Hopa Çay Kooperatifi’nin Hikâyesi – 1: Özele mahkûm olmamak için

0
357

Söyleşi: Ulus Atayurt, Umut Kocagöz

Malûm, Cumhur İttifakı yerel seçim mitinglerinde izleyicileri Çaykur’un 200 gramlık çay paketleriyle de “beslemeye” çalışıyor. O Çaykur ki, kota uygulayarak, taban fiyatını düşük tutarak üreticiyi özel sektöre gitgide daha muhtaç bırakıyor. Ayrıca, özelleştirilmesinin de eli kulağında. Çay üreticisini fırtınalı bir gelecek beklerken Hopa Çay Kooperatifi de canla başla hayatta kalma mücadelesi veriyor. 2012’de yeni yönetimin başa gelmesiyle tekrar üretime geçen Hopa Çay’ın varolma mücadelesi, kooperatifçilik, pazar, dayanışmanın sınırları ve iyi çayın sırrı üzerine pek çok şey söylüyor. Çaykur’un ufuktaki özelleşmesinin ardından üreticinin kalesi haline gelmesi gereken Hopa Çay’ın hikâyesini kooperatif başkanı Şerafettin Çelik, meclis üyesi Necmettin Yenigün, çalışanı ve aynı zamanda çay üreticisi Kenan Albay anlatıyor. 

Hopa Çay Kooperatifi’nin emektarları: (soldan sağa) Kenan Albay, Serdar Doğan, Şerafettin Çelik ve Necmettin Yenigün.

Hopa Çay Kooperatifi’nin tarihçesini anlatır mısınız?

Necmettin Yenigün: Kooperatifimiz çay ve gübre alanında faaliyet gösteriyor. 1967 yılında üreticilerin ve tüketicilerin tüketim alanında örgütlenmesi için kurulmuş. Orman köylüleri ucuz gıda temin etmek ve ürünlerini değerlendirmek için bir araya gelmiş. Zaman zaman iyi işler yapmış. Ev yapan insanlara ucuz çakıl, kum, çimento temin etmiş. Büyük fabrikalardan un, şeker, makarna gibi ucuz gıda sağlamış. Ama kötü yönetimler yüzünden iflas noktasına gelmiş. Biz yönetime geldiğimizde, 2012 yılında durum böyleydi. 2009 yılında bir çay fabrikası satın almış kooperatif.

Şerafettin Çelik: 1940’larda Rize bölgesine çay bitkisi giriyor. Hopa’ya gelişi 1953. O dönem üreticiler tohum bulmakta zorlanıyor. Rize’de daha önce çay ekicileri kooperatifi kurulmuş. Hopa’daki üreticiler Rize’deki kooperatife üye oluyor, çünkü o dönem haşereye karşı mücadele için gerekli ilacı kooperatif temin ediyor. 1959 yılında üreticiler Hopa Çay Ekicileri Kooperatifi’ni kuruyor. Kooperatif tohum, haşereye karşı mücadelede için ilaç temin ediyor. 1970’lerde gübre vermeye başlıyor. Zirai Denetim Kurulu aracılığıyla gübre alıyor, üreticisine dağıtıyor, sonra tahsilatını yapıp Zirai Denetim Kurulu’na ödüyor. Üyelerinin temel gıda maddelerini temin etmeye başlıyor. Hopa’da ve Kemalpaşa’da iki dükkân açıyor. Çay parasından geri almak üzere ürünleri veresiye veriyor. ‘70’lerden 2000’lere kadar kooperatif gelişiyor. 2000 yılında 6500 ortağa ulaşıyor. 2000 yılından bu yana çay piyasasında söz sahibi.

Devletin elinde kala kala Çaykur kalmış, o da gidecek. Çaykur varken bile özel sektör onun belirlediği taban fiyatı tanımayıp 1.5 liraya çay alıyor. Çaykur olmadığı zaman özel sektör istediği fiyatı dayatacak. Üretici özele mahkûm olacak. O zaman kooperatifin önemi ortaya çıkacak.

Kooperatif şu an mesela tohum, gübre gibi girdiler alıyor mu?

Yenigün: Hayır, ekonomik sıkıntılar nedeniyle şu an yapamıyoruz. Sadece üreticilerden, ortaklardan yaş çay alıp işliyoruz. Sonra çayı paketleyip satıyoruz ve parasını ortaklarımıza ödüyoruz.

Kooperatif yöreden ne kadar çay işliyor?

