Özel Söyleşi | İbrahim Kaboğlu: Hukuk umudu ve adalet beklentisi önde

0
278

Kendi anlatımıyla “hukuken yok hükmünde olan KHK ek listesinde adı yer alan kişi” olarak Marmara Üniversitesi’ndeki görevinden ihraç edilen, CHP’nin İstanbul birinci bölge birinci sıra adayı olan anayasa hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ile memleketi Borçka Çxala’yı, 24 Haziran seçimlerini ve yeni anayasa çalışmalarını konuştuk.

Söyleşi: Eren Dağıstanlı

CHP İstanbul birinci bölge birinci sıradan milletvekili adayı oldunuz. Öncelikle tebrik ederiz. Bu süreç nasıl gelişti, nasıl karar verdiniz aday olmaya, biraz bahseder misiniz?

1 Kasım 2015 seçimleri sonrası, anayasa konusu yeniden gündeme çıkarılınca, yoğun anayasal bilgi kirliliği karşısında, artık bireysel etkinliklerin yeterli olmayacağı ve kolektif davranma gereğinden hareketle, “Önce Demokrasi” adı altında bir girişim oluşturduk (1 Haziran 2016). Üçlü bilgi kirliliği, girişimin itici gücü oldu:

-Anayasal bilgi kirliliği,

-Anayasa değişikliği konusunda yol ve yöntem üzerine bilgi kirliliği,

-Anayasa değişikliği (veya yenilenmesi) ile ulaşılmak istenen hedef konusunda bilgi kirliliği.

Önce Demokrasi girişimi ile “anayasal bilgilendirme” toplantıları yoluyla, üçlü bilgi kirliliğine karşı etkinlikler başlattık.. Bunu, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası da sürdürdük ve 16 Nisan’a giden yolda, anayasal kamuoyu oluşumuna katkıda bulunmaya çalıştık…

Uzmanlık bilgisi+sivil toplum örgütleri birlikteliği, siyasal aktörlerin katılımı ile işlevsel kılınabilirdi. Geçen aylarda siyasal partiler arasında yürütülen anayasal ilkeler çalışması, bu amaçla gerçekleştirildi.

16 Nisan metninin sürdürülemez özelliği, çifte seçimin 24 Haziran’da yapılacağını belirleme tarzı ile, bizzat Anayasa değişikliği mimarları tarafından teyit edilmiş oldu.

Kısaca hatırlayalım:

16 Nisan 2017’de oylanan 6771 sayılı Anayasa değişikliğine ilişkin Kanun Geçici md.21/A’ya göre,

Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren en geç altı ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi bu değişikliklerin gerektirdiği Meclis İçtüzüğünü ve kanuni düzenlemeleri yapar”.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27 nci yasama dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi 3/11/2019 tarihinde yapılır.”

Meclisin seçim karar alması halinde 27 nci yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır”

Anayasa’nın bu amir hükmüne rağmen “fazla erken seçim” kararı, -daha önce yazdığım gibi- şu üçlü Anayasa’ya aykırılık sorununu gündeme çıkardı: uyum düzenlemelerinin yapılmaması, ihmal yoluyla aykırılık oluşturduğu gibi, erken seçim önündeki başlıca anayasal engeldi; bu aykırılığı gidermek için kullanılan KHK yolu da Anayasa’ya aykırı.

Adaylık,  anayasal bilgi kirliliği ötesinde Anayasa’ya aykırı uygulamalara karşı yürütülen sivil toplum örgütleri nezdindeki çalışmaların siyasal ayağı olarak görülebilir.

Uzmanlık+sivil toplum etkinliği+siyasal alan

Anayasaya ilişkin kuramsal çalışmaları TBMM yoluyla uygulamaya koyma umudu,  adaylığı bir  görev olarak algılamama yöneltti beni.

Uzun yıllar akademide görev aldınız ve sonrasında hukuksuz bir şekilde ihraç edildiniz. Şimdi de seçim meydanlarında çalışmaktasınız. Bir öğretmen gözüyle meydanlarda neler görüyorsunuz?

