Trabzon İmparatorluğu Döneminde Lazlar – Hasan Azaklı

0
951

Hasan Azaklı

Bu yazı Lazların Trabzon İmparatorluğu döneminde genel durumu, yaşayışları, Trabzon İmparatorluğu içerisinde konumları, o dönemde süregelen çatışmalarda ve çekişmelerde Lazların Konumlanmaları hususları analiz edilmek ve değerlendirmek amacıyla kaleme alınmıştır. Yazı Kaleme alınırken Ahmet Mircan Zehiroğlu tarafından yazılan ve Lazika Yayın Kolektifi tarafından Haziran 2016 tarihinde 1. baskısı yapılan “Trabzon İmparatorluğu” adlı eserden yararlanılmıştır.
İlgili eserin Trabzon İmparatorluğunun gelişme döneminin anlatıldığı bölümde; Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad’ın bir ordu ile harekete geçtiği Ekim 1222’de Trabzon’a dayandığı, bu durumu haber alan İmparator Gida’nın tüm bağlı bölgelerdeki tebalarına, toplanıp düşmana karşı durulması için seferberlik emri gönderdiği vurgulanmaktadır. Öncelikle civar memleketlerden ve davetli müttefiklerden gelecek olan birlikler için  geçitlerin emniyete alındığı, sotiropoli (sohumi) ve Lazike’den gelenlerle bir ordu toplandığı, toplananların hepsinin bilhassa gürbüz gençlerden seçilmiş iyi savaşçılardan oluştuğu belirtilmektedir. (sayfa 20) Belirtilen bu durum ele alındığında Trabzon İmparatorluğunun gelişme döneminde (1222-1266 yılları arası) İmparatorluğa yapılan dış saldırılarda Lazların gürbüz gençlerden seçilmiş iyi savaşçılarını imparatorluğa yardıma gönderildiği anlaşılmaktadır.
Alaeddin Keykubad’ın Trabzon seferininin anlatıldığı bölümde; “…. yağmur gibi yağdırdıkları oklarla, mancınıklardan attıkları taşlar ve mızraklarla ve envai çeşit silahlarla Alaeddin Keykubad’ın askerlerinin şehri vurmaya başladıklarını, sonunda Lazoğullarının ani ve şiddetli bir karşı saldırıya giriştiklerini, Alaeddin Keykubad’ında kuşatma uzadıkça Kolha topraklarının onun bildiği yerlerden çok daha farklı ve çetin bir ülke olduğunu anladığı (s.27,28) ifade edilmektedir. Bu tespit dikkate alındığında Kolha topraklarından çıkan laz birliklerinin savaşçı özellikleri ortaya konmuş bulunulmaktadır.
Tatar hegemonyası başlığı altında  ele alınan bölümde; Tatarlarla Konya Selçuklular arasında Erzincan Kösedağ’daki savaşta Selçukluların yanında yer alan Trabzon kuvvetlerinin yanlış yerde yer almanın karşılığında, Selçukluların yenilmesi üzerine  Gürcistan’ın büyük bir bölümü ile birlikte o güne dek Trabzon’a bağlı olan İber ve Laz bölgelerinin de Tatarlar tarafından işgal edildiği açıklanmaktadır. (s.42) Bu açıklama göz önüne alındığında Trabzon imparatorunun yanlış savaş konumlanması neticesinde Laz topraklarının Tatarların işgaline uğradığı anlaşılmaktadır.
Fransa Kralına Trabzon İmparatoru tarafından gönderilen Miyancı heyetinin krala sunduğu hediyelerden, akrep ağacından yapılmış ve okları üzerinde kurulu vaziyette yay takımları olan çok hassas ve kaliteli bir işçiliği bulunan bahsi geçen hediyenin Trabzon ordusunun en etkili unsurlarından Lazi okçu birliklerinin standart silahı olduğu açıklanmaktadır. (s.46) Bu durum ele alınıp incelendiğinde o dönemde Trabzon imparatorluğu ordusunda Lazların en etkin bir okçu birliği olma özelliği gösterdikleri anlaşılmaktadır.
Trabzon İmparatorluğu Manuel (1.) zamanında doğuda Guria ile birlikte Orta Kolha’da uzun sahil bölgesinide Sohumi şehri yakınlarına kadar egemenliği veya himayesi altına aldığı (s.50,51) açıklanmakta, bu tespit Lazların o yıllarda  Trabzon imparatorluğu himayesi altında olduklarını göstermektedir.