Yenigün: Kooperatifin payı yüzde on civarında. Kapasitemiz düşük. Mayıs ayında çayın bir kotası var. Sadece Kemalpaşa bölgesinde Çaykur’un aldığı dışında 6 bin ton fazla çay var. Bu çayı üretici özel sektöre veriyor. Kooperatifin buradaki payı düşük, çünkü hem fabrikanın işleme kapasitesi düşük hem de alımda sıkıntı yaşıyoruz. Kooperatifin sermayesi olmadığı için çok geride kalıyor. Ortaklarına ne kadar güven verebiliyorsa o kadar çay alabiliyor. Çayı veresiye alıyor.

Çayı nereye satıyorsunuz?

Yenigün: Doğrudan tüketiciye satıyoruz. Aracımız, bayimiz yok, marketlere çay vermiyoruz. Tüketici sitemizden, telefonlarımızdan bize ulaşıyor, siparişini veriyor, biz de kargo aracılığıyla teslim ediyoruz. Ayrıca kooperatiflere, çay ocakları, restoranlar gibi toplu tüketim noktalarına veriyoruz.

Kooperatifin mülkiyeti var mı?

Yenigün: Fabrikası var. Beş dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş. Hopa’da 160 metrekare, Kemalpaşa’da 240 metrekarelik dükkânı var..

Ortaklık payınız, ortak sayınız nasıl?

Yenigün: Kâğıt üzerinde 4200 civarında ortak var. Ortak olmak isteyen 300 lira ödüyor. Ama aktif olanlar, çay verenler, kooperatifi dert edinenler 1000-1500 civarında. Angaje üye ise daha az. 40-50 civarında ortak işi yürütmeye çalışıyor. Ortakların yaşları 40-70 arası. Kadın-erkek ortak sayısı dengeli.

Çelik: Son zamanlarda kadınlar daha fazla ortak olmaya başladı. Kadınlar hisselerini üzerlerine alıyor. Son dönemlerde ev ekonomilerini yönettikleri için kadınlar işe daha fazla sahip çıkmaya başladı.

Devletin belirlediği fiyatla perakende satış fiyatı arasında büyük uçurum var. Özel sektör Çaykur’un almadığı çayı 11-12 liraya mâl ediyor. Hadi işçiliği de koy, 13 lira de. Ama çayın fiyatı 25-30 lira arasında değişiyor.

Üye olma süreleri ortalama ne kadar, üye olup sonra çıkanlar var mı?

Yenigün: Şimdi 400-500 üyeyi köy köy bölerek bir çalışma yapıyoruz. Buradaki ortaklar 25-125 lira gibi küçük meblağlar ödeyerek ortak olmuş. Bir kongre kararıyla bütün hisseleri 300 liraya eşitleyelim dedik. Çay ödemelerinden keserek ödemeleri güncelliyoruz. Çay vermeyen ortaklarımıza elden yazı götürüyoruz. “100 liranızı verelim, ortaklıktan ayrılın ya da hissenizi 300 liraya tamamlayın” diyoruz. Şimdiye kadar bin kişiye ulaştık. Kooperatiften ayrılmak isteyenlerin sayısı çok az. Ama henüz üç bin kadar ortağımıza ulaşamadık. Çalışma devam ediyor. Yani bütün üyelerimize ulaşıp üyeliklerinin devamını sağlamayı amaçlıyoruz. Ama ayrılmak isteyeni zorla tutmuyoruz. Yeni üye de istiyoruz. Üzerine çay bahçesi kayıtlı herkes üye olabiliyor.

Kırk-elli kişilik angaje üyeler nasıl çalışıyor, niye angaje oluyorlar?

Yenigün: Genellikle kooperatifçiliği bilen, bu işin sürdürülmesi gerektiğine inanan yüksek eğitimli insanlar. Hepsi kooperatif ortağı. Hepsi çay üretiminin içinde. Ortaklar Çaykur’a kayıtlı olmak zorunda. Ama genellikle Ziraat Odası’na da kayıtlılar. Bir de İlçe Tarım Kredi Kooperatifi’ne ortak olanlar var. O kooperatif de çay üreticilerine gübre ve ucuz kredi sağlıyor.

Üzerinde anlaştığınız ilkeler neler?

Çelik: Fabrikadaki işçiden üreticisine, yönetimdekilerden çayla ilgili herkese uzanan, insanların elini taşın altına koyduğu bir yaklaşım geliştirmek istiyoruz. İşleyişimiz tamamen şeffaf, ortak. Kararları elimizden geldiğince geniş bir kesimle, genel meclisle birlikte almaya çalışıyoruz. İş bölümüne gidiyoruz. Diyelim ben çayın satışıyla ilgili çalışıyorum, bir diğeri ödemelerle ilgileniyor, bir başkası fabrikanın bakımıyla ilgili görev alıyor.

