Umay Umay: Kâzım’ın aşıklarıydık

0

Kâzım Koyuncu… Müzisyen, ozan, aktivist… 2005 yılında aramızdan ayrıldığında 33 yaşındaydı. Koyuncu, ait olduğu kültürü kendine has tarz ve tavrıyla müzikte başka bir noktaya taşırken pek çok kişinin beğeni ve sevgisine de ulaştı. Kardeş, arkadaş, yoldaş, dost, sevgili…

Umay Gedikoğlu, bilinen ismiyle Umay Umay. Çok yönlü bir sanatçı. Müzisyen, yazar, şair.

Kâzım Koyuncu’nun ardından “Kâzım’ın aşıklarıydık” diye anlatan Umay Umay ile Koyuncu’yu ve aralarındaki dostluğu konuştuk.

Nasıl tanıştınız?
Bir gün Beyoğlu’nda yürürken bir ses duydum. Bir şarkı. Hemen şarkının çaldığı mekâna girdim. Nedir çalan, diye sordum. Kâzım Koyuncu, Didou Nana, dediler. Daha önce duymuştum sesini ama solo albümde duymak bambaşkaydı. Albümü alıp eve gittim. Evde dinlerken başka bir şarkıya aşık oldum. Yaklaşık bir ay tekrar tekrar o şarkıyı dinledim. Sonra firmasını arayıp, Ben Umay Umay, Kâzım’la görüşmek istiyorum, diye not bıraktım. O da beni bir saat sonra aradı. Eve geldi. Annem, babam bizde. Biz Karadenizliler böyleyiz. Aile buluşmalarını çok severiz. Gözleri görmeyen annem bile konuşmalarıyla onu çok sevdi. “Ne güzel çocuk öyle, o yine gelsin,” dedi. Sürekli de soruyor annem, “Kimlerdendi o çocuk?” diye. Anne, dedim, Biz Trabzon’dan, onlar Artvin’den. Durup durup annem, “Kimlerdendi?” diye soruyor. Artık nasıl sevmişse Kâzım’ı. Günlerce böyleydi.

Benim gibi yakın arkadaşlarının, halkının sevgisini alarak gitti. O gittikten sonra biz “Kâzım yok hayatı” yaşadık çok uzun süre. Hayatın adı “Kâzım Yok” ve korkunç bir şaşkınlık…

Şaşkınlığımız üzüntüyü bastırıyordu. Bir süre sonra öfke, isyan, kızgınlık… Ben bu evde, bu caddede yürürken günlerce gittiğine inanmadım. O kadar kızgın, kabul etmeyerek gitti ki mahalleden gittiğine ikna olmadım, sanki hep buralardaydı.

Bu kızgınlık gideceğinin farkında olduğu için miydi?
Otuz iki yaşında olsanız, öleceğinizi bilseniz, nasıl karşılarsınız? Buna inanabilir, katlanabilir misiniz? Çok zordu. Yine çok büyük anlayış gösterdi bu hastalığa. Bir ev takımı vardı ona yakın olan. Yalnız bırakmıyorduk hiç. Hissettirmemeye çalışıyorduk ama tabii kendisi hep kızgındı. Gidene kadar da öyleydi. Hatta sevgilisine, “Çıkarın beni buradan, yoruldum, sıkıldım,” diyordu hastanede yatarken.

Bu kızgınlık döneminde sizin de tartıştığınız olur muydu?
Sürekli tartışırdık zaten. Hayata dair kavgalarımız olmazdı, tamamen şımarıkça yaptığımız kavgalardı bunlar. En çok müzik için olurdu. Müzik kafalarımız çok farklıydı. Eve girip de “Kız bi sus daaa!” diye demeden çıktığı çok az olmuştur. Biz birbirimizin kıymetlisiydik. Evde dertlerimizi paylaşırken bile kısık sesle konuşurduk, sanki duvarlar bile duymasın gibi…

Seni hiç şaşırttı mı?
Son döneminde çok agresifti. O kadar ince bir adamdı ki tanımadığı birine inanılmaz incelikli davranırdı. Aksi şekilde davranmayı kötülerdi. Biz öyle öyle arkadaş olduk zaten. Birbirimizin huylarını seve seve arkadaş, kardeş olduk.

Biz Kâzım’ın arkadaşları değildik, onun aşıklarıydık, diyorsun…
Hastalandığında hepimizin ona aşık olduğu ortaya çıktı. Hastalık sürecinde ”Benim, benim…” telaşına düşmüştük. O kadar seviyorduk ki. Zaten bir gün menajerinin evinde hepimiz otururken kendisine, Bir hastalandın, herkesin sana aşık olduğu ortaya çıktı, dediğimde bütün kadınlar dağıldı, sesi çıkamadı Kâzım’ın. kıpkırmızı kaldı orada. Bu doğruydu.

O kadar zeki biriydi ki o da biliyordu aşık olduğumuzu. Tabii burada aşkın boyutlarını çok farklı.