Önce, “hukuksuz bir şekilde ihraç”  nitelemesini şu şekilde somutlaştırmak yerinde olur: hukuken yok hükmünde olan KHK ek listesinde adı yer alan kişi.

Bu niteleme, OHAL KHK yaptırımının vahametini ve beraberinde getirdiği yaptırımlar zincirinin dünya ölçeğinde etki ve sonuç doğurduğunu da belirtme olanağı yaratıyor. Mesela, 18-22 Haziran tarihlerinde Seul’de düzenlenen Anayasacılar Dünya Kongresinde oturum başkanı olduğum halde, pasaportuma da elkonulmuş olduğu için katılamıyorum. (…)

Seçim meydanlarında, her ne kadar seçim güvenliği konusunda belirgin bir tedirginlik gözlenmekte ise de,  bir umut ve beklenti, hukuk umudu ve adalet beklentisi önde.

29 Mayıs Muharrem İnce Borçka Mitingi – Fotoğraf: Eren Dağıstanlı

Seçim çalışmalarında öne çıkardığınız konular genellikle kendi alanınızla, yani anayasayla alakalı, peki halkın bu konuya bakışı nasıl? Yani anayasa, ekonomi gibi ön planda duruyor mu insanlar için?

Seçmenlere, başta iktisadi bunalım gelmek üzere toplumumuzu sarmalayan bunalımlar dizisinin başlıca nedeninin hukuksuzluk olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Kuşkusuz, Anayasa ihlali en başta geliyor.

Şu benzetmeyi sıkça kullanıyorum: Hukuk, toplumsal yapının omurgasıdır; anayasa ise omuriliğidir.

Anayasa madde 11 çok açık ve anlaşılır: “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır”.

Bu emredici Anayasa maddesini her gün kimin ihlal etmekte olduğu hatırlanırsa, Devlet’in işleyişinde hukuk dışı işlemler ve eylemler dizisinin yaygınlığı hakkında yeterli fikir edinilir.

Türkiye’de çok yönlü istikrarsızlık ve  bunalımdan sözedilebilir; fakat hukuki bunalım ya da hukuksuzluk, hepsinin nedeni veya çerçevesi olarak görülebilir. Hukuk bunalımı, 2015 Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile “anayasasızlaştırma” sürecci ile ivme kazanmış, OHAL döneminde ise, yaygınlaşmıştır.

Bu süreçte, yargı organlarının yürütmenin güdümüne konulması, adalete olanı güveni ileri derecede zedelemiştir.

Hukuk bunalımı, hukuk güvenliğini ortadan kaldırmış ve  toplumsal barışı zedelemiş bulunuyor.

CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu,  “Yeni Anayasa” çalışmasının başında sizin olduğunuzu söyledi. Yeni Anayasa için nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz ve bu çalışmalar ne aşamada?

Önce Anayasa değişikliği, sonra yeni anayasa hedefinde, “Cumhur ittifakı” dışında yer alan başlıca partiler arası uzlaşma  sağlayarak kayda değer çalışmalar gerçekleştirdik.

Söz konusu çalışmaları, 25 Haziran gününden itibaren yeniden ele alacağız.

Acil gündem ise, şu anda askıya alınmış olan Anayasa’nın emredici hükümlerinin uygulanmaya konması gelmeli. Bunun için siyasal iradenin bu yönde beyan edilmesi yeterli olur. İşte başlıcaları:

Cumhuriyetin nitelikleri: “insan haklarına dayanan laik ve demokratik sosyal hukuk devleti” (md.2).

Egemenlik: “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz” (md.6),

-Yasama yetkisi, TBMM’nin. “Bu yetki devredilemez” (md.7).

Yürütme yetkisi ve görevi, “Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir” (md.8).

Yargı yetkisi, tarafsız ve bağımsız mahkemelerce kullanılır (md.9).

– Anayasa: Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını” bağlayan üstün ve temel kurallardır (md.11).

– Temel haklar ve ödevler (md.12-74).

