Yeşil Altın: Fındık | Dr. Kubilay Kaptan

0

Dr. Kubilay Kaptan

1999 yılının Kasım ayında televizyonlarda bir reklam dönmeye başladı. Özkan Uğur “AYRIYETTEN Aganigi-Naganigi” diye bağırıyordu. Reklam yediden yetmişe bütün herkesin diline düştü. Reklamda tanıtılan fındık cildi güzelleştiriyor, dişleri kuvvetlendiriyordu. Her gün bir avuç fındık iyi geliyordu. O yıl 19 yaşındaydım ve her yerde daha önce görülmemiş bir fındık bolluğu yaşanıyordu.

• • •

2020 yılının Mayıs ayının 21’inde alışverişe gittim. 200 gr kavrulmuş fındık için 17 TL verdim. Bu fiyat girdiğim marketteki en ucuz fiyattı. Biraz daha kaliteli olan 500 gr kavrulmuş İç fındık 65 TL’ye satılıyordu. İster istemez 21 yıl önce izlediğim reklamı düşündüm. Bizim fındığa 21 yıl içinde ne olmuştu da fiyatı bu hâle gelmişti? Aynı anda aklıma daha önce konuştuğum, fındık üreticisi olan bir dostumun söylediği bir cümle de geldi: “Hocam, bizde fındığın cefasını üreticiler çeker, sefasını perakendeciler sürer.”

• • •

Türkiye’de yaklaşık 440 bin üretici, 700 bin hektar alanda fındık üretimi yapmaktadır. Kültür ırkı fındık yetiştiriciliği ilk defa Doğu Karadeniz Bölgesinde başlamıştır. Fındığa 1964 yılından sonra alım garantisi verilmesi ve bölgeden başka illere göç edenlerin gittikleri yerde fındık yetiştirmeye devam etmelerinin etkisi ile fındık yetiştiriciliği diğer bölgelere de yayılmış ve yaygınlaşmıştır.

• • •

Fındık tarımı ile ilgili olarak 1983 yılında çıkan 2844 sayılı Fındık Üretiminin Planlanması ve Dikim Alanlarının Belirlenmesi Hakkında Kanun ile bu kanun kapsamında çıkarılmış olan Fındık Üretiminin Planlanması ve Dikim Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik bulunmaktadır.

• • •

Fındık dikimine her yerde izin verilmemektedir. 2844 sayılı Kanun kapsamında çıkarılan Bakanlar Kurulu Kararlarıyla fındık üretimine izin verilen yerler belirlenmektedir. Fındık Alanlarının Tespitine Dair 2014/7253 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 16 il ve bunlara bağlı 123 ilçe fındık dikimi yapılabilecek yerler olarak belirlenmiştir. (Kaynak: TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası)

• • •

Türkiye fındık üretiminde dünyada ilk sırada gelmektedir. Dünya fındık üretimindeki payı yüzde 70’ler civarındadır. Dünya fındık üretimi 1960’lı yıllarda yaklaşık 200 bin ton kadar iken, son yıllarda bir milyon tona yaklaşmıştır. Türkiye’yi sırasıyla İtalya, ABD, Kafkas Ülkeleri (Azerbaycan+Gürcistan), İspanya izlemektedir. Ülkemiz fındık üretimi ve ihracatında belirleyici olmakla birlikte, çok az miktarda da olsa fındık ithalatı da yapmaktadır. İthal edilen bu fındıklar, fındık üretimi olmayan, çikolata sanayinin geliştiği, ithal ettiği fındığı işlenmiş olarak ihraç eden ülkelerden alınan ürünlerdir.

• • •

Bu göstergelere rağmen, tüketiciler fındık fiyatlarının pahalılığından, üreticiler fiyatların maliyetlerini kurtarmadığından, perakende fındık satıcıları ise fındığın kırılması ve yaşanan zayiatlar nedeniyle raflara gelene kadar fiyatların artmasından yakınıyor.

• • •

Fındık bir zamanlar sadece Giresun, Ordu ve Trabzon’da yetiştirilirdi. 1960- 1965 döneminde 3 ilin üretimdeki payı yüzde 87 idi. 1975-1980 döneminde yüzde 70’e düştü. Şimdi toplam üretimde bu 3 ilin payı sadece yüzde 50 oranında.

• • •

Fındık fiyatını ihracat belirler. Ülkemizde Türk Lirası’nın değeri düştükçe, yabancı alıcılar büyük tonajlı fındık alımları yaparak ürünü daha ucuza mal ederler. Bu durum ülkemizdeki satışları artırır. Bu da ülkemizde bu işle ilgilenen şirketlerin cirosunu artırır. Bütün bunların sonucunda bu kadar satış iç piyasaya fiyat artışı olarak yansır.

