KESK Ankara Şehrine Yürüyor

0
45

‘4. kez kurulan masada yandaş konfederasyonla hükümetin hiçbir sorunu çözmediğini’ vurgulayan KESK emekçileri, görüşmelerin gerçekleşeceği 1 Ağustos’ta Ankara’da olmayı planlıyor.

Artvin eğitim sen binasında düzenlenen basın açıklamasına Haber – Sen Genel Başkanı Musa Özdemir, MYK üyeleri, Yusuf Şenol, Fikret Çalağan, Özlem Yılmaz Yeşer, Eğitim Sen Kadın Sekreteri Derya Yolcu, Eğitim Sen Şube Başkanı Köksal Gümüş, Tüm Bel Sen Artvin temsilcisi Erkan Öztürk katıldı. Ortak basın açıklamasını MYK üyeleri, Yusuf Şenol yaptı. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi,” Hepinizi konfederasyonum KESK Yürütme Kurulu ve üye sendikalarımızın Merkez Yürütme Kurulu üyeleri adına selamlıyorum. Basın toplantımıza hoş geldiniz.

Sizler de yakından takip ediyorsunuz. 3 milyon kamu emekçisini ve 2 milyon kamu emekçisi emeklisini yakından ilgilendiren, ailelerini de kattığımızda toplamda 20 milyonluk önemli bir kitleyi etkileyecek olan toplu sözleşme sürecinin içindeyiz. Ne yazık ki 5 milyon kamu emekçisi ve emeklisi 1 Ağustos’ta başlayacak toplu sözleşme görüşmelerini artan sorunlarla karşılıyor. Çünkü bugüne kadar dört defa kurulan masadan, insanca yaşamaya yetecek bir ücretten güvencesiz, sözleşmeli istihdama son verilmesine, gelir vergisi adaletsizliğinin ve ek gösterge adaletsizliğinin ortadan kaldırılmasından ek ödemelerin emekli aylıklarına yansıtılmasına kadar hiçbir temel sorunumuz çözülmemiştir. Üstelik iki yıllık OHAL dönemi ve yaklaşık bir yıldır daha da görünür hale gelen ekonomik kriz mevcut sorunlarımızı daha da ağırlaştırmıştır.

Bu koşullarda konfederasyonlar, sendikalar taleplerini, tekliflerini açıklamaya devam ediyor. Mevcut yasaya göre üye sayısı en çok olan üç konfederasyonun toplu sözleşme tekliflerini en geç yarın mesai bitimine kadar Devlet Personel Başkanlığı’na (DPB) vermesi gerekiyor. Biz de teklifimizi yarın Devlet Personel Başkanlığı’na ulaştıracağız. DPB’ye vermeden önce 16 Temmuz’da bütün illerde yaptığımız basın açıklamaları ile teklifimizin temel başlıklarını kamu emekçileri ve emekliklerimiz ile paylaştık. Çünkü biraz sonra ayrıntılarını paylaşacağımız teklifimiz işyerlerinden topladığımız taleplerden oluşuyor. Dolayısıyla asıl sahibi kamu emekçileridir.

Hemen başta ifade edelim ki işyerlerinden topladığımız taleplerin analizini yaparken bu ülkenin kamu emekçilerinin tüm taleplerinin aslında iki temel başlıkta toplandığını gördük.

Nedir bu iki temel başlık?

1- Kamu emekçileri ve emeklileri öncelikle bugüne kadar ellerinden alınanları geri istiyor.

2- Bugüne kadar hep ertelenen, fazlası ile hak ettikleri insanca yaşam, güvenceli iş ve güvenli gelecek için haklarının garanti altına alınmasını istiyor.

Biz de buradan yola çıkarak tüm kamu emekçilerine ve emeklilerine “İnsanca Yaşam, Güvenceli İş Ve Güvenli Gelecek” teklifimizi hazırlamaya çalıştık.

