Artvin’de sokak hayvanları için dayanışma gecesi düzenlendi

0
169

Hayvanları, Doğayı İnsanları Koruma ve Yaşatma Derneği (HAYDİKO), sokak hayvanları yararına dayanışma gecesi düzenledi.

Dayanışma gecesine Artvin Belediye Başkanı Demirhan Elçin, eşi Suna Elçin, CHP İl Başkanı Ahmet Biber, İYİ Parti Merkez İlçe Başkanı Emrah Özkan, CHP İl Genel Meclis Üyesi Zafer Gülenç, Belediye Meclis Üyeleri Nursal Bülbül, Gülşen Kurul, Saniye Meriç, Ercüment Seçkin, Kazım Keskin, ADD Artvin Şubesi Başkanı Ayla Varan, Artvin Fen Lisesi Okul Aile Birliği Başkanı Yüksel Karakurt, Çayağzı Mahallesi Muhtarı Filiz Dede,Artvin Kadın Girişimciler Kooperatifi Başkanı Hatice Nur Ersöz, Eğitim İş Artvin İl Temsilcisi Filiz Karakuş, Yeminli Mali Müşavir Belkıs Demir, Yılmaz, Artvin Faal Gazeteciler Derneği Başkan Yardımcısı Sami Özçelik ve hayvan severler katıldı.

Sokak hayvanları yararına düzenlenen gecede konuşan Haydiko Yönetim Kurulu Üyesi Nesrin Yazıcı, gecenin amacını ve sokak hayvanlarıyla ilgili genel durumu gözler önüne seren bir konuşma yaptı. Yazıcı konuşmasında şu ifadelere yer verdi;
“Yakın çağda sanayi ve endüstri devrimini geride bırakırken, bilişim çağında insanoğlunu merkeze alan yaklaşımların sürdürülebilir olmadığını gördük. İnsan merkezli bakış açısı doğanın peşi sıra insanların yaşamını da tehdit ediyordu.
Artık aşırı iklim olayları ile yaşantılarının tehdit altında olduğunu farkeden insanlar sebeplere bakmaya yöneldiler. Bir taraftan doğaya yapılan geri döndürülemez müdahaleler mercek altına alınırken, endüstriyel tarımın vaat ettiği gibi insanlığı doyurmaktan uzak olduğu görüldü, üstelik dünya nüfusunu doyurmaktan da hayli uzaktı.

Endüstriyel tarım, dünya genelindeki tarım alanlarının en az %75’ini ve doğal kaynakların çoğununu kullanırken dünya nüfusunun %30’unu besleyebiliyordu. Diğer taraftan dünya genelinde 500 milyondan fazla yerel üretici/köylü, dünya nüfusunun %70’ini doyurabilmek için tarım alanlarının %25’inde üretim yapıyor ve neredeyse hiçbir fosil yakıt ve kimyasal kullanmıyor. Yani endüstriyel tarım, hem kullandığı kimyasallarla ve fosil yakıtlarla doğaya zarar verip, iklim değişikliğini körüklüyor hem de ekolojik üretim için ayrılabilecek toprağı ve doğal kaynakları, üretimi geliştirmek için kullanılabilecek parayı harcıyor. Kullanılan pestisitlerle, fosil yakıtlarla Dünya gezegeninin canlı popülasyonu derin bir saldırıya uğruyor. Endüstriyel hayvancılık sera gazı emisyonlarının %18inden sorumlu.

Mesela dünya genelindeki böcek türlerinin yüzde 40’ının “çok fazla azaldığını” ortaya kondu. Azalmadaki ana etkenin, tarımsal uygulamalardan, kentleşmeden ve ormansızlaşmadan kaynaklanan yaşam alanı kaybı olduğunu biliniyor. Üçte birinin de nesli tükenme tehlikesi altında olduğu ifade edilen böcekler; kuşlar, yarasalar ve küçük memelilere yiyecek sağlıyorlar, dünya genelindeki ekinlerin yüzde 75’ini döllüyorlar, toprakları tazeliyorlar. Böceklerle beslenen bu grup ise temelde tarım zararlılarının sayılarını kontrol altında tutuyorlar. Yaşam denklemine yaptığımız müdahalenin sonuçlarını daha hızlı göreceğimiz yıkıcı günlerin eşiğindeyiz.

İlimizde 26 yıla yaklaşan Cerrattepe mücadelesi bu açıdan da çok kıymetlidir. Sahip olduğumuz dereler ve bahçelerimiz, geleceğimizin teminatıdır. Kaybedersek geleceğimizi kaybedeceğiz. Bütün bunlara bakarken bir yandan da şunu fark ettik, daha çok et, daha çok süt, daha çok yumurta uğruna büyük çiftliklerde doğrudan işkence ve kıyım “üretim verimliliğinin” doğal parçalarıydı artık. Benzer bir kıyım şehirlerde “ebedi dostlarımız” dediğimiz, zamanında evcilleştirerek “doğal yaşam alanlarını değiştirdiğimiz” evlerimize bahçelerimize aldığımız kediler, köpekler için yaşanıyordu.

