Hopa Çay Kooperatifi’nin Hikâyesi – 3: Ne aracı ne tefeci ne patron

0
240

Söyleşi: Umut Kocagöz

Tam da Brecht’in o meşhur şiirindeki gibi: “Okuyan bir işçi soruyor...” Üniversite için geldiği Hopa’da Çay Kooperatifi’ne tüm gücüyle angaje olan, fabrikada faal çalışan Serdar Doğan’a bağlanıyor, kooperatifin örgütlenmesini, bölgedeki tarımın genel çerçevesini dinliyoruz.

Nasıl başladın kooperatifte çalışmaya?

Serdar Doğan: 23 yaşındayım. Sivaslıyım. Hopa’ya üniversite için geldim. İktisat okuyorum. Kooperatif ayağa kalkınca dahil oldum. Üç yıldır kooperatifin içindeyim. Eleman ihtiyacı vardı, gittim bir gün, “kazanı yakabilir misin, fırınları çalıştırabilir misin” dediler, yaptım. Bir yılda, fabrikadaki makineleri, aksamları kontrol etmeyi öğrendim. Sonra ofise geçtim. Sezonda fabrikada, sezon sonrası ofisteyim. Tam, net bir görevim var diyemem, bunu söylemek hiçbir arkadaşımız için mümkün değil.

Ofiste ne yapıyorsun?

Çay satımı, gönderimi, kargolama ve takip işlerini yapıyorum. Alacak-verecek, klasik ön muhasebe işlerini gerçekleştiriyorum.

Kooperatifi neden merak etmiştin?

Kooperatif bir anda hayata geçirilmedi. Kooperatife neden ihtiyaç duyuyoruz, neden yeniden üretime başlamalıyız diye kahvelerde, çay ocaklarında, köylerde, mahallelerde tartışıldı. Bölgede kooperatifin bir gereklilik olduğunu gördüm. Çay tarımının bölge insanları için ne anlama geldiğine, harcadıkları emeğin karşılığını ne ölçüde aldıklarına, alamadıklarına şahit oldum.

Çaykur’un Doğu Karadeniz’de hemen her ilçede fabrikası var. Ama özel sektör de çok hâkim. Çaykur’un onların önünü açtığını gözlemliyoruz. Son iki yılda ilk defa özel sektör Çaykur’dan daha fazla yaş çay alımı yaptı.

Bölgedeki tarım faaliyetlerini anlatabilir misin?

Uzun yıllardır çay dışında pek bir şey yetiştirilmiyor. Büyük bir kesimin temel geçim kaynağı çay. Mayıs, temmuz ve eylül, üç defa hasadı yapılıyor çayın. Çayda esas sıkıntı satış sürecinde başlıyor. Çayı alan temel kurum Çaykur. Çaykur’un Doğu Karadeniz bölgesindeki hemen her ilçede bir çay fabrikası var. Ama özel sektör de çok hâkim. Çaykur’un onların önünü açtığını gözlemliyoruz. Son iki yılda ilk defa özel sektör Çaykur’dan daha fazla yaş çay alımı yaptı. Çaykur kota uyguluyor, “beş ton çayın olabilir, ama bu hasatta bana üç ton çay verebilirsin” diyor. Çayın belirli günü var, o gün toplaman gerekiyor. Üç tonu sattın, kalan iki tonu ne yapacaksın? Dereye dökecek halin yok, mecbur götürüp özel sektöre vereceksin. Devlet taban fiyat belirliyor, özelin yasal olarak bunun altına düşmemesi gerekiyor. Ama örneğin taban fiyat 2 lira ise, 1.5 liradan alım yapıyor, parayı da geç veriyor. Çiftçi nasıl geçinecek? Rize’de şöyle bir tabir var: “Batıyorsan, bir kamyon al git Hopa’ya, iki yıla kendini kurtarırsın.” Adam geliyor, peşin parayla 1.5 liraya senin çayını alıyor, gidip özel sektöre satıyor. İkinci geldiğinde, “2 lira vereceğim, ama bir yıl sonra” diyor. Aradan bir yıl geçiyor, adam ortada yok. Alacağına göre plan yapmışsın, para yok. Özel sektöre bir güvensizlik oluştu, ama Çaykur’un kapsayıcı ve üreticiyi düşünen bir politikası olmadığı için kötünün iyisi diye kurumsal firmalara çaylarını vermek zorunda kalıyorlar. Burada kooperatif bir ihtiyaç olarak ortaya çıkıyor.

