Vazgeçmeyeceğiz… – Cemil Aksu

0
239

Cemil Aksu

Ne Cerattepe’den, ne memleketten vazgeçmeyeceğiz…

Hiçbirimizin unuttuğunu zannetmiyorum, ama peşrev gereği, hatırlatayım. Geçen sene bu gün (15 Şubat), o gözümüzde yere göğe sığmayan, sevip saydığımız, devlet, daha doğrusu Devlet, yine Devlet tarafından basılan Tarih kitaplarında “serhat şehrimiz” diye övdüğü Artvin’i “ezip geçti”! Herkesin aklına geliyordu bu ihtimal ama nedense “bu kadarını da yapmazlar” diye de umuyorlardı.

Mantıken ya da hukuken, devlet, Artvinlilerin umduğu gibi davranması gerekirdi.

Çünkü, Artvin’in alnı sayılacak bir bölge olan Cerattepe’deki madencilik faaliyetine handiyse tüm Artvinliler “Hayır” diyordu. Biliminsanları da defaatle bu yönde görüş bildirmişlerdi. Mahkemelerde de Artvinlileri haklı bulmuştu. Artvin’in üstü, altından daha değerli idi. Toprağın altındakiler için toprağın üstündekilere verilecek zararın bütün kuşaklar ve ekoloji için bedeli kat be kat fazla idi.

Fakat ne Artvinlileri takan oldu, ne hukuku…

Artvinliler, umutsuzca üç gün boyunca, 12 Eylül Darbesi zamanında bile karşılaşmadıkları kadar çok, asker ve polis zoruyla Cerattepe’ye çıkmak isteyen şirketi engellemeye çalıştı. Fakat, herkes, hepimiz gibi, devlet zoru karşısında naçar kaldılar.

Cerattepe için verilmiş sözler vardı!

Bütün partilerin, tabi o gün ve şimdi iktidar olanların da, Artvinlileri en çok memnun eden vaadi, Cerattepe’de onların muradı hilafına bir karara yol vermeyecekleri oluyordu. Artvin’de AKP’nin belediye başkanlığını kazanmasının bir nedeni de, “onlara istediklerini verirsek, bizim istediklerimizi de yaparlar”naifliğidir. Artvinliler, AKP “ne istedilerse verdiler”. Karşılığında ne buldular? RTE, iktidar yolunda beraber yürüdüğü şimdi şeytanlaştırdığı FETÖ’ne “ne istediniz de vermedik” diye serzenişte bulunmuştu hani… Ders almak lazım; demek ki, “ne isterlerse verme”nin bir haddi yok.

Demek ki, artık, kendilerini o kadar güçlü sayıyorlardı ki, halkın ne istediğinin, Hukukun da ne dediğinin bir önemi yok(tu). Adı hırsızlıklarla, ahlaksızlıkla anılan –normalde çoktan hapsi boylaması gereken- biri için halk da hukuk da “ezip geçilebilir”di. Onlara daha fazla daha fazla lazımdı. “Ayakkabı kutuları”, TÜRGEV’e bahşişler, “çılgın projeler”den elde edilen rantlar… yetmez oldu. Bu nasıl bir yiyicilik, doymazlıksa, yurdun bütün varlıklarını, güzelliklerini, değerlerini kasalarına doldurmak istiyorlar.

Cerattepe için yaptıklarını düşününce, Türk tipi falan değil, basbayağı AKP Tipi Başkanlık Sistemini getirmek isteyenlere “ne istediniz de vermedik” 15 yıl boyunca diye sormak lazım. İlk dönemlerde “iktidar olduk ama muktedir olamadık”, “statüko” dediler, askeri ve bürokratik vesayet rejimi var dediler. Fakat sonra, “van minut”, Ortadoğu’da “model ülke/lider”, sürekli büyüyen ekonomi, açılım üstüne açılım… Darbe yasasını kaldırmak, darbecileri yargılamak da –şimdi bin pişman olup yeniden onlarla iktidar ortağı olmuş olsalar da- cabası…

Ne istedilerse hepsini yaptılar…

Fakat gene de daha fazlasını istiyorlar. O istedikleri de, mutlak itaat ve denetimsiz, kuralsız, hukuksuz bir yönetim. Başka bir deyişle, halkın herhangi bir nedenle kaile alınmasını gerektirecek bütün bağlardan kurtulmak istiyorlar.

Fakat ne istemenin ne itaatin bir haddi var(dır). Hele bakalım ki ne olacak diye muktedirin dümen suyuna gidenler sonunda en küçük çıkarlarına bile karşılık bulamayacakları gibi, eldekilerden de olacak.

Bu yüzden direnişin de haddi yoktur. İnsanın direnişini diğer canlıların direnişinden ayıran da budur. Elbette vazgeçmeyeceğiz. Ne memleketten, ne Cerattepe’den. “[S]önmez bu şafaklardaki al sancak, sönmeden yurdumun üstündeki en son ocak…”