Yenigün: Gönüllülük temelinde çalışan arkadaşlarımız var. Mesela ben emekliyim. Bana “böyle bir kooperatifin yaşaması gerekiyor, deneyimlisin, bize yardımcı ol, gerçek anlamda kooperatifçilik yapalım” dediler. Şimdi tüm işim gücüm kooperatif. Maddi karşılık beklemiyorum. Yeter ki kooperatifçilik fikri gelişsin, üreticilere faydalı olsun. Aynı zamanda Türkiye’ye yayılacak bir örnek kurmak istiyoruz. Kooperatifte yönetim kurullarında huzur hakkı diye ödenek var, ama başkan dahil kimse huzur hakkını almaz.

Kooperatifi iki-üç yılda batırmışlar. Her isteyene çay göndermişler, ama tahsilat yapamamışlar. Çok lüks harcamalar yapılmış. SSK borçları ödenmemiş, vergi borçları birikmiş, devletten kredi alınmış, nereye harcandığı belli değil. Yaklaşık 6 milyon lira borç birikmiş.

Çelik: Bazı arkadaşlarımız gece gündüz koşturmasına rağmen bir lira çıkar sağlamıyor.

Nasıl bir model arzuluyorsunuz?

Yenigün: Üreticilerin alınterinin karşılığını aldığı, kendi ayakları üzerinde duran, ortakların diğer üreticilere fayda sağlayabildiği, sağlıktan ekonomiye kadar yardımlaşmanın yaşandığı, yoksul öğrencilere burs verebilen bir sistem kurmak istiyoruz. Özel sektör çay paralarını çok geç ödüyor, çayı çok düşük fiyattan alıyor. Bunu tam tersine çevirebiliriz. Devlet çay fiyatını 2.5 lira açıklamışsa özel sektör 2 liradan alıyor, altı ay sonra ödüyor. Yani üreticiyi sömürüyor. Çünkü kâr amacı güdüyor. Kooperatif ise hem ortağının çayını değerinden alıyor hem de çayı kısa sürede paraya döndürüp ödemesini yapıyor.

Kooperatifin masraflarını nasıl karşılıyorsunuz?

Çelik: Vergi, işçi ücretleri, yemek, elektrik, su gibi giderleri sattığımız çay üzerinden karşılıyoruz.

Kâr payı dağıtıyor musunuz?

Çelik: Şu anda hayır. Çünkü geçmişten devraldığımız birikmiş borçlarımız var. Vergi, SSK, bunun dışında elden alınan paralar var. Borçları ödeyip kendi ayaklarımız üzerinde durduğumuz zaman, kâr payı dağıtıp dağıtmayacağımıza beraber karar vereceğiz: Kâr payı mı verelim, kapasitemizi mi artıralım, ortaklar için düğün salonu mu açalım, on tane öğrenciye burs mu verelim, bunları ortaklarımızla tartışacağız.

Yenigün: Her arkadaş kendine göre bir düşünceye sahip. Bana kalsa her köyden beş-on yoksul öğrenciye burs veririm. Düğün salonu da iyi fikir. Ortaklarımız düğün salonuna sekiz-on bin lira harcıyor. Oysa çok düşük rakamlarla düğününü kooperatif salonunda yapabilir.

Çayımızı dayanışma ağları üzerinden satıyoruz. Para gelmediği zaman sistem kilitleniyor. İnsanlar “kooperatif iyi de, özel sektörden paramı zamanında alıyorum” diyor.

Çelik: Aslında kooperatif kâr amacı gütmez. Ama ortaya artı değer çıkıyor. Yaş çayı alıyoruz, onu bir hammaddeye çeviriyoruz, piyasada satıyoruz. Kooperatif kâr elde etmeyen bir çizgi yürütecekse, artı değer kooperatifin değil, ürününü aldığı üreticinindir. Ona geri döndürülmesi lâzım. Beş kilo yaş çaydan bir kilo kuru çay elde ediyorsun. Beş kilo yaş çaya 10 lira ödüyor, ondan elde ettiğimiz kuru çayı 25 liraya satıyorsak, arada 15 lira artı değer oluşuyor. İşte kooperatifi öyle bir noktaya getireceğiz ki, o artı değeri üreticiye döndüreceğiz. Artı değerin bir kısmıyla bütçe oluşturursun, geri kalanını üreticilere dağıtırsın.

Yeni ortaklar eski masraflara, borçlara katılıyor mu?

Çelik: Yasal olarak yeni ortaklar bütün borçlardan sorumlu. Ama biz iki senedir çay yapıyor, batan bir fabrikayı ayağı kaldırıyoruz. Bu yüzden insanların güveni artmaya başladı, kooperatife sahip çıkmaya başladılar.

Maaşlı çalışanlar var mı?