Cins hayvan edinme merakı ile alınır satılır birer metaya dönüştürülen bu canlar büyüyüp eskisi kadar sevimli olmadığında, güçten düşüp artık işe yaramadığında, hastalandığında ya da yaralandığında sessizce bir sokağa, bir çöplüğe, belki bir barınağa terk ediliyordu.

Sokaklarda yaşayan canlıların sayısı -insan, köpek, kedi- giderek artarken, belediyelerin genel olarak sorun çözme şekli önce görmezden gelmek, sonra öldürerek yok etmek idi. Çünkü çarpık kentleşme çoğu kez çarpık yönetimlerin, adaletsiz gelir dağılımının bir sonucudur ve bu çarpıklık hiçbir zaman yapı kalitesi kaybıyla sınırlı kalmaz, insan kalitesine de sirayet eder. Yaşam alanında hemen her şey ilk düğmeyi ilikleme şeklimize göre gelişir.

Zayıf olana yönelen şiddet -yaşam konforunu korumak kılıfıyla sunulsa da- “iktidar” temellidir. Bu şiddet, çoğu kez, hırs, ataerkil güç gösterisi, güç zehirlenmesi, cezalandırma temellidir.
Kendinden zayıf olana yönelir. Sokak hayvanları şiddetten payını alan ilk halkadır. Onları aile içi şiddet izler, sarmala zamanla çocuklar, kadınlar, yaşlılar dahil olacaktır. Sokağın hijyeni ile başlayan “yok edebilirim” “cezalandırabilirim” duygusu daima topluma yönelen şiddeti besleyecektir. Biz çocuklarımıza şiddeti öğretmeyeceğiz. Bizden zayıf olanla kurduğumuz ilişki, empati, sorumluluk duygusu, karşılık beklemeden topluma katkı sunabilen bireyler yetiştirmemizi sağlar. İhtiyacımız olan çıkış ekoloji, felsefe, doğa sevgisi ve kültürünün tümünü birden kapsayan bütüncül bir bakışta saklı.

Son zamanlarda dehşet içerisinde izlediğimiz şiddet olaylarının düğümünü çözmek için sokak canlarına sahip çıkmak hem vicdani bir sorumluluk, hem doğru bir ilk adım olacaktır.
Biz HAYDİKO olarak sizlerden aldığımız destekle her canlının yaşam hakkı vardır ve yaşam hakkı kutsaldır diyerek bir taraftan biz insanların doğa ile yabancılaşmasının, bir taraftan doğada birlikte yaşadığımız canlılara yapılan eziyetin önüne geçmek, birlikte barış içinde bir yaşam kurmak ve sokak hayvanlarının sağlıklı koşullarda yaşaması için mücadele etmek üzere yola çıktık.

Daha önce kurulmuş olmasına rağmen 2018 yılı Ocak ayında bu mücadele nöbetini arkadaşlarımızdan devraldığımızı düşünürsek, 1 yıl ve üç ay boyunca dar denebilecek bir kadro ile hem Yaşamköy hem Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi, hem de sokaktaki dostlarımız için çabaladık.
Bu süreç içinde popülasyonu kontrol altına almak en başat faaliyet olmalıydı, ancak geçmiş dönemde bunu sağlayamadığımızı bilmenizi isterim.

Bunun önemli iki ayağı var aslında: var olan popülasyonu kayıt altına almak ve kısırlaştırma. Kayıt altına almak için özellikle Tarım ve Orman Bakanlığının sunduğu bir takım olanaklar olduğu rivayet ediliyor, köpeklere çip takmak ve böylece hayvan hareketlerini izleyebilmek gibi, rivayet diyorum çünkü henüz böyle bir şeyi ne biz sağlayabildik, ne yetki ve sorumluluk sahibi olanların bu konuda bir adımı oldu. İkinci ayak kısırlaştırma demiştim, 2,5 milyon liraya mal olmuş bir tesise sahibiz, ancak henüz bu tesis hakkıyla kullanılabilir durumda değil.

Kısırlaştırma ile popülasyonu belli sayıda tutup, planlı aşılama, tedavi ve besleme ile hastalık risklerini bertaraf edebilir, enerjimizi daha efektif kullanarak halkı bilinçlendirme yönünde çalışabilirdik. Zira halk yaşantılarını, düşünme şeklini değiştirmez ise çabamızın gerçek bir karşılığı olmayacaktır.

Onun yerine yeni doğanları alıp büyütmekle uğraştık. Ancak bu bebekler için gerekli aşıları gerekli olduğu an bulamadığımız, onlara yönelik besinleri temin edemediğimiz için elimizdeki parayı bu minik canları hastalıktan kurtarmak için ilaca yatırdık. Yani dostlar bizim tek başına bir dernek olarak çabamız verili durumda yeterli olmamıştır. Yaylacı vatandaşlarımızdan özel isteğimizdir, tanıdığınız, arkadaşınız varsa içlerinde lütfen sizlerde iletin: Yazları kendilerinin ve hayvanlarının bakımı için edindikleri canları lütfen kış aylarında bırakıp gitmesinler. Daha iyi ve genç bir köpek edinmek için bir anneye 8-10 yavru doğurtup bir erkek bir dişi yavruyu ayırıp anne dahil kalan yavruları terk ediyorlar. Kimi zaman bu canlar Rehabilitasyon merkezine bırakılıyor.

