Okumak, bilmek yetmez, gitmek görmek gerek… Macahel / Artvin

0
314
Zeynep Yılmazer
Okumak, bilmek yetmez, gitmek görmek gerek... Macahel / Artvin

Yalnız seyahat etmeyi çok ama çok seviyorum. Tesadüfler toplamayı, üst üste eklemeyi, anılar biriktirmeyi seviyorum. Bazen korkuyorum, bazen çekiniyorum, bazen delilik, bazen hayatı en güzel yerinden kavramak. Saatler süren yolculuklarda sorularıma kaynağından cevap bulmak, bundan çok keyif alıyorum.

Bu kez de yolum, Artvin’in muhteşem doğasının saklı kalmış cenneti Macahel’e. Batum’dan Hopa’ya, Hopa’dan Borçka’ya, oradan Camili’ye, nihayet Camili’den Maral’a derken vardığımda vakit günbatımı oluyor. Doğanın kendi sınırlarını çizdiği, ülkelerin sınır diye karakollar kurduğu, bir yanı Karçal Dağları, diğer yanı Gürcistan, geçit vermez bir coğrafya burası…

Çoruh Vadisi’nden yukarılara 1900 rakımda sisler içinde bir zirveye çıkmak, oradan döne dolaşa 300-400 rakımlarda Macahel Vadisi’ne inmek, insanın başını döndüren bir his. Öyle bir sis bulutu kaplamış ki dağların zirvesini, bulutların yeryüzüne inmesi gibi değil de, alıp insanı gökyüzüne çıkarması sanki.

Karçal Dağları’nın Karadeniz’e doğru hızla yükselip, alçalarak yarattığı kendine has bir iklim ve çok zengin bir ekosistem var burada. Çoruh’un onlarca koluyla beslediği dik ve derin vadiler, buzul gölleri, yaylalar, şelaleler, yüzlerce yaşında anıt ağaçlar barındıran yemyeşil ormanlar…

Okumak, bilmek yetmez, gitmek görmek gerek... Macahel / Artvin

‘Cennette yaşıyorsunuz cennette’

Macahel, 18 köyden oluşan büyük bir bölge. Sınırlar çizilirken bu 18 köyün 6’sı Türkiye’de kalmış, diğerleri o zamanki sınır komşumuz Sovyet Rusya’da. ‘Maca’ Gürcü dilinde ‘bilek’ demekmiş, ‘Hel’ de ‘el’. Ancak bileği güçlü kuvvetli insanların yaşayabileceği bir doğa. Bir de şöyle anlam veriyor köylüler; uzun yıllardır bölgenin merkezi olan Camili Köyü bileği, onu çevreleyen Maral, Efeler, Kayalar, Uğur, Düzenli köyleri de parmakları simgeliyormuş.

Kış aylarında Karçal Dağları’nın Borçka tarafındaki zirveleri, karla kapanıp çığ tehlikesi ile aşılmaz olduğundan, ulaşım yapılan özel anlaşmalarla bir ucu Gürcistan’a açılan vadiden sağlanıyor çoğu zaman. Sınırın SSCB ile paylaşıldığı yıllarda, aylarca yolları kapalı, elektriksiz, çok zor koşullarda yaşamış burada insanlar. Yolda yürürken görüp, “Cennette yaşıyorsunuz cennette” diyerek selam verdiğim teyze tek cümle ile ifade ediyor bu durumu yerel şivesiyle, siz kulağınızda duyun: “Hele bir kışın gel de gör, cennet midir, cehennem midir?”
Aslında sınırları devletler değil, doğa çizer diye düşünsem de; devletlerin çizdiği sınır, sadece iki ülkeyi değil, aynı dilde şarkılar söyleyen bu kadim insanları, koca bir coğrafyayı tam ortasından ayırmış.

İnsanın olumsuz müdahalesinden etkilenmemiş, zengin bir biyo-çeşitliliğe ve kültürel mirasa sahip bu çok özel coğrafya, UNESCO tarafından özellikle korunması gerekli olduğu tespit edilmiş ‘Dünya Biyosfer Rezervleri’nden biri aynı zamanda, bu özelliği ile de Türkiye’de tek. Bununla da kalmıyor, WWF tarafından Avrupa üzerinde belirlenmiş 100 orman sıcak noktası arasında. Yaşlı yağmur ormanlarına, onlarca endemik bitki türüne ve zengin bir yaban hayatına ev sahipliği yapıyor.