Çelik: Otuz kişi çay alma dönemlerinde çalışmaya başlıyor. Bu dönem dört ay sürüyor. Bu sayıya gönüllü çalışanlar dahil değil. Otuz kişinin içinde muhasebeci, gece bekçisi de var. Asgari ücret, artı fazla mesai ödüyoruz. Geçmişten gelen vergi borçları var. Borçları yapılandırdık, bir kısmını ödemeye çalıştık, ama yeni borçları ödeyemediğimiz için vergi dairesine olan borçlarımızı yeniden yapılandırmamız lâzım. SSK ve vergi borcumuz olduğu için çek ya da kredi kullanamıyoruz, devletten destek de görmüyoruz.

Peki üreticiler nezdinde ortak hareket etme pratiği oluştu mu?

Çelik: Yönetim kurulunda olup işi sahiplenenlerimiz var, ama kurulda olup burayı hiç görmemiş, toplantıdan toplantıya gelip işin bir yerinden tutmayan arkadaşlarımız var. Karar süreçlerine katılıp işin pratiğinde pek fazla yer almıyorlar. Elli-altmış tane duyarlı üretici ortağımız var, onlar da meclise katılıyor. Aldığımız kararları köy köy üyelere duyuruyorlar. Pratikte görev almasalar bile en azından olumlu yönde propaganda yapıyorlar.

Yönetim kurulunu nasıl belirlediniz?

Çelik: 2012’de kooperatifin genel kurulu vardı. Piyasada “kooperatifin arsası satılmış, kooperatif batmış” diye bir ton söylenti dolaşıyordu. Arkadaşlarla köy köy toplantılar yaptık. Kooperatifin genel durumunu anlattık, müdahale edeceğimizi söyledik. O toplantılarda yönetim kurulu listesi şekillendi. Sonra seçime girip kazandık.

Üreticilerin alınterinin karşılığını aldığı, kendi ayakları üzerinde duran, ortakların diğer üreticilere fayda sağlayabildiği, sağlıktan ekonomiye kadar yardımlaşmanın yaşandığı, yoksul öğrencilere burs verebilen bir sistem kurmak istiyoruz.

Neden müdahil olmak istediniz?

Çelik: Çünkü bu kooperatif atalarımız tarafından altmış yıl önce kurulmuş. Ama 2012 yılında batmış. Kooperatif tarihinde güzel dayanışma örnekleri göstermiş. “Bunu heba etmeyelim, kooperatif üreticiye lâzım” dedik. Çaykur’un geleceği belirsiz. Özelleşirse çay üreticisi özel sektörün elinde oyuncak olacak. Bu kooperatifin yaşatılması gerek. Seçimli genel kurul dört senede bir yapılıyor. Bir sonraki 2022. Orada yönetim kurulunda bir rotasyon düşünüyoruz. Kurulu istersek öne çekebiliriz, öyle bir düşüncemiz de var.

Kadın, genç kotası var mı?

Çelik: Yok. Yönetimde şu anda hiç kadın yok.

Kooperatifçiliğe, çay tarımına dair eğitim çalışmaları düzenliyor musunuz?

Yenigün: Hopa’da bir çalıştay yaptık. Türkiye’nin değişik kooperatiflerinden insanlar geldi, kendi deneyimlerini anlattılar, biz de kendimizi anlattık. Kooperatifçilik konusuyla ilgili uzmanlar da vardı. Türkiye ve dünyadaki durumla ilgili bilgi verdiler. Şimdi çalıştayın kitapçığını hazırlıyoruz. Çaykur’un verdiği eğitimler de var. Biz de önümüzdeki dönem eğitim vermeyi düşünüyoruz.

Bir konuda fikir ayrılığı olduğunda bunu nasıl çözüyorsunuz?

Yenigün: Fikir ayrılığı pek olmuyor, olsa bile çoğunluğun kararına bakıyoruz. Azınlıkta kalan arkadaşlarımız çoğunluğun kararına saygı gösteriyor.

Köylülerde kooperatifin borcundan dolayı bir güvensizlik oluştu demiştiniz, bunu biraz anlatabilir misiniz?