Üniversiteler: “kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip” üniversitelerde öğretim elemanları, “Yüksek öğretim Kurumunun veya üniversitelerin yetkili organların dışında kalan makamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamazlar” (md.130).

-Medyaya giriş: “Devletçe  kamu tüzelkişiliği olarak kurulan radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır” (md.133).

Olağanüstü hal yönetimine derhal son verilmesi ve yasa sayıları verilen OHAL Kanun Hükmünde kararnamelerinin ayıklanması da acil bir sorun.

29 Mayıs Muharrem İnce Borçka Mitingi – Fotoğraf: Eren Dağıstanlı

Anadil ve ekoloji üzerine çalışmalarınızı da biliyoruz. Bu hususlar anayasada nasıl ele alınacak? Örneğin Bolivya’da olduğu gibi doğanın yasal hakları tanınacak mı? Bu haklar yeni anayasa içerisinde mi olmalı yoksa ayrıca “doğa anayasası” gibi bir çalışma gerekli mi Türkiye’ye?

Çevre konusunda, henüz “doğa anayasası” eşiğine varmasa da, çevre hakkı, sürdürülebilir gelişme ve düzenli kentleşme konusunda, hak temelinde anayasal düzenlemeler gereği üzerinde uzlaşma var:

-Çevre hakkı, “bilgilenme”, “katılım”, “etkili başvuru” araçlarıyla birlikte düzenlenerek sorumluluk ve yaptırım mekanizmalarıyla güvence altına alınmalıdır. Çevresel haklar başlığı altında, “su hakkı” da açıkça güvence altına alınmalıdır.

-Sürdürülebilir gelişme, kamu makamlarının ekonomik mali politika tercihlerinde yönlendirici bir ilke olarak düzenlenmelidir.

-Düzenli kentleşme ve kentlerin kimliğinin korunması, anayasada korunan çevresel haklar arasında yer almalıdır. Bu çerçevede insanlığın ortak mal varlığına saygı hakkı saydamlık, hesap verebilirlik ilkelerine uygun olarak güvencelenmeli.

Anadili konusu da, güncel politik tartışmalar dışında ele alınmalı:

-Anadilin öğrenimi bir hak olarak anayasada yer almalıdır. Devletin bu konudaki olumlu yükümlülüğünün ve “kayda değer sayıda yurttaşın talebi doğrultusunda zorunluluk bulunduğu“ belirtilmeli.

Seçimlik ders yoluyla sağlanacak olan anadil öğreniminde, çocuk ve ebeveynin tercihlerinin çatıştığı durumda, çocuğun tercihinin esas alınacağı yönünde anayasal güvenceye yer verilmeli.

Anadilde eğitim konusunda Anayasa, yasa koyucuya belirli bir takdir alanı bırakmalı ve çift dilli (resmi dil ve anadil) eğitime açıklık ilkesini benimsemelidir. Bu çerçevede anadilde eğitimi yasaklayan herhangi bir hükme yer verilmemelidir. Bununla birlikte, “eğitimle ilgili yasal düzenlemelerin çocuğun hem toplumsal yaşama etkili bir biçimde katılımını sağlayacak düzeyde resmi dili öğrenmesine hem de kültürel olarak kimliğinin bir parçası olan anadilini geliştirebileceği olanaklara sahip olmasını sağlaması” yönünde bir hüküm anayasada yer almalı.

Ekoloji demişken, elbette Cerattepe’ye girmezsek olmaz. Cerattepe mücadelesinde Artvin halkının her zaman yanında oldunuz ve olmaya devam ediyorsunuz. Sayın Muharrem İnce’nin Borçka mitingine siz de gelmiştiniz. İnce’nin konuşmasında Cerattepe’ye değinmemesi eleştirilere konu oldu. Daha sonra siz kendisiyle bu konu hakkında görüşebildiniz mi?