Oysa etrafını çevreleyen onlarca HES projesinin tehdidi altında olduğunu düşününce, galiba insanın müdahalesinden korunması için doğanın, kendisini böylesine özenle saklaması dahi yetmiyor!

Okumak, bilmek yetmez, gitmek görmek gerek... Macahel / Artvin

Sadece doğal değil, kültürel zenginliği de bir o kadar özel kılıyor Macahel bölgesini. Halkı kendi arasında Gürcüce konuşuyor hala, yüzlerce yıldır devam ettirdikleri tarım yöntemleri, mutfağı, gelenekleri ile kültürel miraslarını koruyor. Macahel, Kafkas Arısı ırkının bozulmadan, saf kaldığı tek bölge. Bu bilgiyi de bir espri ile paylaşıyor yöre halkı, “Arının uçup da kaçacak yeri mi var?” Özellikle yöreye has, saf kestane balı, mutlaka tadılması gereken eşi benzeri olmayan bir hazine.

Okumak, bilmek yetmez, gitmek görmek gerek... Macahel / Artvin

İlk kez tattığım lezzetler…

Kültürel mirasın devamlılığını ve yerel kalkınmayı sağlamak, en önemlisi de bu zengin biyo-çeşitliliği korumak için, ulusal ve uluslararası kuruluşların öncülüğünde eko-turizm uygulamaları ve ev pansiyonculuğu teşvik edilmiş burada. Ahşap, doğayla uyumlu, geleneksel mimariyi yansıtan birçok ev pansiyonu var konaklamak için. Yörede ev pansiyonculuğu o kadar güzel uygulanmış ki; insan buna konaklama diyemiyor, evin misafiri gibi hissediyor gerçekten kendisini. Maral Şelalesi’ne yürümek istediğim için Maral Köyü’nde bulunan Katamize pansiyonda konakladım ben de. Sahibi Hamdi Hoca, Camili’ye vardığımda, Mevlüt Amca’nın evinde beklememi rica etmişti benden. Tamakşam yemeği vaktinde evlerine konuk olduğum Mevlut Amca ve ailesi yöre halkının sıcakkanlılığını, hoş sohbetini simgeliyor artık benim için. Bahçedeki rengarek çiçeklerle çevrili bagende kurdukları sofrada, hayatımda ilk kez tattığım lezzetler, yolculuğum boyunca beni bekleyen yöresel yemeklerin ilk habercisi oluyor.

Tam gün batarken yemek ve sohbet keyfi öyle güzel geldi ki, Mevlüt amca bir de avukat olduğumu öğrenince bırakmak istemedi beni hatta. Sovyet Rusya ile sınırda oluşturulan askeri güvenlik bölgesi nedeniyle, yıllarca tamamını kullanmalarına izin verilmeyen araziler, iki üç yıl önce yapılan kadastro çalışmalarında hazine adına tapulanmış bu seferde. Yüzlerce yıldır topraklarına bir kök gibi sarılmış bu insanlardan daha fazla kim koruyabilir, hangi ‘Hazine’ saklamaya yeter bu doğayı, çok merak ediyorum. Hele ki, hazine arazilerinin son yıllarda nasıl kolayca satılabildiğini bilince.

Okumak, bilmek yetmez, gitmek görmek gerek... Macahel / Artvin
Okumak, bilmek yetmez, gitmek görmek gerek... Macahel / Artvin

Macahel Yaşlılar Korosu

Macahel’de dikkatimi çeken bir şey de mezarlar. İnançlar ve coğrafya koşullarıyla yaşam kadar ölüm de bizimle birlikte şekillenmiş tarih boyunca. Arazi engebeli ve dik, evler birbirinden bu kadar dağınık ve uzak olunca, ölülerini gömebilecekleri toplu bir alan oluşturmaları mümkün olmamış Macahellilerin. Bu yüzden de yaşadıkları arazinin bir bölümüne gömmüşler kaybettikleri yakınlarını.