Teklifimiz beş ana başlıktan oluşuyor. Bunları sıralayacak olursak:

  1. Halktan Yana Bir Kamu Hizmeti
  2. Güvenceli İstihdam, Güvenli Gelecek
  3. Demokratik, Adil Bir Çalışma Yaşamı
  4. İnsanca Yaşamaya Yetecek Bir Ücret
  5. Gerçek Bir Toplu Pazarlık Hakkı Bizi KESK olarak, kendine Müslüman olan, hep bana hep bana diyenlerden en başından beri kalın çizgilerle ayıran niteliklerimiz vardır. Biz işçisinden, kamu emekçisine, emeklisinden asgari ücretlisine, küçük esnafından çiftçisine kadar emeği ile yaşam mücadelesi verenleri bir bütün olarak görüyoruz. Ne yazık ki yıllardır hayata geçirilen ve ülkeyi uçurumun kıyısına sürükleyen neo liberal politikalar görev yaptığımız kamu hizmetleri alanını sadece bizim değil, toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan emekçi sınıfların, dar gelirli yurttaşların da aleyhine olacak şekilde dönüştürmüştür. Biz her şeyden önce bu dönüşümün yıkıcı etkilerinin, Halktan Yana Bir Kamu Hizmetinin önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz.
Halktan Yana Bir Kamu Hizmeti İçin

Özelleştirmelere son verilmesini Kamu yatırımlarının artırılmasını Kamuda istihdamın yeterli hale getirilmesini Haftalık çalışma sürelerinin düşürülmesini, kamunun bu konuda öncü olmasını Dar gelirli milyonlarca vatandaşımızın kamu hizmetlerine parasız ulaşmasını istiyoruz!

Kamu emekçileri olarak yaşadığımız temel sorunlardan birisi de en başından beri sınırlanan iş güvencemizin OHAL süreci ile birlikte kullanılamaz hale getirilmesidir. Bu kapsamda konfederasyonumuza bağlı sendikalarımızın yönetici ve üyesi toplam 4 bin 570 kamu emekçisi sorgusuz-sualsiz, hukuksuz ve keyfi olarak işinden ekmeğinden edilmiştir.

OHAL ilanından yaklaşık altı ay sonra kurulan, çalışmalarına ise OHAL ilanından yaklaşık bir yıl sonra başlayabilen ‘OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’ bir oyalama aracına dönüşmüştür.

Komisyon kendisine yapılan başvuruları, başvurucuların hiçbir aşamada ne ile suçlandıklarını bilmeden, aleyhlerine olan delilleri görmeden ve savunma haklarını kullanmalarına olanak tanınmadan neticelendirmeye devam etmektedir. Haklarında soruşturma yürütülen, savcılıklar tarafından takipsizlik ya da mahkemeler tarafından beraat kararı verilen kamu emekçilerinin görevlerine geri dönmeleri önünde herhangi bir yasal engel olmamasına rağmen, başvuruları ret edilmektedir.

Ayrıca iş güvencemizi tamamen ortaya kaldırmaya yönelik adımlar OHAL sürecini kalıcı hale getiren düzenlemelerle hız kesmeden sürmüştür. Öte yandan maliyeti düşük tutma adına istihdamı parçalı hale getirme politikası tüm kamu hizmetleri alanına yansımıştır. Kamu emekçilerinin sözleşmeli, idari hizmet sözleşmeli, kadro karşılığı sözleşmeli, geçici sözleşmeli, vekil ve ücretli olarak farklı adlar altındaki güvencesiz istihdamı sürmektedir.

Örneğin Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) verilerine göre 150 bin öğretmen açığı vardır. Ataması yapılmayan öğretmenlerin sayısı ise yarım milyonu bulmuştur. Buna rağmen ders saati karşılığı ücretli öğretmen çalıştırılmasına devam edilmektedir. Ortalama net 1.600 TL gelir karşılığında yani asgari ücretin altında çalışan ‘ücretli öğretmen’ sayısı 100 bine dayanmıştır.

2016 yılında araştırma görevlisi kadrosunda bulunan 13 bin 179 araştırma görevlisinin statüleri yıllık sözleşmeli istihdam biçimi olan 50/d statüsüne dönüştürülmüştür.

Bazı hizmetlerin ve ihale türlerinin kapsam dışı tutulması suretiyle kamuda taşeron istihdamı devam ettirilmektedir.

Öte yandan 2017 yılının sonunda 4/C’liler olarak bilinen geçici personel 4/B yani sözleşmeli statüsüne geçirilmiştir. Ancak bu statü değişikliğinde sadece yüksek öğrenim mezunu olup olmama kriteri gözetilmiştir. Yüksek öğrenim mezunu olanlar İdari Büro Görevlisi olarak atanırken yüksek öğrenim mezunu olmayanların tamamı İdari Destek Görevlisi olarak atanmıştır. Üstelik söz konusu personelin çalışma koşullarında, maaşlarında, sosyal haklarında kısmi değişikliklerle yetinilmiştir. Ek ödeme oranları mevcut sözleşmeli personelin aldığı ek ödeme oranının %20’si olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla yapılan statü değişikliği kağıt üzerinde kalmış, ‘4/C’li 4/B’liler’ olarak ifade edilen ara bir statü yaratılmıştır.