• • •

Bu gerçeğe rağmen yine de her sene bu artış gerçekleşmiyor. Bazen TMO devreye girerek alım yapıyor. Yine de yerel satıcıların istediği kadar artış yaşanmıyor. Bu durum kimin işine geliyor peki? Yabancı firmaların. Bunlardan birinin kendi internet sitesinden aldığım tanıtımını paylaşmak istiyorum: “Ferrero Türkiye, Ferrero Grup’un bir parçası olarak 1999 yılında, grubun önde gelen markalarını Türk tüketicisiyle buluşturmak amacıyla kuruldu. Türk fındığının en önemli alıcılarından biri olarak Türkiye yatırımına hız veren Ferrero, 2013 yılında Manisa fabrikasını açarak, fabrikayı grubun en önemli üretim tesislerinden biri haline getirdi. 2014 yılında Oltan Gıda’yı satın alarak Ferrero Fındık’ı kurdu. Böylece Türk fındığının işlenmesi, mamül ve yarı mamül hale getirilmesinde de önemli bir rol üstlendi.”

• • •

Buraya kadar sorun yokmuş gibi görünüyor. Özelleştirme, rekabet ülkemizin yıllardır tercihi olan ekonomik düzeninin parçaları. Ancak tercih edilen bu ekonomik düzen farklı sebeplerle yabancı şirketlerin kollanmasına, yerel üreticilerin ve satıcıların dışlanmasına neden olunca tekerler raydan çıkıyor.

• • •

Bir örnekle anlatmaya çalışayım. Tarih 3 Kasım 2017. Reuters haber ajansı ve diğer bazı haber ajanslarında yer alan bir haberde, Ferrero şirketinin fındık alımlarında Türkiye’nin yerine geçebilecek yeni üreticiler aradığı bilgisi yer aldı. Haberde, Ferrero’nun “Kanada, Avustralya hatta Şili’de fındık üretimi projelerine destek verdiği” belirtildi. Aynı haberde, küresel fındık pazarının büyük kısmını elinde tutan Türkiye’nin ABD ile yaşadığı siyasi gerilim Ferrero, Nestle ve Kraft Heinz gibi büyük fındık alıcıları için kırılganlık yarattığı, Ferrero’nun kırılgan fiyatlar ve tedarik sıkıntılarının eşlik ettiği piyasada tek üreticiye bağımlılığı azaltmak istediği bilgilerine de yer verildi.

• • •

Bugün fındık fiyatının üreticilerin koşulları dikkate alınmaksızın belirlenmesi sonucu fındık üreticileri çok zor durumdadır. Üreticinin mağduriyetine yol açan bu fiyat belirleme yöntemi aracıların yüksek kar ve rant elde etmesine yol açmakta, daha da ötesi fındık tüketiciye çok pahalı fiyatla ulaşmaktadır. Ayrıca üretimin fazla olduğu yıllarda ürünü stoklayacak ve piyasaya sunacak bir kurumun olmayışı da ayrı bir sorun teşkil etmektedir.

• • •

Türkiye’nin birim alandan diğer üretici ülkelerden daha düşük verim elde etmesi, üretim maliyetlerini artırmakta, uluslararası piyasalardaki rekabet gücünü azaltmaktadır. Verimde ortaya çıkan bu dalgalanma, fındık üretimi ile tüketimi arasında dengesizliğe ve fiyat istikrarsızlığına neden olmaktadır. Bu durum fındık üretiminde farklı ülkelerin ortaya çıkmasına ve üretimlerini artırma çabalarına yol açmaktadır.

• • •

Doğu Karadeniz’de, fındık bahçelerinin genelde yaşlı, ocakların ise sık dikili olmasından dolayı verim seviyesi, Batı Karadeniz illerine göre daha düşüktür. 2009 yılında belirlenen fındık dikim alanlarının dışında ruhsatsız alanlarda üretim yapan üreticilerden fındık bahçelerini sökerek alternatif ürüne yönelen üreticilere telafi edici ödeme yapılması için Bakanlar Kurulu Kararı çıkarılmıştır. Ancak izleyen yıllarda üretimin beklenen seviyenin altında çıkması ve fındık fiyatlarının yüksek oluşu, bu teşvik uygulamasından istenilen sonucun alınamamasına neden olmuştur.

• • •

Üretim alanlarının genişlemesi, iklim koşullarının uygun olduğu yıllarda arz fazlasının ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Bu sorunun giderilmesi için iç tüketimin ve ihracatın artırılması, yeni dış pazarlar bulunması yönünde çalışmalar yapılmışsa da bu çabalar üretimde meydana gelecek artışları karşılayacak boyutlara ulaşamamış, iç pazar ve ihracat fiyatları istikrara kavuşturulamamıştır.

Ülkemizin üretimden gelen avantajı ile dünya piyasalarında ürün arzında belirleyici ve düzenleyici bir aktör olarak rol alması sağlanmalıdır. Bu rol için üretimin ve fiyat seviyesinin istikrarlı olmasına, fındık ticaret ve pazarlama alt yapısının güçlendirilmesine ihtiyaç vardır.