İlk başta yadırgasa da insan, kim bilir yüzlerce yıldır devam ettirdikleri kültürlerini bozulmadan korumalarını belki biraz da bu etkilemiştir diye düşünmeden edemiyorum. Yöredeki evlerden yükselen Gürcüce ezgiler de bunun kanıtı sanki. Nesilden nesile aktarılarak bugünlere gelen, Macahel Yaşlılar Korosu’nun ses verdiği bu ezgiler, dinledikçe bu eşsiz doğa ile bütünleşip, başka bir dünya yaratıyor insanın kulaklarında.

Camili Havzası’nda görülmesi gereken doğal güzelliklerin başında Borçka-Karagöl ve Maral Şelalesi geliyor. Maral Şelalesi’ne arabayla çok rahat bir şekilde ulaşmak mümkün ancak muhteşem manzaralar sunan patika yollar da, harika bir seçenek. Hangi mevsim giderseniz gidin, sizi ayrı bir yüzü ile karşılayacak Macahel’in, elbette ki en güzel zamanları karların eriyip de doğanın yeniden uyandığı, onlarca tür çiçeğin dağları rengarenk donattığı bahar ve yaz ayları. Dile kolay, 23’ü sadece bu bölgeye özgü, 432 cinse ait 990 adet bitki çeşidi bulunuyormuş burada. Orman Gülü, Zifin ve adlarını bilemediğim daha birçok çiçekle kaplanmış yaylalar, fotoğraf ve yürüyüş tutkunları için tam bir görsel şölen sunuyor. Hele bir de fındık toplama zamanında giderseniz yürüyüş boyunca harcanan enerji de göz hakkı olarak geri dönüyor insana.

Okumak, bilmek yetmez, gitmek görmek gerek... Macahel / Artvin

Maral Şelalesi, köye 8 km uzaklıkta. İlk başta bu yolu 2 saatte yürüyebileceğim konusunda, Hamdi Hoca ile iddiaya bile girmiştim ama insan nasıl bir tırmanış yaptığını, aşağılarda ince bir çizgi gibi kalan yolları gördüğünde fark ediyor.
Maral Şelalesi, Türkiye’nin doğal bir engelden tek seferde dökülen en yüksek şelalesi, tam 68 metre. Bu yüzden daha önce gördüğünüz tüm şelaleleri unutun diyorum, tabi onlar Victoria, Niagara veya Iguazu değilse!

Şelaleye vardığında müthiş bir mutluluk kaplıyor insanın içini, yürüdüğün onca yolun ödülünü böylesine bir güzellikle almak tarifi imkansız bir his. Sular öylesine yüksekten ve şiddetle dökülüyor ki; çok güçlü bir rüzgar oluşturuyor vadide. Şelalenin buz gibi sularında yüzemesem de, o an orada tek başıma olmak, rüzgarın üzerime savurduğu sularla ıslanmak duygusu yetiyor.
Benim gittiğim gün, şelalenin karşısındaki tepede oluşturulmuş manzara izleme noktasında, yakınlardaki Gogort Ge mahallesinden üniversite öğrencisi iki genç vardı sadece. Yaz aylarında yerel rehberlik yapıyorlarmış burada hatta. Küçük kulübede yaktıkları kuzine sobasında biraz ısınmak ve ikram ettikleri odun ateşinde demlenmiş çay, bu muhteşem doğanın ikinci ödülü oldu bana.
Doğal ve kültürel zenginlikleri koruyarak tüm dünyaya tanıtmak adına her ne kadar yapacak daha çok şey olsa da, toprağına sımsıkı tutunan Macahellilerin doğru bir yolda olduğunu görmek, heyecan veriyor insana.
Hakkında ne okunursa okunsun, anlamak için mutlaka görmek, koklamak, tatmak, yaşamak gereken coğrafyalardan Macahel. Bir eve girerken ayakkabılarımızı çıkarmak gibi, içinde boğulduğumuzu hissettiğimiz şehirlerin tüm alışkanlıklarını dışarıda bırakarak…

(http://www.hurriyet.com.tr/okumak-bilmek-yetmez-gitmek-gormek-gerek-macahel-artvin-40175415)