söz verebileceğini söyledi. Neyse ki böylece durumun daha fazla gergin bir hal almasının da önüne geçmiş oldu. Söz alıp konuşan arkadaşlar o kentte o mekâna dair sözü olabilecek onlarca kişiden sadece üçü beşiydi. Kimisi mekâna dair gençlik anılarına, kimisi kentin cumhuriyetle bütünleşen ama lime lime edilen kimliğine, kimisi aile hatıralarına referansla mekâna dair bir şeyler söylemeye çalıştı. Görünen o ki çoğunlukla yetişkin yaşlarda olmaları açısından özellikle genç kuşakların sözü henüz kayda geçirilebilmiş değildi.

Tasvire değer gördüğüm bu etkileşim sahnesi kentsel mekâna yönelik mücadeleler açısından bize neler söyleyebilir? Kentsel mekânları uzmanlaşmış bilimsel söylemlerin ve hukuk maddelerinin sunduğu savunma imkânlarının ötesine uzanan bir şekilde nasıl savunabiliriz? Belki de bu anlamda kentin mekânlarında nasıl bir hakkımız olduğunu, hukuk kodları içine girmeyen bir tarz içinde düşünmemizin vakti geldi de geçiyor. Kenti hak eylemenin dili nerede ve hangi biçimde yazılmıştır. Kent böyle yazıldığında, onu öylece okumanın yolu nasıl bilince taşınabilir. Bu kelimenin en yüklü anlamıyla gündelik kentsel yaşamın ritimleri, kullanımı, dramları ve arzuları üstüne hissi düşünceyi harekete geçirmeyi gerektirir. Öte yandan, “tarlada-fabrikada üretim”, “kent merkezinde tüketim” ve “hanesinde yeniden üretim” döngüsüne sıkışarak, özelleşen kentsel yaşamın ve öznenin bu hissi ne ölçüde taşıyabileceğini de bir yere not düşmek gerekir.

Tam bu noktada, dolgu projesine dikkat çekici bir karşı çıkış alanı iskelenin anlamına çağrıda bulunarak ses vermeye çalışıyor. Hukuki ve bilimsel savunularda ise kendisine çok az bir yer bulabiliyor. Oysa bu ses önemlidir. Kolayca temsile gelmeyen bir sestir, görüntüdür, dokunuştur, düşünüştür iskeleye dair olanlar. Şimdi onun tarihine içkin nice kullanımları, neşeyi, karşılaşmaların kendiliğindenliğini kaybetme tedirginliği hâkim. Belki de bu süreç onu yeni bir hak etme konusu kılmanın da önemli bir vesilesi olacaktır.

 

[1] https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2020/06/23/hopa-sahil-yolunda-dolgunun-dolgusu-yapiliyor