Gözünün önünden gitmeyen bir görüntüsü var mı…

Ya konser?
İlk Babylon konserine çıkacaktı. O zaman da çok paramız yoktu. Gidildi ona uygun bir tişört alındı. Saçlar kesildi filan… Mezopotamya Kültür Merkezi’nde oturduk. Çay içiyoruz dostlarımızla. Konser vaktini bekliyoruz. Konsere yirmi dakika var, baktık Kâzım masada hâlâ. Kollarıyla böyle kendi gövdesine sarılıyor, heyecandan… Bir yandan da bize soruyor “Ne yapıyorsunuz?” diye. Ne yapalım, seni bekliyoruz, kalk git, dedik, konserine. Gülüştük. O kadar heyecanlı ki, konser zamanına kadar sevgi topluyordu, destek diye… O hepimizden güçlüydü, enerjisi hepimizinkinden çoktu. Hepimizden cesurdu. Çok bıçkın biriydi. Hem bıçkın, hem iyi kalpli, hem yüksek ahlak sahibi, hem de yakışıklı… Benzer bir sürü şey daha sayılabilir hakkında… Her şeyi bulabiliyorduk onda.

Konser bitti. Ben eve döndüm. Heyecandan fazla yorulmuştum. Onlar bir mekânda toplandılar. Kâzım mı konsere çıktı, biz mi çıktık, belli değildi o akşam. Konser de herkes de büyülüydü. Dedim ki, Kemal’i çok beğendim. Senden çok ondan etkilendim, Kemal de Grup Yorum’dan… Flüt çalıyordu. Ben böyle deyince “Umay!” dedi. Böyle durdu, heyecanlandı, yutkundu, “Nasıl anlıyorsun her şeyi… Niye biliyor musun, çünkü o bir devrimci,” dedi.

Gözlerimden yaşlar süzüldü. O akşamı hiç unutmuyorum.

Bir gün de, kızgınım kendisine yine diyelim… Tam da kahve yapıyorum ocakta. Gelip yanıma, “Sen cezveyi tut, ben karıştırayım” diye şirinlik yapıp gönlümü almaya çalışmıştı. Herkesin hayatına bir güzellik katardı. Hiçbir şey yapamazsa giderdi bir arkadaşının küçük bir faturasını ödemeye çalışırdı. Arkadaşı açken, Kâzım tok uyuyamazdı. Öyle ruhlardan biriydi.

Dostluğunuz sürecinden sende değiştirdiği, dönüştürdüğü şeyler oldu mu?
Hastayken, gideceğini anladığı anlardan birinde “Umay, lütfen bir an bile soysuz müzik yapma” demişti. Soyluluğa çok önem verirdi. O gittikten sonra evet çok değiştim. Ancak çektiğim acıdan dolayı.

Birlikte başka neler paylaştınız?
“Ağzı Bozuk Aşk Mektubu”nun müzik direktörlüğünü yaptı. Herkes ‘Kalbim Acıdı’ düetini o gittikten sonra yapıldı zannediyor. Aksine Kâzım’la birlikte kaydettik o şarkıyı. Ağlamaktan kendi bölümlerimi söyleyemedim, Kâzım’a kaldı hepsini söylemek. Lazca aksan zor bir de. Bir tek inlemelerim ve konuşmalarım kaydedildi.

O gittiğinden beri yatağımda yatamıyorum. Diyeceksin ki bu nasıl bir ilişki. Biz birbirine çok güvenen arkadaşlardık. Hayata güvenim yerle bir olmuştu.

Bu güven nasıl oluştu?
Müzik, bunu yapıyor. Bu ne benim, ne Kâzım’ın ne de hayatın anlamlarının başarısı. Müzik, bazı insanları birbirine bağlıyor. Biri önce gitse diğerinden kendisi kadarını söküp götürüyor.

İçinden çıkamadığı durumları, almak istediği kararları seninle paylaşır, sana danışır mıydı?
Yok benimle hayati kararlar almazdı. Ona müzik yolculuğunda karakteristik bilgiler veriyordum ki bu onda vardı zaten. Mesela, Hülya Avşar’ın programına çıkayım mı çıkmayayım mı, gibi. ‘Çıkacaksın çünkü maalesef kendini gösterebileceğin başka yer yok’ derdim. ‘Sistem içinde çıkıp devrimciliğini orada yaşayacaksın, yaşatacaksın. Kullanacaksın sistemi. Onlar bizi nasıl kullanıyorsa, sen de onları kullanacaksın. Hülya’nın poposuna şaplak atmayacaksın, sen de kendi popona şaplak attırmayacaksın. Şarkılarını söyleyeceksin, horonunu çektireceksin, ineceksin sahneden.’

Hoşuna giderdi. Gülerdik, çok gülerdik.