Tartışma toplantıları nasıldı?

Kooperatifin bir ihtiyaç olduğu ve üretime devam etmesi gerektiği sonucuna varıldı. Güvensizlik vardı insanlarda. Yavaş yavaş aşılarak üretim sürecine geçildi. Daha önceki yönetim art niyetliydi. Üretimin durmasının sebebi de buydu. 2012’de şu anki yönetim seçildi. Ondan sonraki birkaç yıl  geçmişten gelen borçlardan dolayı kooperatif işletilemiyor. Yeni yönetim ciddi bir borç yüküyle kooperatifi devraldı. Aynı zamanda üreticilere de borcu vardı, bu da ciddi bir güvensizlik yaratmıştı. Üretim durmuştu. İnsanları alacaklı oldukları bir kooperatife çay vermeleri noktasında ikna etmek de ciddi bir problem. Bunun aşılması için çeşitli dayanışmalar örgütlendi. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde dayanışma kartları satıldı. Henüz üretmediğimiz çayı pazarladık, kooperatif sürecini anlattık. Buradaki kararlılıktan bahsettik. Böylece bir miktar para toplamış olduk. İlk başta üreticilerden aldığımız çayların parasını peşin vererek üreticilerin kafasındaki soru işaretini kırdık. Ondan sonra çeşitli vadelerde ödemeler planladık.

Dayanışma kartları nasıl bir ağda satıldı?

İstanbul ve Ankara’da Artvinliler Dayanışma Derneği var, orada toplantılar yapıldı. Ama bu süreci esas itibariyle sol-sosyalist yapılarda yer alan kişilerin iteklemesiyle sürdürdüğümüzü söyleyebilirim. Birçok arkadaşlarımız kendi çevrelerine durumu anlatarak destek topladı. Geçtiğimiz yıl Ankara, İstanbul, İzmir ve Bursa’da dayanışma kartları satıldı. Bu bir hibe değil. Kart satışıyla aslında önden çay satışı yapıyorsunuz.

Kooperatifin bir “yönetim meclisi” var. Kararlar öncelikle bu meclis üzerinden gelişiyor. Hedef, Hopa’daki 18 köyden birer temsilcinin katıldığı bir meclis kurmak. Köylerde tartışıp kararları öyle almak istiyoruz.

Çaykur ve özel sektör arasında kooperatif nerede duruyor?

İkisinden de bağımsız bir yapısı var. Çaykur gibi kota ve kontenjanla üreticiyi mağdur eden bir süreç işletmiyor. Özel sektörden farkı, kooperatifin üreticinin kendisinin oluşturduğu bir mekanizma olması. Dolayısıyla kendi üreticisinden, komşusundan, köylüsünden kaçamaz, onun parasını verecektir. Patronu yok, yönetim üreticilerden oluşuyor.

Kâr amacı güdüyor mu?

Çayın belirli bir üretim maliyeti var. Bunun üzerine az miktarda kâr konuyor. Büyük bir rakam değil, 1-2 lira. Bu kârla geçmişten gelen borçların ödenmesi hedefleniyor. Kooperatif kâr amacı gütmemeli. Sadece Hopa Çay değil, genel olarak söylüyorum. Üreticiyi olduğu gibi, tüketiciyi de korumalı. Bir şeyi 10 liraya mâl edip 20 liraya satarsan, aradaki 10 lira geçmişte olduğu gibi birilerini cezbedecektir. Bu bir süre sonra sürdürülemez.

Çalışma koşulları nasıl?

Kooperatif mevcut şartlarda sekiz saat çalışmaya asgari ücret verebiliyor. Dönemsel olarak mesai dokuz-on saate çıkabiliyor. Fazla çalışan fazla mesai ücreti alıyor, orana çalışanlar karar veriyor. Sigortamız var. Sendika çalışmamız henüz yok. Fabrikada yılın altı ayı çalışıyor. Çalışan arkadaşlarımızın kooperatifin durumuna dair ciddi bilgisi var. Sendikal çalışma yapmayı değerlendiriyoruz. Tabii burada bir patron yok. Dolayısıyla, bir şey talep edeceksek kendi kendimizden edeceğiz.