Bizansta patrik seçilen Trabzonlu Malkuç’un Laz olduğu meselesi ile ilgili olarak kitapta şu ifadelere yer verilmektedir: “…Bizansta patrik olan Trabzonlu papaz Malkuçaz’ın eski Kolh kökenli “barbar” soyadını kullandığını, bu nedenle Malkuçaz hakkında; yeni bir Rumca soyadı almak yerine veya soyadını Rumlaştırmak yerine Kolh kökenli soyadını kullanmakta olduğu ve bunda ısrar ettiği ile ilgili suçlanmaktadır. Onun Ma(l)kuç(az) olan soy isminin  ailevi kökenden kaynaklanan bir Laz ismi olduğunu, onun soyunun Gavra(z) ailesi ile ilişkili bulunduğu ortaya konmaktadır. (s.56) Bu husus analiz edildiğinde Bizansa patrik olan  Trabzonlu Papaz Malkuçaz’ın aslen Laz olduğu aşikar olarak ortaya çıkmaktadır.
1266-1332 yılları arasındaki Sürika Hatun döneminin anlatıldığı bölümde Trabzon’un genel durumu anlatılırken, Trabzon’un meşhur bir ticaret merkezi olduğu, ahalisinin ekseriyetinin Laz olduğu, Trabzon’un güneyi ve doğusunun Laz dağları olduğunu oralara “dillerin dağları” da dendiği, Trabzon İmparatorluğu nüfusunun  çoğunluğunu Kolh kökenli yerli bir kabilenin oluşturduğunu, onlardan sadece biri olan Lazi kabilesinin adıyla tanımlandığı bu durumun  doğu Roma ile en iyi geçinen Kolh kabilesinin Lazi olmasından kaynakladığı vurgulanmaktadır. (s.68,69) Bu durum Lazları ağırlığı ve Roma ile ilişkilerindeki etkinlikleri diğer grupların da kendilerini Laz diye tanımlamaya çalıştıklarını göstermektedir.
İlgili kaynakta Bizans sarayının Trabzon İmparatorluğunca çift başlı kartalın kulanılmasına yönelik tepkilerle ilgili değerlendirmeler yapılırken “….ancak, imparatorluk makamı ve mertebesi üzerinde hiçbir hakkı olmamasına rağmen, İmparatorluk arma ve nişanıyla gösteriş yapıp hava atmakta olan Laz devletinin başı Yoanni (11.) kendi yetkisini özgürce ve istediği şekilde kullanmaktan geri durmayacağını, fakat (Doğu Roma) imparatorluğu ünvanı ve simgelerden feragat ettiğini bildirdiğini” belirtmektedir. (s.79) Bu değerlendirme dikkate alındığında Trabzon İmparatorluğunun bir Laz devleti görünümünde olduğu ve Lazların imparatorluk içinde etkin bir konumda bulundukları anlaşılmaktadır.
Dönemin Bizanslı tarihçisi Pakhymeris “Romaikis istorias” adlı eserinde Bizans hükümdarının Lazların başı Yoanni’yi (11.) damat yapmak istemesinin temel amacının Trabzon yönetimini kendine bağlamak olduğunu belirtmektedir. (S:81,82) Bu durum Lazların imparatorluk içindeki etkililiğini göstermekte ve Bizansın da bu etkinlikten yararlanmak için her yöntemi denediği anlaşılmaktadır.
Bir başka Bizans tarihçisi Gregoras “Romaikis İstorias” adlı eserinin c.v.b.7. bölümünde “..Konstaninopoli’nin (latinlerce) zaptedilmesinden sonra, Lazların ve (diğer) Kolhların  desteği ile şehrin yönetimini gaspetmiş olan Aleksi’nin (1.)  Yoanni (11.) denen torunu, imparatordan yeminli bir güvence mektubu almasının ardından onun kızı Eudokia ile evlenmek üzere saltanatın başkentine gelmiş ve kısa bir süre (Bizans) imparatoru ile  birlikte kalmıştı. Daha sonra da eşi Eudokia ile birlikte kendi toprağına, “ç”ıktığı yere” geri dönmüştü. O memleketin başkenti Trapezon idi” şeklinde açıklayıcı bilgi vermektedir.(s.86). Aynı şekilde Bizanslı başka bir tarihçi Pahymer “Romaikis İstorias” adlı eserinin 1. cilt 29. bölümünde, Yoanni’nin (11.) ölümünden sonra durumu şöyle açıklar.”….Lazların başı Yoanni (11.) ardında iki çocuk bırakarak öldü, onların büyüğü Aeksi (11.) babasının iktidarını devraldı. Anneleri ufak olan diğerini yanına alıp Konstantinopoli’ye (Bizans) imparatoru olan kardeşinin yanına geldi.”(S.101) Bu durum Bizans ile Trabzon İmparatorluğu arasındaki ilişkilerde Lazların fonksiyonel etkililiğini ortaya koymaktadır.
