Şavşat ve Anılar – Ruhan Odabaş

0

Ruhan Odabaş

Yol Hikâyeleri – 7 –

Serin bir Şavşat sabahına açtı gözlerini. Hep serindi zaten Şavşat’ta hava. Yazın kavurucu sıcağı görülmemişti şimdiye dek. Denizden yüksekliği, çevresindeki bitki örtüsü, orman, Şavşat’ın kendine özgü havasını oluşturuyordu.

Laşet’te geçirmişti geceyi. Tertemiz bir havada, yerel lezzetler eşliğinde rakısını içmiş, dostlarıyla sohbetini yapmıştı. En küçük bir yorgunluk hissetmeden, keyifle yaptı kahvaltısını. Fazladan iki bardak daha çay içip çevirdi kontak anahtarını. İlk hedefi Sahara olacaktı.

Öyle de yaptı. Virajları yavaş ve dikkatlice alıyor, gözüne takılan görüntüyü yakalayabilmek için duruyordu yol kenarında. Yukarılara, Sahara’nın tepelerine çıktıkça hava değişiyor, oksijen fazlalığından başı ağrıyacak gibi oluyordu. Tıkanan kulaklarına aldırmadan, Ardahan sınırına kadar sürdü arabasını. Bildiği şeyi yeniden görmek şaşırttı kendisini; aşağıda yarım bahar varken, Sahara’nın tepelerinde kar vardı dışarısı bayağı bir soğuktu. Arabanın kaloriferini çalıştırdı, gördüklerinin tadını çıkarmayı sürdürdü. Cd çalardan yükselen ses;

 “Çift jandarma geliyor
Kaymakam konağından
Al jandarma vur beni
O yarin merağından” derken aklı karıştı birden. Karışmanın da ötesine geçip karmakarışık duyguların girdabına girdi ki, çıkmak olası değil.

Şavşat Meydanı

Şalcı köyü, Erkan…

Şavşat Meydanı, katledilen insanlar…

Not defterini çıkardı çantasından. Duygularına gem vurmaya çalışarak ve elleri titreyerek şu notu düştü;

“Mamanelis dedim,
eski bir dostu anımsadım,
Gerkulop’tan bir yoldaşımın
moraran tırnakları takıldı aklıma;
soğuktan değil, işkenceden.

Laşet’te,
Sahara’ya tırmanan yokuşun dibinde,
utanmakla direnmek arası günler yaşarken,
Şavşat Meydanı’ndaki
kurşun seslerini öptüm, ciğerime saplanan.”

Hafiften esen bir rüzgar, Sahara’nın eteklerindeki tüm çamların kokusunu getiriyordu sanki. Daha fazla duygusala bağlamamak için yeniden çalıştırdı arabasını. Şavşat’a inecek, öğle yemeğini yiyecek, oradan İmerxev’e doğru gidecekti.

KAZIM KÖROĞLU VE ENVER KARAGÖZ

Temiz hava acıktırmıştı kendisini. Meydandaki lokantalardan birine girdi ve köşe masalardan birine oturdu. Bir yandan yemeğini yiyor, bir yandan da yılların gerisine gidiyordu.

Ortaokul öğrencisiyken Türkçe öğretmeni vardı, Kazım Köroğlu. Kazım Köroğlu Şavşatlıydı ve belki de kendisine okuma alışkanlığını aşılayan önde gelen isimlerden biriydi. Daha o yıllarda, “Yılanların Öcü”nü kendisine vermiş, okuyup özetlemesini istemişti. Önemli bir kavşaktı bu olay kendisi için. Minnetle, saygıyla andı Kazım Köroğlu’nu.

Ve sonra Enver Karagöz, işkenceyle öldürülen bir devrimci öğretmen. Yeniden çıkardı not defterini ve önceki notlarını tamamladı;

“İnanmayacaksın belki ama,
Enver Karagöz
bir bağımsızlık şiiri okuyordu, duydum, dinledim
ve sen gibiydi sözcükler sanki;
duru, pervasız, yürekli;
sen gibi işte, daha ne deyim…”

Efkar Tepesi’ne geçti. Fakir Baykurt’un ünlü romanı “Efkar Tepesi”ni yazdığı tepede çay içti,Baykurt gibi düşünmeye çalıştı Şavşat’ı. Fakir Baykurt’tan sonraki yıllarda neler neler yaşanmıştı Şavşat’ta! Baykurt bu yaşananlara tanık olsaydı neler daha eklerdi acaba romanına!..

Efkar Tepesi’nden

İyice soluklandıktan sonra kendini hazır hissetti. Bir iki kare fotoğraf daha çekti ve İmerxev’e doğru yola koyuldu.

Eski ve gerçek adıyla söylemek daha hoşuna gidiyordu. “Meydancık” değil de “İmerxev” demek daha bir hakkını vermekti yörenin. O küçük, şirin yerleşim yerinde farklı bir dil, Gürcüce kullanılıyordu genel olarak ve kendine özgü oyunları, kendi diliyle türküleri vardı. İmerxev’in köylerinden biri olan Bazgiret türküsü;

“Daba da Deviyeti da zemodan Zakiyeti,
Ori dğe ağaravar da, momskhurda Bazgireti.”

Bazgiret

Türkü, Bazgiret’ten iki gün ayrı kalan bir Bazgiretlinin özlemini anlatıyordu ki, özlenmeyecek yerler de değildi yani. Uygarlığın getirdiği kimi olanaklardan yoksun bırakılma çabalarına karşın direniyor, aydın insan olmanın tüm özelliklerini yansıtıyordu yöre insanı. Bir kış mevsimi, film çekimleri için Bazgiret’te olmuştu. Yerde bir metreden fazla kar vardı ve köy insanı o kış kıyamette bile mutlu olmaktan, konukseverlikten ödün vermiyordu. O günlerden kalan birkaç dostla görüştü, biraz sohbet, bir iki bardak çay derken, vakit ikindiyi geçti yine. Programını uygulamalı, Yusufeli’nin yolunu tutmalıydı yavaş yavaş. İzin istedi ve kalktı. Buradan sonrası, Artvin’in Erzurum sınırındaki son ilçesi olan Yusufeli olacaktı…

 

Yol Hikayeleri 1 – Utanmakla Sevinmek Arası

Yol Hikayeleri 2 – Anılar Kıpır Kıpır

Yol Hikayeleri 3 – Borçka’ya Doğru

Yol Hikayeleri 4 – Çocukluğunun Korkuları; Maradit

Yol Hikayeleri 5 – Murgul’da SO2 Solumak

Yol Hikayeleri 6 – Çocukluğunun yolları yok artık