Sevgili arkadaşlar rehabilitasyon merkezi sadece bir klinik, burası hasta hayvanların bakımı için gerekli, kaçınılamaz biçimde hastalıkların yayıldığı bir yer. Merkez benzerlerine
göre nispeten geniş bir yaşam alanı sunsa da sonuçta hayvanları “kapatıyoruz”. Düzenli gezinti programı olmayan köpekler sosyal davranışlarının bozulması, obezite, agresyon, korku davranışları gibi fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklara kolayca yakalanıyorlar.

Yani barınağa bırakılmış yavru köpek aslında ölüme bırakılmış bir köpektir. Barınağa bırakılmış bir yavru köpek, serum, iğne, ilaç ve temiz görünen bir alanda yavaş bir ölüm demektir. Geçtiğimiz 1,3 yıl bize bunu acı deneyimlerle öğretti. 100lerce yavruyu toprağa verdik. Artvinliler olarak tam kullanamadığımız bir rehabilitasyon merkezine, ve aslında üzülerek ifade etmek isterim ki kendi ellerimizle oluşturduğumuz bir köpek toplama kampına sahibiz. Bir barınağımız yok aslında.

Yaşamköy, toplanıp öldürülecek ya da bilinmez bir yere bırakılacak hayvanları kurtarabilmek için acil bir önlem olarak ortaya çıktı. Gereken maddi desteği ve insan gücünü sağlayamadığımız için de gereken düzenlemeleri yapmakta epey yetersiz kaldık.

Günlük olarak genel alan temizliği su ve mamaların yenilenmesi işini yapıyoruz Yaşamköy’de. Hafta sonları ise genel temizlik ve besleme günü bizim için. Temin ettiğimiz kemikleri, makarna bulgur gibi malzemelerle buluşturarak sıcak-sulu belki farklı bir yemek veriyoruz onlara. Sayımız en kalabalık olduğumuzda ancak 5-6 kişiyi buluyor. Dolayısıyla bir alana sıkıştırdığımız 85 köpek gereken sevgi desteğini sunabildiğimiz söylenemez.

Sahiplendirme oranımız ise hayli düşük. Bu 1 yıl 3 aylık sürede sahiplendirdiğimiz köpek sayısı ancak 20’yi buluyor. Yaklaşık 60 hayvan sokaklarda yahut Varyant bölgesinde. Kışın zorlu günlerinde sayımızın yetersizliği nedeniyle destek ve bakım sağlayamadığımız Varyant canlarını hızlı bir biçimde kaybediyoruz. Yakın zamanda yaşadığımız belediye yönetimi değişimleri ile hem bir umut, hem de hissedilir bir bakış açısı farkı oldu.

Bu farkın sadece Artvin merkezi ile sınırlı olmadığını bilmenizi isterim, bağlı ilçe belediyeleri de mutlulukla söylüyorum ki sokakta yaşayan canlar için ”etik ve vicdani” ilkelere uygun çözüm arayışı içerisindeler. Her biri ile temas halindeyiz ve 1 yıl üç ayla sınırlı deneyimimizi onlarla paylaşmaktan onur duyuyoruz. Tüm belediyelerin bu konuda adım atması, kendi hayvan varlığını beslemesi, bakım vermesi çok önemli, böylece yakın ilçelerde birdenbire ortaya çıkan, ortama yabancı, korkmuş ve yer edinmek için hırçınlaşan, hastalık geçmişini bilmediğimiz hayvanlar olmayacak, her can kendi evinde yaşamını sürdürebilecek.

Önümüzdeki yıl için, Yaşamköy ve Rehabilitasyon merkezinin iş yükünü umarım ki sizlerin de bize el vermesiyle hafifleterek Sevgili Belediye Başkanlarımızın ve Milli Eğitim, Orman ve Su İşleri gibi kurumların destekleri ile halkımıza yönelik bilgilendirme, bilinç kazandırma, sahiplendirme faaliyetleri için imkân bulabileceğiz. Lütfen her birimiz düşünelim istediğimiz bu canların yaşaması mı, yoksa sadece gözden ırak olsalar yeter mi?
Bugünden sonrası için ise lütfen derneğimize üye olun, hem karar süreçlerinde yer alıp doğru yoldan gitmemize yardım edin, hem küçük aidatlarınızla yönetebileceğimiz tutarlı bir gelir oluşturmamızı sağlayın. Bu akşam bizlerle birlikte olduğunuz için teşekkür ediyorum.”dedi..
Konuşmaların ardından yapılan çekilişle sokak hayvanlar için gelir amaçlandı.Yardımların sürekliliğini artırmak ve farkındalığı güdemde tutmak için HAYDİKO’nun çalışmalarına aralıksız devam edeceği belirtildi.

Haber: Sami Özçelik