Trabzon’da bulunan ve 1306 tarihini taşıyan  bir hayrat yazıtında “….Trabzon’da halka yönelik yazıtların  Kolh aksanlı soyadlar olan ‘Tzaniş(it), Kamaş(eno, Laçi ve Torko(pulo)’ gibi ailelerin dönemin Trabzon yerli aristokrasisi ve kilise içinde öne çıktıklarının anlaşıldığı, hatta ilk iki ailenin ilerleyen yıllarda efendiler meclisi bünyesinde de etkin rol üstlendikleri, aynı şekilde Zavulon Manastırının aynı yıllara denk gelen kayıtlarında da “Hazar ve Makrian “soyadlı ailelerin kiliseye bağışladıkları bağ ve bahçe ve arazilerden bahsedilmektedir.(s.117) Kadim Kolh mitolojilerine ait figürlerin en kıdemlileri daima atmosfere ve ötesine ait olduğu, fırtına, şimşek, yağmur, gece, gündüz, ay, güneş ve diğerleri (s.119) şeklinde yapılan değerlendirmelerden de o dönemde Lazların kilisedeki etkinliği ve ağırlığı ile mitolojik figürlerin etkililiği açıklanmmaktadır.
Eserin Üçüncü Trabzon Cenova savaşı bölümünde “…Bizans cephesinden Trabzon İmparatorluğunun başı “Lazların Başı”,”Laz Beyi” gibi tabirlerle aşağılanmaya çalışıldığını ancak Bizanslılarca Trabzon İmparatorluğu ne kadar aşağılanmaya çalışılsa da  İmparatorluğun Avrupa Kamuoyunda tanınan, bilinen bir devlet haline geldiği aktarılmaktadır. (s.131)
1341 yılına gelindiğinde Trabzon İmparatorluğu içinde iktidar savaşı yeniden kızışır. Trabzon’daki gelişmelerden (iç savaş ve kaos) dolayı Prenses Anna Kutlu, kendisine bağlı birliklerle Lazika kantonundan yola çıkar ve 17 Temmuz 1341 günü Başkent Trabzon’a ulaşır. İstanbullu Eirene tahttan indirilir ve Anna Kutlu ulu Komnin, Trabzon’un meşru İmparatoriçesi olarak tahta çıkar. Anna Kutlu dede tarafı Laz, anneanne tarafı Tatar menşeilidir. (s:184,185) Bu sırada Kutlu Hatun’a destek için gelen Lazi askerleri de hala şehirdedir. (s.187) Bu gelişmeler incelendiğinde Trabzon İmparatorluğu içinde erk mücadelesinde Lazların fonksiyonel bir rol oynadıkları ayrıca askeri güç olarak da belirli bir ağırlıklarının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu gelişmeler devam ederken Anna Kutlu’nun tahta çıkarken sürgün ettiği efendiler meclisi üyeleri 17 Ağustos 1342’de İstanbul’dan harekete geçer. 4 Eylül 1342 günü ulaştıkları Trabzon’da bir kaç gün süren çatışmalardan sonra Anna Kutlu tahttan indirilir ve yerine 9 Eylül 1342 günü Kır Yoanni (111.) Ulu Komnin ünvanı ile Trabzon İmparatoru ilan edilir. Anna Kutlu boğdurularak idam edilir. (s.190) Bu olaylar üzerine ülkenin doğusundaki Lazike Kantonu yeni yönetimi tanımıyacaktır. (s.191)
1347 yılında Trabzon ve çevresinde büyük bir veba salgını çıkar, kitlesel ölümler olur. Bunu fırsat bilen Bayburt beyi Erkentar, Amed Türkleri beyi Turali, Çepni beyi Bozdoğan ve Erzincan beyi Ahi ayna bir araya  gelip 29 haziran 1348 günü Trabzon önlerine dayanırlar. O dönemde ülkenin kırsalında büyük çoğunluğu oluşturan Kolh kökenli asli yerli nüfus ortaya çıkan veba salgınından o denli zarar görmemiştir. Bunun nedeni kırsalda binlerce yıldır yaygın olan otokton yerli Kolh yerleşim gelenekleridir. Modern çağlara dek sürecek olan bu yerleşim tarzı; ailelerin her birinin kendi arazisi içinde, birbirlerine  oldukça mesafeli, izole çiftliklerde yaşayış biçimiydi. Bu dönem onları şehirlilerin bitişik yerleşimlerinin aksine, kısmen salgın hastalıklardan koruyabilmişti. Bu nedenle Trabzon surları çevresinde üç gün süren kuşatma sonuçsuz kalacak ve Trabzon’u kuşatan güçler ağır zayiatlar vererek Trabzon’u terkedeceklerdir. (s.199, 200, 201)
