Otuz beş metre kare – Deniz Topaloğlu

0
67

Dün birlikte yola çıkmıştınız, bugün birbirinizi yoldan çıkmakla itham ediyorsunuz. Dün can cana idiniz, bugün kan kana.

Sebepler ise muhtelif; ‘biz zaten ittifaktan ayrılmıştık’, ‘kandırıldık’, ‘Allah affetsin’… vs. vs.

Ne kadar da tanıdık, değil mi? İktidarı, muhalefeti, sağcısı, solcusu ile hep aynı piyes, aynı nakarat. Bir Türkiye klasiği.

Yanlış anlaşılmasın sakın. Buradaki murat, Hopa tarihinin gelmiş geçmiş en vasat Belediye Başkanına omuz vermek değil. Kendisi zaten, apaçık bir vitrin mankeni. Yalnız, bu apaçık vitrinin apaçık mankeninin ‘açık yerleri’ değil, yüzü kapatılmış dört sütuna manşet ‘birlikte yöneteceğiz’ yazılı eski bir gazete parçası ile.

Yönetin kardeşim, bir şey demedik, bir şey de istemedik sizden. İster birlikte yönetin, ister tek tek sıra ile. Emin olun gözümüz yok.

Ama sevgili kardeşim! Belediye encümenleriniz nerede? Ne için seçtiniz onları? Madem her zamanki gibi bedeninizi siper edecektiniz, ne gerek vardı o zaman o bıktırıcı encümen pazarlıklarına, değil mi?

Hiçbir şey yapamadınız, hiç olmazsa Bahçeli gibi ‘İttifak ortağı olsak da, üstlendiğimiz demokratik sorumluluk muhalefettir, denge – denetlemedir’ beyanı verseydiniz ya en başında.

Arkadaşım, arkadaşlarım! Söz konusu otuz beş metrekarecik mülk, Ekmekçi’nin satışa çıkardığı ilk ve tek kamu mülkü değil ki. Öyle olsaydı anlardım bunca hengâmeyi. Bildiğim kadarı ile bir sürü taşınmazı satıldı kamunun da birkaç cılız itirazın ötesinde bir çıt da çıkmadı. Bu otuz beş metrekareciğin ne anlamı var anlamış değilim. Bu otuz beş metrekareciğin alameti farikası nedir, ha? Diğer satışlarda gerçekleşemeyen kamu zararı burada nasıl ve neden ısrarla gerçekleşmek istiyor, oldukça enteresan.

Bu işin ardında, yöresinde bizim bilmediğimiz ya da göremediğimiz bir şey mi var? Sizin farkında olduğunuz ama bizim bir türlü ayıkamadığımız bir oyun ile mi karşı karşıyayız? Var ise bir bildiğiniz gelin hep birlikte bakmaya çalışalım perdenin gerisine. Ama öyle ardına baktığında poposunu, önüne baktığında egosunu gören eril bir anlayışla değil; Düpedüz, apaçık, samimiyetle.

‘Görünenin (Fenomen) arkasında bir şey (Nomen)var mıdır, yok mudur?’ sorusuna cevap aramış Filozof Kant ömrü boyunca. Ardılı Hegel bu soruya ‘Perdenin arkasında, biz oraya geçmediğimiz sürece görülecek bir şey yoktur’ cevabını vermiş.

Daha önce satılan kamu mülklerinin satışına güçlü bir itirazın yapılmamış olmasına rağmen ‘otuz beş metrekarelik bir fenomenin’ satışında koparılan hengâmeyi görünce insan, ister istemez perdeyi aralayıp ardında, yöresinde neyin gizlenmeye çalıştığını görmeye çalışıyor.

Perdeyi araladıkça da insan ister istemez şeytanın avukatlığına soyunma ihtiyacı da hissediliyor. Ya İttifakın içinden birileri bu ‘otuz beş metrekarecik taşınmazı otuz beş kuruşa’ almak istiyor. Ancak açık ihalede otuz beş kuruşa alamayacağını bildiği için ‘kamu yararının’ arkasına gizlenerek ortadaki rant arzusunu politik söylem ve eylemle perdelemeye çalışıyor ki umarım yanılıyorumdur ve sadece kendi kendime vesvese yapıyorumdur.

Ya da ulusal çapta İstiklal bombası ile ilan edilen seçim startını, yerelde otuz beş metrekare üzerinden koparılan hengâme ile ilan ederek, muhtemel odaklara ‘biz de varız’ mesajı vererek, yeni ortaklıklara göz kırpılıyor.

Sonuçta, daha önce yaşadığımız benzer deneyimler neticesinde görünen odur ki yine ‘iki ucu boklu değnekle’ karşı karşıyayız.