Son iki yıldan beri kamuya kadrolu personel alımı durma noktasına gelmiştir. Buna karşın özellikle sözleşmeli istihdam artmaya devam etmektedir.

Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü (BÜMKO) verilerine göre; Haziran 2018 itibari ile kamuda toplam 292 bin 993 sözleşmeli personel istihdam edilmektedir. Kadrolu personel sayısı ise 2 milyon 861.891 dir. Söz konusu verilere göre 2014-2018 arası dönemi kapsayan dört yılda kadrolu personel sayısı sadece yüzde 3,84 artarken, sözleşmeli istihdam tam yüzde 151 artmıştır.

Üstelik şu an için en güncel veri olarak sunduğumuz bu rakamlar 2018 yılı Haziran ayı verileridir. Aradan geçen bir yıl içinde sözleşmeli istihdamın çok daha fazla arttığı bilinmektedir. Tüm bunlara rağmen sözleşmelilerin başta kadro, tayin, gelir vergisi adaletsizliği olmak üzere temel taleplerinin görmezden gelinmesine devam edilmektedir.

Öte yandan bilindiği üzere 2016 yılından itibaren öğretmenlerin, sağlık emekçilerinin ve din hizmetleri personelinin ‘4+2’ olarak bilinen sistemle kadro karşılığı sözleşmeli istihdamına geçilmiştir.

Bugünlerde TBMM’de görüşülmesine devam edilen torba yasa ile sadece kadro karşılığı olarak sözleşmeli istihdam edilenlerin yani ‘4 + 2’ olarak bilinen sistemle istihdam edilenlerin 3 + 1 sistemine geçişi düzenlenmektedir. Buna göre 4 yıl aynı yerde kalarak çalışma şartıyla kadroya geçirilme şartı 3 yıla, artı 2 yıl çalışma şartı ile tayin hakkı kazanma süresinin ise 1 yıla düşürülmesi planlanmaktadır.

Yani sözleşmeli istihdam sorunu çözülmemektedir. Sadece altı yıl boyunca ailesinden koparılarak kadro karşılığı sözleşmeli istihdam edilenlere ‘ceza indirimi’ getirilmek istenmektedir.

Biz KESK Olarak, Güvenceli İstihdam, Güvenli Gelecek İçin

Hukuksuz ve keyfi olarak OHAL-KHK’leri ile işinden, ekmeğinden edilen kamu emekçilerinin görevlerine iade edilmesini, İş güvencemizi fiilen kullanılamaz hale getiren tüm düzenlemelerin kaldırılmasını, Sözleşmeli, taşeron, ücretli, vekil gibi hür türlü güvencesiz istihdama son verilmesini, tüm kamu emekçilerinin güvenceli-kadrolu istihdam edilmesini, Performans, esnek çalışma gibi kamu hizmetlerinde niteliği düşüren, kamu emekçilerini birbirinin rakibi haline getiren uygulamalara son verilmesini, Yardımcı Hizmetler Sınıfı personelinin öğrenim durumlarına göre diğer hizmet sınıflarına sınavsız atanmalarını, Ayrımsız tüm çalışanları kapsayan, meslek hastalıklarının tanımlandığı yeni bir İşçi Sağlığı ve Güvenliği Yasasının hayata geçirilmesini,0-6 yaş grubundaki çocuklarımız için tüm kamu kurumlarında bir an önce ücretsiz kreşlerin açılmasını istiyoruz.

Kamu hizmetleri alanında torpilin, kayırmanın, kadrolaşmanın, sendikal ayrımcılığın hiç olmadığı kadar arttığı bir dönemden geçiyoruz. Medyaya hemen her gün torpil haberleri yansımaktadır.

Bugün kamu görevine alınmada, görevde yükselmede KPPS ve yazılı sınavlar işlevsiz hale getirilmiş, adayların bilgisini, yeteneğini, mesleki yeterliliğini ölçmeye hizmet etmesi gereken sözlü sınav veya mülakatlar siyasal görüş, mezhep hatta doğum yeri gibi faktörlerin temel alındığı, siyasal iktidar ile farklı çizgide olan, torpili olmayan adayların KPSS puanı, yazılı puanı ne kadar yüksek olursa olsun elenmesinin aracına dönüştürülmüştür.