• • •

Türk fındığının tüm dünyaca kabul edilen tanınan bir markası yoktur. Türk Fındığı için bu durumun gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

• • •

Geleneksel olarak fındık satışı yaptığımız pazarlar dışında, yeni alternatif pazarlara fındık ihracatı yapılabilmesi için gerekli pazar araştırmaları yapılmalıdır. İhraç politikası, natürel iç fındığın yanı sıra, katma değeri yüksek işlenmiş mamul ve yarı mamul fındık ürünlerine yönelik olarak iyi tarım uygulamalarını ve gıda güvenliği esas alınarak geliştirilmeli, ihracat gelirlerinde istikrar sağlanmalıdır.

• • •

Üretim yapısını ve karlılığı dikkate alan etkin ve sürdürülebilir bir destekleme modeli ve politikası oluşturulmalıdır. Piyasa fiyatının üretim maliyetlerini karşılamaması durumunda, telafi edici destekleme ödemesi yapılmalıdır.

• • •

Mevcut fındık alanlarında verimliliği, birim alandan daha fazla ve kaliteli ürün elde edilmesini sağlayacak çalışmalar desteklenip teşvik edilmeli, fındık üretimine izin verilmeyen alanlardaki ve taban arazilerdeki üreticiler cazip bir destekleme politikası ile alternatif ürünlere yönlendirilmelidir.

• • •

Üretimden, tüketim ve dış ticarete kadar olan süreçte fiyat ve arz istikrarı sağlanması için ürün borsaları ve lisanslı depoculuk gibi tarım ürünleri ticaret ve pazarlama alt yapılarının etkin olarak rol alması sağlanmalıdır.

• • •

Fındık politikasının talebin artırılarak, mevcut arzın tamamının ihracat ya da iç tüketim yoluyla değerlendirilebileceği bir yapıya oturtulması sağlanmalıdır.

• • •

Üretim yapabilmek için yeni dikim alanlarının nereler olacağı belirlenmeli ve bu açılım izne tabii hale getirilmeli ve ciddiyetle uygulanmalıdır. Mevcut alanlarla ilgili tercih üreticiye bırakılmalıdır.

• • •

Fiskobirlik’e devlet hiçbir şekilde müdahalede bulunmamalıdır. Birlik, kendi işlevi çerçevesinde sektörde yer almalı ve üretici adına yönetilmelidir.

• • •

Fındıkta araştırma-geliştirme faaliyetlerini en üst düzeye çıkarmalı ve bunun içinde bölgedeki Fındık Araştırma Enstitüsü modernize edilmelidir.

• • •

Tarım Sigortası Sistemi fındıkta yaygınlaştırılmalı. Miras Hukuku’nda düzenlemeler yapılarak arazilerin bölünmesi önlenmelidir.

• • •

Üreticiler, Doğu Karadeniz bölgesinde fındığa alternatif yeni ürünlerin teşvik edilmesi yerine, fındıkla beraber ürün desenini çeşitlendirilerek ilave gelir getirecek yeni ürünlere yönlendirilmelidir.

• • •

Tarım Bakanlığı, Tarımsal danışmanlık desteğine kısıtlama getirirken, özel bir firma Bakanlık gibi görev üstlenerek ihracat dışında üretimde de etkin olmaya başladı. Fındıkta tekel oluşturarak fiyatları kontrol eden şirket, uyguladığı proje ile üreticiyi kendine bağlamış olacaktır. Sürecin tüm aşamalarında bir veya birkaç şirketin hâkim ve belirleyici olmasının, fındık üreticisinin aleyhine bir durum yaratacağı açıktır.

• • •

Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (FİSKOBİRLİK) diğer tarımsal birlikler gibi üreticiden koparılarak bir tabela örgütüne dönüştürüldü. Üreticinin sahipsiz olmasının yol açtığı olumsuz durum, özel şirketlerin sürecin tüm aşamalarında belirleyici olmasından kaynaklanan olumsuzlukla bir arada düşünüldüğünde sonuçlarının üretici lehine olmayacağı açıktır. Piyasaya az sayıda şirketin hâkim olmasının engellenmesi, çok sayıda ve örgütsel gücü zayıf çiftçilerin bir araya gelip, pazarlık gücü elde etmesi ile mümkün olabilecektir.

• • •

Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) edilgen tavrı, fındıkta üreticinin firmaların rekolte oyunlarına maruz bırakılarak, istedikleri fiyatı belirlemelerinin önünü açıyor. Bunun önüne geçmek için en temel koşul rekolte açıklanması ve TMO’nun üretici lehine bir fiyattan fındık alımı yaparak üreticinin korunmasıdır.

• • •

Fındık için söylenecek son söz, mevcut olan iktidar ve buna bağlı TMO, büyük şirketlerin yanından daha çok üreticinin yanında olması gerektiğidir.

Gazete Pencere, 215, 216, 217