‘Organik Çay’a geçiş ve çay üreticilerinin sorunları

0
430

Cemil Aksu

Hükümet, ÇAYKUR’un Varlık Fonu’na devrinden sonra şimdi de çay mevsimine iki ay kala “organik çay”a geçeceğini açıkladı. Amaçlananın “organik tarım” olduğu şüphe götürmektedir. Hükümet ve diğer kurumlar organik tarımı adeta sadece gübre meselesine indirgemektedir. Meselenin ele alınış biçimi yandaşlara yeni pazarlar açma gayreti izlenimi veriyor. Sorumluluk ÇAYKUR’da, hükümetlerdedir. Dolayısıyla organik tarıma geçişin maliyetini de onlar karşılamalıdır.

Hükümet, ÇAYKUR’un Varlık Fonu’na devrinden sonra şimdi de çay mevsimine iki ay kala, üreticilere adeta lades yaparak, “organik çay”a geçeceğini açıkladı. Perşembe günü (23 Şubat) Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Artvin Valiliği tarafından Arhavi’de “Organik Çay Üretimine Geçiş Bilgilendirme Toplantısı” yapıldı.

Toplantıya, AKP Artvin Milletvekili İsrafil Kışla, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarı Dr. Nusret Yazıcı, Vali Yardımcısı Mehmet Ali Öztürk, ÇAYKUR Çay İşletmeleri Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu, Arhavi Kaymakamı Şeref Aydın, Hopa Kaymakamı Ferit Görükmez, Arhavi Belediye Başkanı Coşkun Hekimoğlu, Hopa Belediye Başkanı Nedim Cihan, Borçka Belediye Başkanı Aslan Atan, Tarım Bakanlığı çalışanları, profesörler, daire başkanları düzeyinde katılımcılar, Rize ile Artvin il ve ilçe tarım müdürleri, köy muhtarları, ziraat odası temsilcileri ve çay üreticileri katıldı.

Arhavi’de yapılan bilgilendirme toplantısında, “organik çay üretimi”ne geçiş sürecinde karşılaşılacak sorunların çözümü için Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bu işin arkasında olduğunun altı çizilerek üreticiler ikna edilmeye çalışıldı. Fakat üreticiler ve üretici örgütleri dışlanarak hükümetin, ÇAYKUR ve birkaç gübre şirketi ile anlaşarak vardıkları “organik çay tarımına geçiş”in binlerce çay üreticisini mağdur etmemesi için Tayyip Erdoğan’ın sözü yeterli sayılamaz. “Kervan yolda düzülür” mantığı ile yola çıkılarak bu sürecin çay üreticilerinin ekonomik yıkıma neden olmadan neticelenmesi için daha fazlasına ihtiyaç var.

Çay tarımı ve ÇAYKUR, uzun zamandır devletin yanlış politikalarının yarattığı sorunlarla boğuşuyor. Çay tarımı, yaş çayı toplayan 200 bin civarında çay üreticisi ile kuru çay üreticisi binlerce ÇAYKUR işçisi için yaşamsal bir öneme sahip. Çay tarımı, Trabzon, Rize, Artvin, Giresun ve Ordu yörelerinde 64 yıldır yapılıyor.

Çay tarımı, uzun yıllar bölge için tek geçim kaynağı oldu. Uygulanan teşvikler sayesinde mısır üretiminin, geçimlik bahçe tarımının ve hayvancılığın yerini hızla çay üretimi alarak tek tip tarım hakim oldu. Yaş çayın büyük kısmının alıcısı devlet (ÇAYKUR) olduğu için hala da bir garantili gelir kaynağı olmayı sürdürüyor. ÇAYKUR ise özellikle erkek nüfusun istihdamı için en önemli alan. Bu özelliği ile yıllarca siyasi iktidarlar için oy aracı olarak kullanıldı.

12 Eylül darbesi sonrasında yürürlüğe sokulan neoliberal politikalar doğrultusunda 1985’ten sonra çay tarımı özel sektöre açıldı. 2016 yılı itibarıyla çay sektörünün cirosu 1 milyar dolara yaklaşırken, özel sektörün bundaki piyasa payı yıllar itibarıyla yüzde 50 seviyesine ulaştığı ifade ediliyor.