Böylece torpilin, kayırmanın, siyasal kadrolaşmanın kapısı sonuna kadar açılmış, kariyer ve liyakat ilkeleri tamamen ortadan kaldırılmıştır.

Öte yandan KPSS’yi, sözlü sınavları ya da mülakatları aşan adaylar amacından sapan, sadece adayı değil, yakınlarının da kapsayan Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması ile üçüncü bir elemeye tabi tutulmaktadır.

Böylece daha baştan kamuya alınacak olanların siyasal iktidarla aynı çizgide olması, dolayısıyla sendikal tercihini yaparken de siyasal iktidarla sembiyotik bir ilişki içinde olan konfederasyona bağlı sendikalara üye olmasının yolu açılmaktadır.

Diğer taraftan sendikal ayrımcılık, özellikle kadın kamu emekçilerine yönelik ayrımcılık ve mobbing sistemli bir hale gelmiştir. Siyasal iktidara yakınlığı ile bilinen konfederasyona bağlı sendikaların tüm faaliyetlerine katılanlar, her türlü desteği sunmaktan geri durmayanlar KESK’e bağlı sendikaların faaliyetlerine köstek olmaya devam etmektedir. Yönetici ve üyelerimiz hemen her gün idarenin hukuksuz cezaları, baskıları ile karşı karşıya kalmaktadır.

Tüm kamuyu saran bu haksızlıkların, hukuksuzlukların ortadan kaldırılması ancak Demokratik, Adil Bir Çalışma Yaşamının tesis edilmesi ile mümkündür.

Bu nedenle KESK olarak Demokratik, Adil Bir Çalışma Yaşamı İçin, İşe almada ve görevde yükselmede ünvan değişikliğinde kariyer ve liyakatin esas alınmasını, Torpilin ve kayırmanın kapısını ardına kadar açan mülakatın, güvenlik soruşturması arşiv kaydı araştırmasının kaldırılmasını, Sendikal hak ve özgürlüklerin önünün açılmasını, sendikal ayrımcılığa son verilmesini Kadın kamu emekçilerine; çalışma yaşamında uygulanan ayrımcılığın, mobbingin son bulmasını, İstihdam, terfi ve ünvan değişikliklerinde cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını İstiyoruz.

Toplu sözleşme teklifimizde yer alan temel taleplerimizden biri de İnsanca Yaşamaya Yetecek Bir Ücret talebidir.

Ülkeyi yönetenlerden en çok duyduğumuz sözlerden birisi “işçiyi, memuru enflasyona ezdirmedik” sözüdür. Ancak bu sözde ifade edilen enflasyon TÜİK tarafından açıklanan, çarpık hesaplamalara dayalı resmi enflasyondur. Oysa işçiyi, kamu emekçisini, emekli ezen TÜİK resmi rakamları değil, sokakta, pazarda, mutfakta yaşanan hayatın gerçek, gayri resmi enflasyonudur.

Biz başından beri TÜİK enflasyon hesaplama yönteminin sorunlu olduğuna dikkat çekiyoruz. Çünkü TÜİK hesabında enflasyonun Multimilyarder için de asgari ücretli için de aynı olduğu varsayılmaktadır” dedi.

Örneğin kamu emekçileri olarak bizim de içinde bulunduğumuz alt gelir grupları harcamalarının en az %60 ile %65 arasındaki tutarını iki ana kaleme be gıda ve konut kalemine ayırmaktadır. Buna rağmen TÜİK hesabında Türkiye’de herkesin gelirinin yüzde 38,45’ni bu iki kaleme harcadığı varsayılmaktadır.

Yani biz gelirimizin %65’ini iki kaleme harcasak da TÜİK genel enflasyon hesabında bunu yüzde 26,5 puan daha düşük tutmaktadır. Söz konusu hesaba dayanak olarak da düzenli yaptığını iddia ettiği hane halkları anketlerini göstermektedir.

TÜİK hane halkı anketlerini kiminle yapıyor bilmiyoruz. Ama halkının en az %20’si açlık sınırı altında, %60’ı yoksulluk sınırı altında olan bir ülkede bu yöntemle açıklanan resmi enflasyon rakamlarının bir karşılığı olmadığını biliyoruz.