Yenigün: Tek gelir kaynağımız çayımız. Piyasada çayın vadesi 90 gün. Çaykur da böyle öder, özel sektör de. Biz çayımızı iyi bir fiyata satalım, en azından maliyetlerimiz kurtarsın, işçi ücretlerini ödeyebilelim, üzerine üç-beş lira artsın diye düşündük. Bu parayla bakımımızı yapalım, geçmişten gelen borçlarımızı ödeyelim dedik. Geçtiğimiz yıl biz piyasaya sürdüğümüz çay daha çok dayanışma üzerinden satıldı. İstanbul’a tüketim kooperatiflerine gönderiyoruz. Demokratik kitle örgütlerine, Mülkiyeliler Birliği, Türk Mimar Mühendisler Odaları, Eğitim-Sen şubelerine satıyoruz. Marketler de çay istiyor. Ama çayımızı dayanışma üzerinden satalım, piyasadan bir-iki lira pahalı olsun, şimdilik bu paralar bizi döndürsün, ortaklarımıza ödeme yapalım istiyoruz. Fakat para bize istediğimiz zamanda dönmüyor. Üreticilere vaat ettiğimiz zamanda ödeme yapamıyoruz. Özel sektör ve Çaykur gününde ödüyor. Para gelmediği zaman sistem kilitleniyor. İnsanlar “kooperatif iyi de, özel sektörden paramı zamanında alıyorum” diyor: “Daha düşük fiyattan vereyim, ama paramı zamanında alayım.” Bir örnek vereyim: İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne çay verdik. Fakat SSK ve Bağkur borçlarını yapılandırıp ödeyemiyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi vergi dairesinden “borcu yoktur” kâğıdı istiyor, “yoksa vergi dairesine ödeyeceğim” diyor. Ortaklara 250 bin lira ödememiz var, bir günümüz kaldı. İzmir’den para gelmeyince tıkandık. İnsanlar arıyor, “hastam var” diyor, parasını istiyor. 250 bin lira yakın vadede üreticiye ödememiz gereken miktar. Eskiden gelen 6 milyonluk borç var. SSK ve vergi borcumuz olmasaydı, İzmir Belediyesi’nden gelecek parayı ânında ortaklarımıza ödeyecektik. Şimdi kara kara düşünüyoruz.

Çayları çeşitli boyutlardaki eleklerde ayırıyoruz. İki numara elekten geçen çay en iyisi. İstersen torbadan alıp demleyebiliyorsun, ama biraz beklesen daha iyi, çünkü ilk çıktığı zaman acı oluyor. Gerçi bize hafif geliyor.

Şöyle mi demeliyiz, bilmiyorum: “Bu kooperatif sizin kardeşim, çayınızı piyasaya sunduk, ama paralarınızı toplayamadık, alacağınız yerine kuru çay verelim.” Ama böyle dediğin zaman insanlar sana çay vermeyecek. İki-üç yılda oluşturduğumuz güven ortadan kalkıyor. Ya da sağdan soldan, zengin iş insanlarından borç alacağız. Çünkü kredi alamıyoruz. Fabrikanın, dükkânların üzerinde haciz var. Oysa iyi gidiyorduk. Piyasadan 800 bin lira civarı alacağımız var, onu alabilsek ödemelerimizi yapabiliriz, ama çay paraları geç dönüyor. İstanbul’daki tüketim dayanışma kooperatiflerinden para 60 gün içinde döner diye düşündük, oysa daha 100 bin lirası bile dönmedi. Oradaki kooperatiflerin işi de zor. Sonuçta depodan alıyor, azar azar satıyor. Ankara’da kooperatifçiliği bilen arkadaşlara ürün gönderdik, 20 bin lira kayboldu gitti. Dokuz ayda 300 bin liralık çay göndermişiz, arkadaşların gönderdiği para 24 bin lira. Şu anda 102 bin lira sadece İstanbul-Avrupa yakasındaki arkadaşlardan alacağımız var. Çayı iki-üç lira düşüğüne bir tane toptancıya versek paramızı alırdık.

Kooperatifin 1995’lerin ortasından itibaren parlak yılları var, değil mi?