Sektörde üretim yapan toplam 197 fabrikanın 46’sı ÇAYKUR, 151’i ise özel sektöre ait.

Yaş çay üretimi 1985 yılından 2015 yılına kadar 28 bin tondan 1 milyon 328 bin tona çıkmış. Aynı dönemdeki kuru çay üretimi ise yalnızca 138 bin tondan 256 bin tona çıkabilmiş. Türkiye, çay tarım alanlarının genişliği bakımından dünyada üretici ülkeler arasında 8. sırada, kuru çay üretimi yönünden 5. sırada, yıllık kişi başına tüketim bakımından ise 4. sırada yer almaktadır.

KOTA ÜRETİCİLERİ ÖZEL ŞİRKETLERİN İNSAFSIZLIĞINA TERK ETTİ
Neoliberal politikaların sonucu ÇAYKUR’un tekel olmaktan çıkması için çayda kota-kontenjan ve düşük fiyat uygulamalarına geçildi. Özel sektörün gelişmesi için çay üreticileri şirketlerin insafsızlığına terk edildi. ÇAYKUR’un belirlediği kota fazlası nedeniyle yaş çayı elinde kalan üretici, ÇAYKUR’un belirlediği “taban fiyat”ın çok altında çayını bu şirketlere satmak zorunda kaldı. “Tek sayfalık yasa” ile çay sektörü piyasaya açılırken, üreticiler örgütsüzleştirildi.

Yaş çay üretiminden elde edilen gelir azaldıkça, üreticiler telafi için sürekli kaçak çay bahçeleri açma yoluna gitti. Kaçak çay bahçeleri, özel sektör için girdi sağladığı için göz yumuldu. Son birkaç yıl içinde de yapılan kadastro çalışmaları ile bu alanlar ruhsatlandırıldı. Çay tarımında kısa zamanda fazla ürün almak için neredeyse ilk yıllarından itibaren gübre kullanımı teşvik edildi.

1974-1991 yılları arasında çay tarımında kullanılan ahır gübresi miktarı azalırken; yapay gübre miktarı yıllar itibariyle artmıştır. Bu dönemde çay tarımında uygulanan gübrelerin yüzde 60-70’i amonyum sülfat niteliğinde olup Çay Ekicileri Kooperatifleri aracılığıyla üreticilere temin edildi. 1991-2010 yılları arasında çay tarımında en fazla kullanılan gübre azot-fosfor-potasyum 25-5-10 karışımı (NPK 25-5-10) gübre olmuştur.

Ekonomik ömrünü büyük oranda tamamlamış olan bu çaylıklarda gelişigüzel ve rastgele yöntemle seçilen ve uygulanan yapay gübreler çay plantasyonlarında istenen verimi sağlayamazken; toprak ve su kaynaklarının kirlenmesine, toprak kalitesinin düşmesine ve toprak sağlığının bozulmasına neden oldu.

Çay tarımının ekonomik ömrünü tamamladığı ve çaylıkların yenilenmesi gerektiği 2006’dan beri tartışılmaktadır. TBMM KİT Komisyonunda, Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün (ÇAYKUR) 2006 yılı hesapları görüşülürken, Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Yüce, Türkiye’nin çay üretimini devam ettirebilmesi için çaylıkların yenilenmesinin gerektiğini açıklamıştı. Çay bitkisinin yaklaşık 60 yıllık ömrü olduğunu, Türkiye’deki çaylıkların da bu yaşa gelmek üzere olduğunu belirten Yüce, bunun için çaylıkların sökülerek yeni fideleme yapılmasını önermişti. Çay fidanları dikildikten 5 yıl sonra ürün vermeye başladığı ve 10-15 yılda ekonomik verime ulaştığı dikkate alındığında, çaylıkların yenileme çalışmalarının 20 yılda tamamlanması öngörülen planda, yenilenmenin maliyeti de 7 milyar TL olacağı hesaplanmıştı. O dönemde kaynağın nasıl karşılanacağı da komisyon üyeleri arasında yoğun tartışma konusu olan bu plan devreye sokulamadı. Bu yıldan itibaren her yıl çaylıkların belli bir oranının budanmasına başlandı. Ayrıca bu yıllardan itibaren AR-GE faaliyetleri arttırılarak ürün farklılaştırmasına gidilerek, Hemşin organik çay, Didi, Beyaz çay gibi ürünler piyasa sürüldü.