Trabzon’daki iç karışıklıklar sürecinde efendiler meclisi iki küçük Prensi ile İstanbul’a gönderilen “Laz Eirene”hatunun İstanbul’dan getirilmesine karar verir. 22 Aralık 1349’da  Trabzon’a getirilir, 21 Ocak 1350 tarihinde Eirene Hatun’un oğlu Yoanni İmparator ilan edilir. Eirene Hatun ülke içindeki karışılıklara ve dış saldırılara karşı “kadın başına” cesurca mücadele eder. Çünkü O anaerkil damarı güçlü yerli gelenekten gelen tipik bir Laz annedir.(s.206, 207, 208, 209)
1367 yılının Haziran ayında Kolha çevresinde diplomatik trafik yoğunlaşır. Haziran ayında yeni ziyaret adresi Trabzon’a bağlı (eski) Lazike topraklarıdır. Eirene Hatun bu kez torunu  Anna’yı doğu komşusu olan Kartli hükümdarı Kral Bagrat (V.) ile evlendirerek onu da kendi damatları arasına dahil eder. Eirene Hatun İmparator oğlu ve torunu Anna’yı yanına alarak bir savaş filosuyla Makraiali’ye (Makriyal-Artvin’in bugünkü Kemalpaşa İlçesi) gider. Orada Kral Bagrat’la Prenses Anna’nın nikahı kıyılır. (s.246,247) Bu tarihi gelişmeleri incelediğimizde Trabzon İmparatoriçesi Eriene Hatun’un torununu Kartli (Gürcü) KralıBagrat (V.) ile evlendirdiği ve çiftlerin nikahlarının bugünkü Artvin’in Kemalpaşa (Makriyal, Noğedi) ilçesinde sahilde bulunan kilisede kıyıldığı ve burada büyük bir düğün yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca bu tür evlilik bağları ile yönetimsel olarak güçlü ittifaklar oluşturarak Laz kökenli Eirene Hatun’un iktidarını fonksiyonel olarak güçlendirdiği ortaya çıkmaktadır.
1372 yılı Ağustos ayı başlarında imparator Aleksi (111.), damadı Kartli Kralı Bagrat (V.) ile birlikte bazı görüşmeler için (eski) Lazike’ye yelken açar. İkili görüşmelerin temel konusu Petra’dan (Kobuleti) Oçamçire’ye dek uzanan sahil şeridinin statüsü hususudur. Kuzeydeki eski Lazike ile Batum’un berisindeki yeni Lazike arasında da bir kara bağlantısı işlevi gören bu arazi fiili olarak çoğu zaman ıssız kalsa da resmen Trabzon toprağı kabul ediliyordu.
Patrikhanenin kilise organizasyonunda da her iki Lazike, oradaki bu dar kıyı şeridi de eklenerek bir bütün halinde “Büyük Lazike” olarak tanımlanıyordu. Yeni Lazike de Trabzon’un iç kantonuydu ve bazen diğerinden ayırmak için “Lazia” olarak adlandırılıyordu. Daha sonra “Megrelia” adıyla adlandırılacak olan eski Lazike ise  bu yıllarda Trabzon ile belki de sadece ortak kilise çatısıyla ilişkilendirilmiş vassal bir prenslikti. (s.256, 257, 258).
Sonuç olarak; Trabzon İmparatorluğu döneminde Lazların genel durumu incelendiğinde; Lazların otonom bir yapıya sahip, kendine özgü askeri bir gücü bulunan, Trabzon İmparatorluğu içindeki iktidar erkinde önemli etkinliği olan bir toplum olarak kendini göstermektedir.
Emekli İlköğretim Müfettişi
Eğitimci Yazar