Çelik: 2010’a kadar iyiydi. İki-üç yılda batırdılar. Her isteyen yere çay göndermişler, ama tahsilat yapamamışlar. Ayrıca çok lüks harcamalar yapılmış. Usûlsüzlük iddiaları var. SSK borçları ödenmemiş, vergi borçları birikmiş, devletten kredi alınmış, nereye harcandığı belli değil. Yaklaşık 6 milyon lira borçtan bahsediyoruz. Aslında “parlak” dönemde de devletten 1 milyon 250 bin lira kredi alınmış. O parayla gübre, üreticiden çay almışlar. Paranın bol olduğu dönem, çek ve başka krediler kullanmış. O dönem kooperatifin başka mal varlıkları var. Mesela arsayı satıyorlar. “Parlak” dönem demek ne kadar doğru, bilemiyorum.
Siirt’ten bir haciz geldi, şaşırdık. Araştırdık, 2008’de Siirt’e bir kamyon çay satıyorlar, çayın dağıtımını biri yapıyor, ama ilgisi olmayan başka birini fatura karşılığında icraya veriyorlar. Adam “böyle bir çay almadım” diye karşı dava açıyor. Geçenlerde davayı kazanıyor ve 20 bin lira tazminat hak ediyor. Önceden ortaklardan Bağ-Kur primi kesiliyormuş. Bununla ilgili “borcunuzu ödeyin” diye bir kâğıt geldi. Bir araştırdık ki, gerçekten o dönem üreticilerden Bağ-Kur primleri kesilmiş, ama ödenmemiş. Arkana dönüyorsun bir şey çıkıyor, sağına dönüyorsun başka bir şey. O dönemde depoda çay küflenmiş. İstanbul’a göndermişler, tahsil edememişler. Rize’de bir fabrikaya kuru çay vermişler, şimdiki karşılığı 450-500 bin lira. Kemalpaşa’da başka biri 300 bin lira takmış. O dönem kooperatifin çayını satan bir arkadaşımız 125 bin lira takmış, “bu benim primim” deyip üzerine yatmış. Bizse hatırı sayılır bir üretim yaptık, yapıyoruz. Piyasadan, üreticilerden alacaklar vardı, çünkü o dönem kooperatifin marketleri vardı Hopa’da ve Kemalpaşa’da. Gübre alacakları vardı, onları derleyip toparladık, ödemeleri yaptık, yavaş yavaş yarıya indi meblağ. Bizden önce kooperatifin geniş arazisi 1.5 milyon karşılığında satılmıştı, oradan 1 milyon 350 bin lira gelecekti. Ama Ziraat Bankası’na 1 milyon 290 bin lira gübre borcu vardı, arsadan gelen para oraya gitti. Yönetim değişikliği insanlarda az da olsa bir güven oluşturdu. İlk yıl, ikinci sürgün döneminde 450 ton yaş çay aldık, işledik, sattık. Üçüncü sürgünden de 150 ton çay istedik, oradan da bir kaynak oluştu.

Çaykur’un özelleştirilme ihtimaline ne diyorsunuz?

Yenigün: Bir söylentiye göre Çaykur, birçok başka kurum gibi Katarlılara teminat olarak verilmiş. Zaten devletin politikası özelleştirme, elinde de kala kala Çaykur kalmış, o da gidecek belli ki. Çaykur varken bile özel sektör Çaykur’un belirlediği taban fiyatı tanımayıp 1.5 liraya çay alıyor. Çaykur olmadığı zaman özel sektör “almıyorum” diyebilecek, istediği fiyatı dayatacak, üretici özel sektöre mahkûm olacak. O zaman kooperatifin önemi ortaya çıkacak. Ama fabrikanın günlük işleyeceği çay miktarı belli, kırk-elli ton. Tüm ortaklara mümkün değil cevap veremez. Onun için bugünden kapasiteyi artırma yoluna gidelim, çalışalım, büyütelim istiyoruz. Özelleştirmeyle yüzleşince ortaklar zor durumda kalacak.

Vatandaş “harman istiyorum” derse, iki, üç ve beş numarayı harmanlıyoruz. Beş kiloluk harmanları kahvehanelere yapıyoruz. Siyah paketimiz “gold çay”, misafirliğe giderken hediyelik çay. Fiyatı biraz tuzlu, kilosu 50 lira. Evlerde tüketim için tavsiye ettiğimiz paketimiz de var.

Kooperatifin dört bin ortağının toplam kapasitesi ne kadar?

Kenan Albay: Çok yüksek. Hopa ve Kemalpaşa’da 12 bin üretici var. Bunların üçte biri kooperatif ortağı. Her ortak bir ton çay verse dört bin ton yapar. Bizse ayda 1200 ton çay işleyebiliriz.

Çayda fiyat nasıl oluşuyor?

Çelik: Fiyatı Çaykur belirliyor. Her sene 10-15 kuruş artışa gidiyor. Belirlediği taban fiyat çok düşük, ama yapacak bir şey yok, müdahil olamıyoruz.

Albay: Aslında Rize’de çay borsası var. Özel sektör firmaları fiyatı orada daha önceden belirliyor. Üreticiye bir ay önceden fısıldıyorlar, tepkiye bakıyorlar. Ona göre, 2.5 değil de, 2.7 yapıyor.

Kooperatifin fiyat politikası nasıl peki?

Çelik: Çaykur’un fiyatının altına inmiyoruz.

Yenigün: Etik olarak doğru da olmaz. İstesek ortaklarımızdan 2 liraya çay alabilirdik. Üreticilerin alınterlerinin altında fiyat veremeyiz. Farklı kooperatifler farklı politika uygulayabiliyor. Devlet “sen niye ucuza aldın” demiyor.

Çay-Sen “bu sene çayın fiyatı 2.75 olmalıdır” diyor.

Çelik: Sendika tam kurulamadı, etkisiz eleman.