MİLLİ TARIM PROJESİ
Geçen yıl ekim ayında açıklanan “Milli Tarım Projesi” ile Türkiye birden bire suni gübre kullanımının yasaklanmasını, organik gübre geçişi konuşmaya başladı. Aradan üç aydan fazla zaman geçmesine rağmen hala içeriğinin, hedeflerinin ne olduğu net olarak açıklanmadığı “Milli Tarım Projesi”, sanki yıllardır ülkedeki tarım ve hayvancılık devlet politikaları sonucu bitirilmemiş, köyler sanayiye işgücü yaratmak için boşaltılmamış, buğday, kuru fasulye dahil olmak üzere Türkiye’nin 126 ülkeden 133 değişik meyve ve sebze ithal eden ülke durumuna sokulmamış gibi, birden bire “kendi kendine yeten tarım ülkesi” olma hedefi açıklandı, hükümet tarafından.

Fakat bu “Milli Tarım Projesi”nin ne kadar temel bir politika olacağı, bir seçim ya da ekonomik dalgalanmaya karşı bir tedbir mi olacağı belli değil. Zira nasıl ki, “kendi kendine yeten bir tarım ülkesi” olmaktan otu bile ithal eden ülke sanayi ülkesi olduk ise yıllar içinde, geri dönüş için de ekonomik, siyasi ve sosyal yönleriyle bütünlüklü bir planlama gerekmektedir. Oysa planın nerede kimlerle hazırlandığı, nasıl bir geçiş öngördüğü, geçiş sürecinin maliyetinin nasıl karşılanacağı, kaynağının ne olduğu gibi bir sürü soru cevapsızdır.

“Milli Tarım Projesi” kapsamında çay tarımında da, yaş çay kampanyasının başlamasına iki ay gibi kısa bir süre kala, organik gübre kullanımına geçileceği açıklandı. Bu yıl geçilmesi konusunda çalışmalar devam etmekle birlikte kesin karar alınmış değil. Zira ne üreticiler bu geçişe hazır, ne ÇAYKUR ne de gübre şirketleri.

Türkiye’deki çay tarımının dünyadaki çay tarımından hem avantajı hem dezavantajı, sadece yaz aylarında hasat yapılıyor ve çaylıkların kış aylarını kar altında geçiriyor olması. Dört mevsim hasadın yapıldığı ülkelerde birçok kimyasal ilaçlama yapılarak çay tarımı sürdürülüyor. Türkiye’de zaten çay bahçeleri büyük oranda orman altı bölgelerde ve kışı kar altında geçirdiği için haşere ilacına ihtiyaç duyulmuyor ve bu nedenle dünyanın pestisit oranı en düşük çaylar kategorisinde yer alıyor. Bu açıdan dünya çaylarından organik çay üretimi ile piyasada yer kapmak istenmektedir.

Organik gübre kullanımına geçiş, yapay gübre kullanımının hem toprağa hem su kaynaklarına verdiği ekolojik zararın farkında olan çay emekçileri açısından kesinlikle hayır diyemeyecekleri bir öneri olarak karşılanmıştır. Bununla birlikte bu geçiş sürecinin örgütlenmesi, üreticilerin yaşayacağı gelir kaybının kamu ve özel sektör tarafından karşılanmasının garanti altına alınması, ayrıca organik gübrenin mevcut çaylıklarda tatbik edilmesi gibi birçok konu “Milli Tarım Projesi” gibi muğlaktadır.

ORGANİK ÇAY BİLGİLENDİRME TOPLANTISI
Arhavi’de yapılan bilgilendirme toplantısında açılış konuşmasını yapan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarı Dr. Nusret Yazıcı, “Bir devlet politikası olan bölgemizde organik tarıma geçişte özellikle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Bakan Faruk Çelik’in bilgisi dahilinde çalışmaların yürütüldüğünü” söyledi.

