İnsan hakları ve sosyal eşitsizlik

0

Hüseyin Özçelik

Dünyada, 10 Aralık’ı içine alan hafta insan hakları haftası olarak kutlanır. İnsan hakları, devlet ve yasalar karşısında her insanın otomatik olarak sahip olduğu ve olması gerektiği, yaşam ve mülkiyet güvencesi, eşitlik, özgürlük gibi bireysel haklardır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 22’nci maddesinde “Herkesin, toplumun bir üyesi olarak, sosyal güvenliğe hakkı vardır. Ulusal çabalarla ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin örgütlenmesine ve kaynaklarına göre, herkes onur ve kişiliğinin serbestçe gelişimi için gerekli olan ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının gerçekleştirilmesi hakkına sahiptir.” ibaresi bulunmaktadır. Bu beyannamenin 25. maddesinde “Herkesin gerek kendisi gerek ailesi için yiyecek, giyim, konut, tıbbı bakım ve gerekli sosyal hizmetler dahil olmak üzere sağlık ve refahını sağlayacak uygun bir hayat düzeyine ve işsizlik, hastalık, dulluk, yaşlılık veya geçim imkanlarından kendi iradesi dışında yoksun bırakacak başka durumlarda sosyal güvenliğe hakkı vardır.” diyerek sosyal güvenliğin kapsamını belirler.

Sosyal güvenlik toplum içerisindeki bütün bireyler tarafından farklı tanımlanabilen bir kavramdır. Bu yüzden de sosyal güvenliğin tek bir tanımı olmadığını söylemek abartı olmaz. Çünkü kurumsallaşmamış sosyal güvenlik sistemi insanlık tarihi kadar eskidir. Ayrıca sosyal güvenlikle ilişkilenen sosyal yardım, sosyal hizmet, sosyal refah, sosyal politika, sosyal devlet, sosyal adalet gibi kavramlarını sosyal güvenlikten ayrı düşünmek de yanlış olmayacaktır.

Sosyal Güvenlik tanımlarından birkaçını şöyle sıralamak mümkün. Sanayi toplumunda çalışanların karşılaştıkları, çalışma yaşamından doğan risklere karşı kendilerinin ve ailelerinin korunmaları için devletçe geliştirilen parasal ve kurumsal önlemler sosyal güvenlik tanımlarından biridir. Bir diğeri de emeğin yeniden üretimini düzenleyen devlet eliyle örgütlenmiş önlemlerdir.

Kamusal barışın her geçen gün idare tarafından zora sokulduğu bir süreçten geçmekteyiz. Bu bağlamda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu çerçevesinde alt başlıklara bölüştürülüp her başlığın taşıdığı anlamı genel olarak irdelemek gerekirse; çalışma barışını ortadan kaldıran uygulamaları örneklendirip sizlere mek ve eşitlik ilkesiyle çelişen yönlerini sizlere sunmakta fayda görmekteyiz.

  1. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/b maddesi gereğince istihdam edilen sözleşmeli personellere birinci dereceden yakınının vefatı halinde 3, kadrolu memurlara ise 7 gün mazeret izni verilmektedir. 

  2. Sözleşmeli personelin eşinin doğum yapması halinde 2, kadrolu memurların 10 gün izin hakları vardır. 

  3. Sözleşmeli personelin ücretsiz doğum izni 1 yıl iken, kadrolu memurların ücretsiz doğum izni 2 yıldır. 

  4. Sözleşmeli personelin süt izni 1 yaşına kadar günde 1,5 saattir. Kadrolu memurlarda ise ilk altı ay günde 3 saat, ikinci altı ay günde 1,5 saattir. 

  5. Sözleşmeli personellerin eş durumu sebebi ile tayin isteyebilmeleri için her iki eşinde sözleşmeli personel olarak çalışıyor olması gerekir. Kadrolu memurlarda eş, özel sektörde çalışıyor olsa dahi, eş durumu mazeret tayini isteyebilmektedir. Ayrıca sözleşmeli personelin tayinlerde harcırah hakları da yoktur. 

  6. Sözleşmeli personel evlenirse 3 gün, kadrolu memur evlenirse 7 gün izin alabilmektedir. 

  7. 4/B’lilerde tüm sözleşme ücreti gelir vergisine tabi iken kadrolu memurlarda sadece bazı maaş kalemleri gelir vergisine tabidir. 

  8. Kadrolu memurların görevde yükselme imkanları bulunurken sözleşmeli personellerin böyle bir hakkı yoktur.

  9. 4/B’ler kullanmadıkları izinlerini bir sonraki yıla devredemezken kadrolu memurlar ise kullanmadıkları izinlerini bir sonraki yıl kullanabilirler.

  10. Sözleşmeli personelin kadrolu memurlar gibi arazi tazminatı bulunmamaktadır.

  11. Sözleşmeli personelin yurtdışında eğitim veya görevlendirme imkanları bulunmamaktadır.

  12. Yurtiçinde kadrolu memurlara verilen haftalık 1,5 günlük eğitim hakkı sözleşmeli personellerde yoktur.

Genel olarak on iki maddede anlatmaya çalıştığımız 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yer alan hak/sızlık-lar ayandır. 10 Aralık haftası münasebetiyle hak kavramı argümanları dahilinde var olan uygulamalara ilişkin soruları sormak insan olmanın da parçasıdır.

Sözleşmeli personelin yası 3 gün kadrolu çalışanın yası 7 gün müdür? Sözleşmeli personelin eşi ile kadrolu memurun eşinin doğumlarının biyolojik ve toplumsal süreçleri farklı mıdır? Sözleşmeli personel ile kadrolu memurun farklı doğum yapmaları sebebi ile mi doğum izinleri de farklıdır? Çocuğun üstün yararı dikkate alındığında sözleşmeli memurun çocuğu ile kadrolu memurun çocuğu anne sütünden eşit olarak yararlanamazlar mı? Sözleşmeli personel evlense de tayin hakkı olmadığından yalnız yaşamaya devam etmek zorunda mıdır? Bu durum Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın 3 çocuk (üreme) politikasıyla da çelişen bir uygulama değil midir? Sözleşmelilerin harcırah hakları olmaması, işin şekli ve tanımı belliyken çalışmaların kadroya göre ücretlendirilme(me)si ve vergi diliminde dezavantajlı olmaları, eşit(siz)lik ilkesinin ve ekonomik hak ihlalinin neresinde konumlanır?

10 Aralık İnsan Hakları Haftanızı kutlarız.