Albay: Of Çay, Karali Çay, Okumuş Çay günde 300-400 ton çay üretiyor. Piyasayı onlar belirliyor.

Yenigün: Devletin belirlediği fiyatla perakende satış fiyatı arasında da büyük uçurum var. Özel sektör Çaykur’un almadığı çayı 11-12 liradan mâl ediyor. Hadi işçiliği de koy, 13 lira de. Ama çayın fiyatı 25-30 lira arasında değişiyor. Aradaki fark tamamen aracı kurumlara, toptancılara gidiyor.

Çaykur bundan pay almıyor mu?

Yenigün: Çay-Kur, “üreticinin, işçinin parasını ödeyeyim, üzerine biraz da kâr elde edeyim” diyor. Çaykur’un özerk bir kurum olarak pek fazla kâr hevesi gütmemesi gerekiyor. Aslında zarar etmiyor, ama bu sene çok zarar açıklamış. “Çaya yüksek fiyat veriyorum, işçiliğim fazla, o yüzden zarar ediyorum” diyor. Aslında fabrikamız bakımlı olsa çayın maliyeti 15 lirayı geçmez. Piyasada çay 25 lira. Çaykur’un zarar etmesi mümkün değil. Zarar göstererek özelleştirmenin önünü açıyorlar.

Peki gerçek taban fiyatı sizce nasıl olmalı?

Çelik: Çay ektiğin bir alan var, üzerine tohumu, işçiliği, gübreyi koyarsın, fabrikaya getirmeden önce bir fiyat belirlersin. Onun üzerine de üreticinin ayakta kalabileceği bir rakam koyarsın. Sırf çaydan geçinen aileler var. Bu aileler aylık ne kadar gelirle yaşayabilir, onu hesaplarsın. Ama böyle bir politika yok tabii.

Türkiye’deki diğer kooperatiflerle nasıl ilişkileriniz var?

Yenigün: Tüketim kooperatifleriyle çalışıyoruz. Arıköy Tüketim Kooperatifi, Sefaköy’de Dayanışma Kooperatifi var, Ovacık Doğal Tohum Kooperatifi ile ilişki içindeyiz. Onlara çay gönderiyoruz. Onlar da düzgün bir kooperatif olduğumuz için bizi desteklemeye çalışıyor. Üretim kooperatifleriyle şimdiye kadar ciddi bir ilişkimiz olmadı. Kooperatifçilik konusunda iyi örnekleri çoğaltmamız lâzım.

Albay: Üretim kooperatiflerini bırakmadılar. Pankobirlik, Tariş, Marmarabirlik, bunların hepsini bitirdiler.

Yenigün: Önümüzdeki dönemde küçük üreticiler daha çok bir araya gelecek. Ürünlerinin gerçek değeri üzerinden piyasaya sürülmesi konusunda talep var. Bu anlamda kooperatiflerin önü açılabilir.

Çay ile şeker hayatımız. 2018’de şeker fabrikaları satılırken paylaşım yaptık: Çayla şeker kardeştir! Çaycı da kazansın, şekerci kardeşimiz de kazansın. Ama ne yazık ki şekerci kardeşlerimiz dinlemedi bizi.

Çay bitkisi nasıl üretiliyor?

Albay: Önce, ağaçlık alansa ağaçları temizliyoruz. Yabancı dikenleri kesiyoruz, yakıyoruz, ağaçları odun ya da kereste yapıyoruz. Ondan sonra kazma işi başlıyor. Kazdıktan sonra tohum ekiyoruz. Martın sonuna kadar ekim zamanı. Sonra bitki kendinden bitiyor. Bitkiyi üretim yapana kadar besliyoruz. Otlarını çekiyoruz, gübreleme yapıyoruz, çapalıyoruz. İki-üç senede hasada hazır hale getiriyoruz. Bakıma bağlı süre üç-beş seneye de çıkabilir. Hasadı makasla topluyoruz. Mayısta başlar, kararı üç sürümdür. Dördüncü sürüme üç-beş senedir devlet katılmıyor. Özel sektör giriyor orada devreye. Normal sezonda yaş çaydan yüzde 20-18 kuru çay çıkarıyoruz. Dördüncü sürümde ise yüzde 20-25 arasında çıkıyor. Dördüncü sürümün su oranı biraz daha az oluyor. Mayıs-eylül arasında, 45 günde bir, toplamda üç sürüm toplanıyor. Çay toplanırken çuvallara konuyor. Yerinden alıp fabrikamıza getiriyoruz. Köylerde genellikle Çaykur’un yeri var, oradan alabiliyoruz. Üreticiler de küçük kamyonetleriyle çayları getiriyor. Fabrikaya gelen çayı 24 saat içinde işlemeye başlamak zorundasın.