Seni nasıl tanımlardı?
Birçok görüşüme katılmazdı. Ben de onunkine katılmazdım. Benim Kâzım’ın hayatında en çok sevdiklerim, kişiliği, müziği ve sevgilisi Gönül’dü…

Gönül…
Evet, çok sevdim, seviyorum da. Gönül çok onurlu davrandı. Hep aynı kaldı. Gönül, Kâzım’dan bana kalmış en büyük hatıradır. Kâzım’ın müziğinden çok Gönül’ü pamuklara sarıp saklıyorum. Bir müzisyen müziği ve aşklarıyla anılır. Biz hiçbir şeyiz çoğu kez. Gönül bu ayrıcalığı hâlâ çok güzel taşıyor. Hiç konuşmuyor, kimseye cevap vermiyor, kimseyle bu konu üzerinden tartışmalara girip kendini ortaya atmıyor. Acısını uzaklarda, tek başına çekti. Hala biricik dostum.

Kâzım Koyuncu’yla bu derece yakın olmanıza rağmen gittiğinden beri sen epey süre sustun ve şimdi detaylı olarak konuşma kararı aldın. Kâzım Koyuncu hakkında konuşma kararı aldıran şey nedir?
Sadece kendimin, arkadaşlığımızın detaylarını anlatıyorum. O da birazını. Yoksa böyle bir hakkım yok. Kimsenin de yok. Uzun süre konuşmadım çünkü herkes çok konuştu. Onları da anlıyorum, çok sevdikleri için.

Sizin farkınız neydi?
Çünkü bizler hakiki dostlarız. Ben bilmiyor muydum Kâzım’la ilgili kitap çıkartmayı, fotoğraflarını basmayı? Kardeşi Niyazi, sevgilisi veya grup arkadaşları? Kâzım gittikten sonra fotoğraf çekmeye başladım. Onun kitabı hazırlanıyor. Ama sakin sakin. Yıllar oldu hala aceleyle basmadık. Sanatsal, edebi, hayati değeri olmalı. Hakikati olmalı.

.

Çocukluğunu anlatır mıydı?
Babasına çok büyük saygı duyardı. Rol model kabul etmişti kendisine. Anlattıklarından onu anlamıştım. İleri görüşlü bir adam olarak bahsederdi.

Çok fazla çocukluğuna gitmezdi. Çünkü biz Beyoğlu’nun aceleci çocuklardık. Bizim anılarımıza dalacak zamanımız vardı belki ama hevesimiz yoktu. Biz hep müzik yapma peşindeydik. Mesela, “Viyolonsel ile gayda bir araya gelirse nasıl bir ses çıkar, derdindeydik. Onların hayallerindeydik.

Evlilik kurumuna yaklaşımı nasıldı? Bir dost olarak muhabbeti açılmış olmalı…Yaşasaydı sevgilisi Gönül ile evleneceklerdi. Hayallerinden bahsederdi; ‘’Sarıyer’den ev tutalım, ağaçlara asma davullar asalım, tavuklar alalım. İki kızımız olsun, onları büyütelim.” Böyle bir düşüncesi vardı. Yaşasaydı iki, belki de üç çocuk babası biri olacaktı. Böyle hayal kuran biri evliliğe böyle bakıyordur. Hep çok güzel bir dünyayı gerçekleştirmek peşindeydi.

Dışarıdan bakıldığında ‘aşk’ ona göre nasıl bir hâldi sence?
Akla ve ruha çok önem veren bir adamdı. Direkt kalpten gelen değil, kalpten gelip akılla birleştiğinde ortaya çıkan bir hâldi aşk onun için. Gönül’de bunlar vardı. Kâzım hormonlarıyla davranan, çapkınlık yapan biri olmadı. Gönül’den başka kimseyi karşımıza çıkarmadı. Onu tanıdığımdan gittiği ana kadar hep müzik ve Gönül vardı.

İnsanlar Kâzım Koyuncu’nun meftunuyken kendisi de sevgilisi Gönül Hanım’ın meftunuydu…
Hep öyle değil midir?

Son ana kadar konserlere çıktı. Bunlar sence veda mıydı, umut muydu? Nasıl bir atmosfer vardı o son dönemde?
Son ana kadar hep umutluydu. Gecenin bir yarısı beni arardı. “Umay, bu insanlar niye uyuyor, kalkalım bir şeyler yapalım!”, “Ne yapalım Kâzım?”, “Tamam, sonra görüşürüz,” der kapatırdı. Hissettiği umudu tarif edemezdi ama çok umutluydu. O umut hâli hep devam etti.

Hey Gidi Karadeniz Konserleri’nde pijamayla onunla dolaştım. “Sırtımı okşa Umay,” derdi konsere çıkmadan önce. Kâzım garip bir şeyler olduğunu hissetmişti. Bir şey olmuştu, anlamıştı.

Bu konserlerden sonraki hafta hastaneye gitmişti. Bana geldi elinde kâğıtlarla. Elini masaya vurdu, “Allah diyor ki, oğlum sen hayatını değiştiremiyorsan ben değiştiriyorum,” dedi. Çıktı, gitti evden.

Ayşe Özlem İnci / Gazete Duvar