İzmit’ten Ada’ya bir pazar – Ruhan Odabaş

0
65
Kaptan köşkünü ziyaret edip, bize rahat ve güvenli bir yolculuk yaşatanlara teşekkür ettim.

Ruhan Odabaş

 

Yıllarca yöneticiliğini yaptığım Artvin Kültür Tanıtma ve Dayanışma Derneği’nde bu kez başka arkadaşlarım görev yapıyor. Doğup büyüdüğümüz toprakların folklorunu, kültürünü, gelenek ve göreneklerini başka yörelerin insanlarıyla paylaşabilmek için çaba harcıyor.

Bizim derneğin etkinlikleri, geceleri, yemekleri bir başka olurdu. Dünyanın en zengin folkloruna sahip olan Artvin yöresinin oyunlarını izlemek için bile olsa, Artvinli olmayan dostlarımız da gelip bizimle olurdu o gecelerde. Bu anlamda, Fuar içindeki Şehir Restaurant’ı da, rahmetli Emrullah’ı da, Apo’yu da hiç unutamayız.

Oyunlar oynanır, türküler söylenir, şiirler okunurdu. Tam bir coşkuyla sürerdi tüm gecelerimiz. Ne ki, eksik bıraktıklarımızdan birini bugünkü yönetici arkadaşlarımız saptamış. Etkinliklerimize yeni bir boyut kazandırmış. Geçtiğimiz Pazar günü o güzelliği yaşattılar bize. Bu nedenle de kendilerine teşekkür borçluyuz…

Atatürk Vapuru İle

Bir vapur kiralayıp, İzmit’ten İstanbul Boğazı’na, oradan Büyükada’ya tur yapmayı programlamış arkadaşlarımız. Bu düşüncelerini bize de açtılar ve olumlu yanıt aldılar. Geriye bir tek sorun kalıyordu; dernek üyelerine ve konuklara vapurun ücreti olan 4500 TL’yi tamamlayacak kadar bilet satmak.

Pazar günü sabah 09.00’da İzmit Vapur İskelesi’ndeydik. Ellerinde çantaları, sepetleriyle vapura binmeye çalışan insanların coşkusunu görünce nasıl mutlu oldum anlatamam. Özellikle çocuklar, vapuru tam bir bayram yerine çevirmişlerdi. Tek korkum onlardan birinin denize falan düşmesiydi ki, öyle bir şey de yaşamadık. Ağzımızın tadı kaçmadı sizin anlayacağınız.

400 kadar insandık Atatürk Vapuru’nda. Kendi aramızdaki şakalaşmalarımızda, vapurun adından söz edip; “Bize de böyle bir vapur yakışırdı zaten” diyorduk.

09.00 gibi İzmit’ten ayrılan Atatürk Vapuru, önce Kavaklı’ya uğradı. Yaklaşık 100 kişi kadar insan Kavaklı’dan bindi vapura ve rota İstanbul Boğazı’na döndü. Güzel, güneşli bir gün ve çarşaf gibi bir denizde, sorunsuz biçimde İstanbul Boğazı’na girdik. Dünyanın hayran kaldığı kentlerden biri olan İstanbul’un iki yakasını bir kez daha görme şansını yakalamıştık. Endişelerimizden biri, tüp geçiş çalışmaları nedeniyle Boğaz trafiğinin biraz sıkışık olabileceği idi. Ne ki, böyle bir sıkışıklık yaşamadan, Boğaziçi Köprüsü’nün altına kadar gittik. Kızkulesi, Üsküdar, Kuzguncuk derken, köprüyü biraz geçtikten sonra geri döndük. Bu kez Rumeli yakasına yakın giderek Adalar’a doğru dümen kırdık. İki saatlik bir mola için Büyükada’ya yanaştık.

Oldukça sıcak bir gündü. Büyükada Vapur İskelesi’nin önü ana baba günüydü. Çay bahçeleri, balıkçı restoranları tıklım tıklımdı. Ada’nın tek ulaşım aracı olan faytonların biri gidip biri geliyordu. Önceden haberleşip bilgi vermiştim ve vapurumuz iskeleye yanaştığında kuzenim Şendoğan beni bekliyordu.

Dostlarla birlikte küçük bir tur attık. Sahilden yürüyüp, Büyükada’nın iç sokaklarından geri döndük. Sonrasında Şendoğan’la birlikte eve çıkıp eşi Nesrin’i, oğlu İrden’i gördük. Bostancı’yı, Maltepe’yi tam karşıdan gören balkonda ikişer çay içip ayrıldık sonra.

Dönüş Yolundayız

Ormancı Zeki gittiği her yere bağlamasını da götürür mutlaka. Yine öyle yapmıştı. Bağlaması yanındaydı ve Artvin yöresiyle başlayan türkü şöleni, Türkiye’nin hemen hemen her yöresine ulaştı. Diyarbakırlı olan ve o gün bizim konuğumuz olarak gelen müfettiş Fuat’ı kırmak, kendi yöresinden, Diyarbakır’dan türkü söylememek olmazdı zaten.

Bu işin türkü yanıydı. Bir de horon yanı vardı. Hemşerilerimizden biri akordeonuyla gelmişti ve Borçka Hemşini, Şavşat Barı, Deli horon, düz horon çalıp gençleri coşturuyordu. Gençler bir yana, bir ara biz de kalktık oynadık. Ayaklarımızın pasını sildik sizin anlayacağınız.

Söyleştik ve yeniden kaynaştık ve evlerden gelen yöre yemekleriyle güzel bir ziyafet çektik kendimize, ama bana göre asıl eğlenenler çocuklardı. Bitmek tükenmek bilmeyen enerjileriyle oradan oraya koşturuyor, oyunlar oynuyor, kahkahalar atıyorlardı. Vapurdaki simitçiden aldıkları simitleri martılara atıyor, martıların vapurun peşisıra gelmesiyle heyecanlanıyorlardı. Sonuçta bir gün, belki bize göre sıradan bir gün geçiriyorlardı ama, belki de yaşamları boyunca unutmayacaklardı bu günü.

Geldiğimiz yere dönmüştük. Önce Kavaklı’dan aldığımız yolcuları bıraktık, saat 21.30 gibi de İzmit Vapur İskelesi’ne yanaştık. Vedalaştık ve başka bir gezide birlikte olma sözlerini verip evlerimizin yolunu tuttuk.

Bu arada, bize rahat bir yolculuk yaşatan Atatürk Vapuru’nun kaptanına ve tüm personeline teşekkür etmeyi de unutmuyoruz tabi…