29 Mayıs Borçka mitingi ardından akşam Artvin’de iftar yemeği öngörülmüştü. Orada bu konuları ayrıntılı biçimde ele almayı tasarlıyordum. Bu gerçekleşmeyince, kendisiyle kısa birlikteliğimizde, anayasal öğelerin öne çıkarılması yönünde görüş ve önerilerimi önerdim.

Cerattepe mücadelesi, İstanbul’daki Artvin sivil toplum örgütlerinin düzenledikleri iftar yemekleri sırasında yaptığım konuşmaların merkezinde yer aldı.

Borçka’ya kadar gelmişken o gece de bildiğim kadarıyla köyünüz Çxala’da kaldınız. Biraz bize Çxala’dan ve çocukluk yıllarınızdan bahseder misiniz? Nasıl geçirirdiniz köyde vaktinizi, nelerle uğraşırdınız? Hukukçu olmak aklınızda var mıydı o dönemlerde?

Birini paylaşayım: 1957 Ağustos sonu veya Eylül başı; güneşli bir günün öğle sonrası. Babam, Borçka’daki görev yerinden  eve (Pancarlı/Pançuret) (5 km.),  ilkokula kayıt için izin alarak gelmiş olmalı. Düzhanlar’a (2 km.) yürüyerek gittik. Öğretmenler odasına girer girmez, hepsi babamı ayakta karşıladı. Ama onlar henüz oturmadan, babam, “oğlumu okutacağım; bu nedenle -benimle olan hukukunuza dayanarak- iltimas yapmayın (veya müsamaha göstermeyin)” şeklinde ilk tembihi, halen kulaklarımda; haliyle görüntü de, -bacak kadar çocuğun tavana bakması gibi- dikey biçimde gözlerimde canlanıyor (…)

29 Mayıs Muharrem İnce Borçka Mitingi – Fotoğraf: Eren Dağıstanlı

Son soruyu da anadiliniz olan Lazca sormak ve Lazca yanıt almak istiyorum. Çünkü insanlar hayallerini en güzel anadilleriyle anlatırlar sanırım. Türkiye hayaliniz nedir?

Nasıl bir Türkiye hayal ediyorum?

“İnsan haklarına dayanan demokratik ve laik bir hukuk devleti”. Böyle bir devlet, hem çevre devleti hem de sosyal devlet gerekleri ile yükümlü kılınacak; buna denk düşen toplum ise, hukuk toplumu veya haklar toplumu olarak nitelenecek. Bu ilkeleri yansıtan hukuksal ve siyasal yapı, barış toplumunun inşasına katkıda bulunabilir.

Unutmamak gerekir: yönetimin gücü, hukuktan kaynaklandığı ölçüde kalıcı olabilir; fiili yönetimler ise, çok güçlü olsalar da, geçici olma özelliğinin ötesine geçemezler.

Külliye ve AK Parti Hükümeti,  devlet gücünü arkasına alarak  Olağanüstü hal ortam ve koşullarında yürüttüğü seçim kampanyası, adil seçim hakkını tümüyle ihlal ettiği gibi, muhtemelen taraftarlarının bile adalet duygusunu rencide etmektedir. Adil olmayan kampanyasında CB adaylarından biri hapiste, diğeri ise devletin bütün olanaklarını seferberlik kampanyada. Basın-yayın kuruluşları ise, 16 Nisan metni propagandasını, anayasal gerçekleri çarpıtarak sürdürüyor.

Dar zaman dilimine sıkıştırılmış seçim ve eşit olmayan kampanyası, “serbest ve eşit oy” ilkelerini zedeleyici.

Bu durum sürdürülemez olduğu için, 24 Haziran 2018 seçimleri, hukuk ve siyasal diyalektiğini yaşamsal kılmakta. Çünkü hukuk etkili kılmanın tek yolu, siyasal iktidarın el değiştirmesinden geçiyor.

Hukuk güvenliği yoluyla toplumsal barışı kurma umuduyla seçimlere ilerliyoruz..

Turkiye muço imsifonam?

Turkiye çkini kayi iğvas do eşo skidas! (Türkiyemiz iyi olsun ve öyle yaşasın)