Öte yandan yıllardır TÜİK’in çarpık enflasyon rakamlarına mahkum edilmemize rağmen ne yazık ki medyanın büyük bir bölümünün maaşlarımız, aldığımız zamlar konusunda kamuoyuna yanlış bilgi verdiğine şahit oluyoruz. Yapılan haberlerin çoğunda en düşük memur maaşı olarak eşi çalışmayan iki çocuklu kamu emekçisinin Asgari Geçim İndirimi (AGİ) dahil maaşını görüyoruz.

Oysa en düşük kamu emekçisi maaşı tutarı kamuda mevcut en alt kadro ve derecede olan bekar kamu emekçisinin maaş tutarıdır. Söz konusu tutar bugün kamuya alınabilecek en düşük kadro ve derece olan 15. Derecenin 1. Kademesindeki bekar hizmetli maaşı tutarıdır ve bugün itibari ile Asgari Geçim İndirimi hariç 3.055 TL 65 Kuruştur. Söz konusu tutar AGİ dahil 3.247,53 TL’ dir.

Kamu emekçilerinin maaşlarındaki erimeyi en düşük maaş alan kamu emekçisinin maaşından izlersek;Geçtiğimiz dönemin toplu sözleşme tekliflerinin verildiği 2017 Haziran’dan 2019 Haziranına kadar enflasyon %33,5 artmıştır. 2017 Temmuz itibari ile 2 bin 266 TL olan en düşük kamu emekçisi maaşı 2019 Temmuz itibari ile ne kadar perdelenmeye çalışılsa da yaşanan yüksek enflasyonun maaşlara yansıtılması ile 3 bin 55 TL’ye çıkmıştır.

En düşük kamu emekçisi maaşında iki yılda yaşanan 789 TL artış yaşanmıştır. Söz konusu artışın oransal karşılığı yüzde %34,8 artışa denk gelmektedir.

Ancak yüksek enflasyon oranları sonucunda yaşanan bu önemli artışa rağmen kamu emekçisinin maaşı döviz ve altın karşısında ciddi bir erime yaşamıştır.

ü Buna göre 2017 Temmuz itibari ile ortalama 3,56 TL olan dolar kuru 2019 Temmuz itibari ile 5,67 TL’ye çıkmıştır. Bu durumda 2017 itibari ile en düşük maaşı alan kamu emekçisinin maaşı 637 dolara eşitken, bugün itibari ile yani 2019 Temmuz itibari ile 539 dolara düşmüştür.

Yani en düşük maaşı alan kamu emekçisinin maaşı iki yılda dolar cinsinden %15,4 değer kaybederek 98 dolar azalmıştır.

Konfederasyonumuz bugüne kadar toplu sözleşme tekliflerinde konfederasyon temsilcileri ile Kamu İşveren Heyeti temsilcilerinin eşit sayıda katılımıyla “Asgari Geçim Standardı Tespit Komisyonu” adlı bir komisyonun kurulmasını, söz konusu komisyonun 4 kişilik bir aile için asgari geçim standardı tutarı belirlemesini, maaş artışlarında da söz konusu tutardaki artışın temel alınmasını önermiştir.

Ancak kamu işvereni bu önerimizi kabul etmediği için konfederasyonumuz maaş artışı tekliflerinde açlık ve yoksulluk sınırı tutarlarını temel almıştır. 32 yıldır açlık ve konfederasyon rakamları açıklayan, bu konuda tüm kamuoyunda kabul gören Türk İş’in açlık yoksulluk sınırı araştırmalarına göre:

2017 Haziran itibari ile 4 kişilik bir aile için 4.913 T olan yoksulluk sınırı Haziran 2019 itibari ile 6.733 TL’ye çıkmıştır. Yani yoksulluk sınırı iki yıl içinde rakamsal olarak 1.820 TL, oransal olarak %37 artmıştır.