Fabrikadaki aşamaları da anlatır mısınız?

Albay: Önce çayı dışarıda solduruyoruz. Yani dört-altı saat dinlendiriyoruz, böylece suyunu hafiften alıyoruz. Sonra kalorifer kazanlarını yakıyoruz. Buhar geliyor alttan, böylece çay hafif yumuşuyor. Tam solunca kıyıma indiriyoruz. Bir ton çay 45 dakikada küçük parçalara ayrılıyor. Sonra fermantasyona indiriyoruz, orada da buharlı sistem var. Çayı fırınlıyoruz. Fırınlarda ürününün niteliğine göre 100-120 derece ısı veriyoruz. Bu aşama da yarım saat ile 40 dakika arası sürüyor. Çay iyice kuruyor. Sonra bantlı elek sistemiyle tasnif ediyoruz. Çayları çeşitli boyutlardaki eleklerde ayırıyoruz. İki numara elekten geçen çay en iyisi. Sonra torbalıyoruz, istersen torbadan alıp demleyebiliyorsun. Ama biraz beklesen daha iyi, çünkü ilk çıktığı zaman acı oluyor. Gerçi bize hafif geliyor. Bilmeyen bir tüketiciye mayısın ürününü hemen paketleyip yolladık, ona acı gelmiş. Çay depoda bir ay dinlense daha iyi. Bir sene dursa daha da iyi olur, bekledikçe güzelleşir.

Sınıflandırmayı nasıl yapıyorsunuz?

Albay: Eleklerimiz var. Çeşitli eleklerden geçen çay kendiliğinden sınıflara ayrılıyor. Çayın posası da ikinci bir tasniften geçiyor. İki numara çay en iyisidir, ondan sonra üç numara geliyor. Vatandaş “harman istiyorum” derse, iki, üç ve beş numarayı harmanlıyoruz. Livane çiçeği harman değildir. Beş kiloluk harmanları kahvehanelere yapıyoruz. Siyah paketimiz “gold çay”, misafirliğe giderken hediyelik çay. Fiyatı biraz tuzlu, kilosu 50 lira. Evlerde tüketim için tavsiye ettiğimiz paketimiz de var.

Fabrikadaki makineler eskiymiş, öyle mi?

Albay: Fabrikanın makinaları 1990’da Gürcistan’dan geliyor. 1993’te Kevaş fabrikası kuruluyor. O dönem sınır kapısı yeni açılmıştı, oradan gelmiş tüm ekipmanlar. Ondan öncesini bilmiyoruz. 25 yıldır kullanılıyor. Ama makineler çok daha eski. Bakım onarım için sezon yaklaştıkça ekip çağırıyoruz. Makineleri değiştirmek maddiyata bakar.

Doğal çay ne demek?

Albay: İçinde katkı maddesi olmayan, sadece gübre kullanılan çay anlamına geliyor. Başka firmalarda birtakım yabancı çaylar, otlar, boya maddeleri kullanılıyor. Bizimki ekolojik değil, çünkü kimyasal gübre var. Hayvansal gübre kullanılabilir. O zaman verim birkaç sene düşer, sonra kendine gelir. Üç yılda kendini amorti ediyormuş.

Sizin kendi hayatınızda çayın yeri nasıl?

Yenigün: Biz çayı çok severiz, çok fazla içeriz. 24 saat hayatımızdan çıkmıyor.

Albay: Çay ile şeker hayatımız. 2018’de şeker fabrikaları satılırken facebook’tan paylaşım yaptık: Çayla şeker kardeştir! Çaycı da kazansın, şekerci kardeşimiz de kazansın. Ama ne yazık ki şekerci kardeşlerimiz dinlemedi bizi.

Kooperatifçiliğe başladıktan sonra çay sizin için daha özel bir anlam kazandı mı?

Yenigün: İnsanlar bu tür örneklere susamış. Bu örneği yaşatmamız, büyütmemiz gerektiğini söyleyen çok sayıda insanla karşılaştık. Gücümüz olsa Hopa ve Kemalpaşa’daki çay fabrikalarını alırız. Çaykur özelleşeceği zaman kooperatif ortakları fabrikaların önüne yığılsa… Hopa ve Kemalpaşa halkı isterse bunu yapabiliriz. Karadeniz halkı her yerde “fabrikalar bizimdir” diye özelleştirmeye karşı çıkmalı, bu fabrikaları talep etmeli.

Çelik: Çaykur bizimdir, çay üreticilerinindir, satılamaz. Yetmiş senede çay emekçisinin tırnaklarıyla kazıya kazıya getirdiği bir varlıktır. Çay emekçilerinindir.

Bu söyleşi 29.03.2019 tarihinde birartıbir.org sitesinde yayımlanmıştır