Yazıcı konuşmasına şöyle devam etmiş: “Organik tarıma geçişle birlikte çay rekoltesi geçmiş yıla nazaran düşebilir fakat bakanlığımızın bu konuda yapmış olduğu çalışmayla, çay rekoltesi düşen üreticinin zararı devlet tarafından karşılanacaktır. Bu konuda paramız da var gücümüz de var. Mesela bir üreticimizin geçen yıl ki rekoltesi 5 ton iken, organik tarıma geçmesiyle bu 3 tona düşmüşse devlet o üreticimizin eksilen 2 tonunu ödeyecek. Böylece hiçbir zarar ziyan olmadan üreticimize desteği vermiş olacağız. Bu süreç üretici zamanla kendi rekoltesini elde edene kadar devam edecek.”

Fakat bu sözlerin tutulacağının garantisi yok. Son 4-5 seçimde en çok gündeme getirilen konulardan biri olan çiftçinin kullandığı mazotun fiyatının düşürülmesi konusuna AKP hükümeti “popülist” diye karşı çıktı ve “kaynak nerede?” diye sordu.

Şimdi, üstelik büyük projeler için kaynak yetersizliğinden dolayı ÇAYKUR’un bile Varlık Fonu’na devredildiği bir dönemde “kaynak var” deniyor. Ama kaynak gösterilmiyor. Organik tarıma geçiş ile ilgili oluşturulmuş yasal bir mevzuat yok. Dolayısıyla özel sektörün piyasaya girdiği dönemdeki gibi verilen sözlerle yetinmek mümkün değil. Üreticinin rekoltesi nasıl belirlenecek, rekolte kaybının tamamı mı karşılanacak? Yoksa bir kısmı hava koşullarına vb. bağlanarak ödenmeyecek mi? Üretilen organik gübreleri kim üretecek, bu konuda da birkaç yandaş şirket mi kayırılacak? Ayrıca mevcut çaylıkların analizi yapılmadan kullanılacak gübreye nasıl karar verilmiştir, bu konuda da birkaç yıl deneme yanılma yöntemine mi başvurulacak?

ÜRETİCİ DIŞLANARAK ORGANİK TARIMA GEÇİŞ MÜMKÜN DEĞİL
İki ay sonra organik tarıma geçilecek deniyor ama hala “organik gübre”nin nasıl olacağı, çaylıklara nasıl tatbik edileceği belli değil. Şimdiye kadar yapılan bütün planlamalar bizzat üreticileri dışlayarak gerçekleştirildi. Üreticilerin fikirlerinin hiçe sayılması, hükümetin başka konulardaki gibi “en iyisini ben bilirim” diyen Başkanlık ruhundan kaynaklandığı kesin. Ama üreticinin fikirlerinin dışlanarak, sadece şirketlerin ve onların emrinde çalışan piyasa bilimcilerinin çıkarları ve fikirleri doğrultusunda organik tarıma geçiş mümkün değil.

ÜRETİCİLER VERİLEN SÖZLERE BAKMAKLA YETİNMEMELİ
Zaten amaçlananın “organik tarım” olduğu şüphe götürmektedir. Hükümet ve diğer kurumlar organik tarımı adeta sadece gübre meselesine indirgemektedir. Meselenin ele alınış biçimi, tıpkı enerji politikaları (HES’ler), Kentsel Dönüşüm gibi konularda olduğu gibi yandaşlarına yeni pazarlar açma gayreti izlenimi veriyor. Çay üreticileri, emekçileri, ÇAYKUR’un Varlık Fonu’na devredildiği şu ortamda, organik tarıma geçiş sürecinde yaşayacağı sıkıntılarla baş edebilmesi için sadece hükümetten verilen sözlere bakmakla yetinmemelidir. Bütün bu sürecin yasal bir dayanağa oturtulması, ayrıntılarının etraflıca planlanması için hızla örgütlenmelidir. Elbette organik tarımı desteklemeliyiz. Fakat, yıllarca suni gübre kullanarak, plansız çay tarımını geliştirmenin dolayısıyla üründeki kalitesizliğin, topraktaki kirlenmenin tek sorumlusu çay üreticileri değildir. Bilakis, başından sonuna kadar sorumluluk ÇAYKUR’da, hükümetlerdedir. Dolayısıyla organik tarıma geçişin maliyetini de onlar karşılamalıdır.