Konfederasyonumuz buradan hareketle Yoksulluk sınırındaki artış oranının tüm kamu emekçilerinin maaş artışında temel alınmasını, Buna göre 2020 yılı için mevcutta 3.055 TL olan en düşük kamu emekçisi maaşının, yani 15/1 derece kademesindeki bekar hizmetli kamu emekçisinin maaşının (taban aylık, aylık kat sayı, yan ödeme, ek ödeme, özel hizmet, kıdem aylık) AGİ hariç 4.222 TL’ye çıkarılmasını, Hali hazırda 295 TL olan eş yardımının 478 TL’ye çıkarılmasını, Yine 0-6 yaş arasındaki çocuklar için 69,24 TL, 6 yaş üstü çocuklar için 34,62 TL gibi komik tutarlarda ödenen çocuk yardımının her bir çocuk için 500 TL’ye çekilmesini, Böylece eşi çalışmayan, iki çocuklu en düşük kamu emekçisi maaşının 2020 yılı için AGİ hariç 5.700 TL’ye çıkarılmasını,Eşi çalışmayan, bakmakla yükümlü olduğu çocuğu bulunan emekli kamu emekçilerine de eş ve çocuk yardımı verilmesini, Bugün itibari ile 100 metre karelik lojmanda oturan kamu emekçileri aylık 485 TL lira ödemektedir.

Evi olmayan tüm kamu emekçilerine ortalama kira bedeli olan 1.000 TL den söz konusu lojman kirası bedeli olan 485 TL düşüldükten sonra kalan tutar olan 515 TL kira yardımı yapılmasını,İş yerinde yemek çıkmayan kamu emekçilerine aylık 457 TL yemek yardımı yapılmasını, Tüm kamu emekçilerine yıllık 2 bin TL (aylık 166,67 TL) yakacak yardımı yapılmasını, Böylece eşi çalışmayan, iki çocuklu en düşük kamu emekçisi maaşının 2020 yılı için eş, çocuk, kira, yemek, yakacak yardımı kalemleri ile AGİ hariç 6.838 TL’ye çıkarılmasını, Sonuç olarak 2020 yılı için tüm kamu emekçilerinin maaşlarında yansımalarla birlikte %38 artış yapılmasını, Maaş ve yardım kalemlerindeki artış taleplerimizin kabulü halinde 2021 yılı için 2020 yılında gerçekleşen enflasyon artı 3 puan refah payı verilmesini İstiyoruz.

Tüm kamu emekçilerine Türkiye genelinde kamu ulaşım araçlarından faydalanacağı ücretsiz aylık abonman kartı verilmesini, Tüm kamu emekçilerine yılda iki kez brüt asgari ücret tutarında ikramiye verilmesini, Göreve ilk başlayan kamu emekçilerine iki maaş tutarında “Hoş Geldin İkramiyesi” verilmesini, Ücretsiz kamu kreşleri açılıncaya kadar 0-6 yaş arasındaki her çocuk için 750 TL tutarında kreş yardımı verilmesini, Bugün mevcut bütçe cetveli uyarınca kamu emekçilerine çalıştıkları her fazla saat için 2,13 TL tutarında fazla çalışma ücreti (fazla mesai ücreti) ödenmektedir.

Eve dönüş minibüs parasını bile karşılamaya yetmeyen söz konusu tutarın kamu emekçisinin maaşının aylık çalışma saati olan 140 bölünmesi sureti ile bulunan tutara çıkarılmasını,Asgari ücretin vergi dışı bırakılmasını, maaşlarımızın asgari ücret tutarını aşan kısmı için gelir vergisinin ilk dilim oranın uygulanmasını, Lisans ve ön lisans mezunu tüm kamu emekçilerinin ek göstergesinin 3600’e çıkarılmasını, bunun dışında kalan tüm kamu emekçilerinin mevcut ek göstergelerinin 800’er puan artırılmasını, Ek gösterge konusunda en mağdur kesim olan Yardımcı Hizmetler Sınıfı personelinin ek gösterge cetveline dahil edilmesini, Tüm ek ödemelerin emekliliğe yansıtılmasını ‘Enflasyona endeksli hatta bazen bunun bile altında maaş artışlarına niye imza attınız?’ eleştirilerine karşı “biz ücret sendikacılığı yapmıyoruz” savunmasına geçtiler.

‘Peki, o zaman maaş artışından vazgeçtik, hangi hakları aldınız, gelir vergisi adaletsizliğini mi çözdünüz yoksa ek ödemelerin emekli aylığına yansıtılmamasını mı? Güvencesiz, sözleşmeli istihdam edilenlerin kadroya alınmasını mı sağladınız yoksa ek gösterge adaletsizliğini mi çözdünüz? Sorularını duymazdan gelip ne sendikacılığı yaptıklarını da anlatamadılar.