Üye olabileceğiniz bir sendika var mı?

Kooperatifin iki tane işyeri var, market-ofis ve fabrika. Hangi iş kolundan üye olabiliriz? Fabrika temelli çalışan sendika olabilir. DİSK ve Türk-İş altında sendikalar var. Bir dönem bizimle bağ kurmaya çalışan Tez-Koop-İş var. Bu sendikanın büro ve market işçileri üzerinden örgütlenen bir yapısı var, çok sıcak bakmadık. Şu an bir bağımız yok.

Bizim çayımız 15 dakikada demlenir. Piyasada bazı çayların beş dakikada demlendiğini görüyoruz. Demli gibi görünen o çaya dikkatle baktığımızda uçuşan tozlar görürüz. Bu, gıda boyasıdır.

Çalışanlar karar alma süreçlerine dahil oluyorlar mı?

Normalde genel kurulda bir yönetim belirleniyor, yönetim haftalık toplantılar yapıyor. Ama bizde bir “yönetim meclisi” var, kararlar öncelikle bu meclis üzerinden gelişiyor. Hedef, Hopa’daki 18 köyden birer temsilcinin katıldığı bir meclis kurmak. Köylerde tartışıp kararları öyle almak istiyoruz. Dönemsel olarak meclise katılım değişiyor, şu an 12 ila 20 kişi arasında, bunun içinde beş kişilik yönetim kurulu da var. Çalışanlar meclise katılıp karar alma sürecinde yer alabiliyor. Çalışan arkadaşlarımızın daimi olmasına yönelik bir kadrolaşma çalışmamız da var. İş bazı becerileri gerektiriyor. En azından sabit birtakım arkadaşlar olsun,  işleri öğrenmek isteyenler onların yanında yetişebilsin istiyoruz. İşsiz arkadaşlara destek olmak için mesai saatlerini 6’ya düşürdük, onlar için de bir istihdam imkânı yarattık.

Kadın çalışanlar var mı?

Var, sayıları artıyor. En başta ikiydi, şimdi sekiz. Zaten çay tarımını esas olarak kadınlar yapıyor. Çay toplayan kadınlar ise, üretenler de neden kadınlar olmasın?

Serdar Doğan

Meclise kimler girebiliyor?

İsteyen herkes. Temsilciler üzerinden toplantılar bildiriliyor, muhtarlara haber veriyoruz. Her toplantıya her şeyi taşımak zor oluyor, ama ciddi kararlar verilen toplantılarda köylerde anonslar yapılıyor. Çalışanlar da bu sürecin içerisine katılıp kendi sözünü söyleyebilir. Örneğin, mayısta sezon başlıyor, öncesinde çalışma ekibi belirlenecek. Köylere gidiliyor, muhtarlarla görüşülüyor, köy temsilcilerine işe ihtiyacı olan var mı diye soruluyor, bir havuz oluşuyor. Kooperatif yönetim meclisinde çalışma şartlarının çerçevesi belirleniyor, ortak bir noktada uzlaşı sağlanıyor. Dönemsel olarak yönetimin işçilerle yaptığı toplantılar var. İşçilerin kendi aralarında yaptığı toplantılar da var.

Kooperatifçiliği kısaca nasıl tanımlarsın?

Üretici ve tüketiciyi koruyan bir mekanizma. Bu ikisini aracısız-tefecisiz bir araya getiren bir yapı.

Çay tarımında kimyasal gübre kullanılıyor. Elde edilen çay ne kadar doğal?

Doğal olma iddiasının temelinde şu var: Dünya genelinde, Sri Lanka, Hindistan gibi ülkelerde ortalama 41-43 civarı kimyasal madde kullanılıyor, gübre dışında. İklim ve coğrafi şartlardan dolayı böyle. Oralarda 12 ay hasat yapılıyor. Türkiye’de bu kimyasallar kullanılmıyor. Ama tamamen doğal bir çay tarımı da yapılmıyor. Bakanlığın belirlediği kriterlere uygun suni gübre uygulanıyor. Doğallık, işleme aşamasında nitelik kazanıyor. Bizim çayımız 15 dakikada demlenir. Piyasada bazı çayların beş dakikada demlendiğini görüyoruz. Demli gibi görünen o çaya dikkatle baktığımızda uçuşan tozlar görürüz. Bu, gıda boyasıdır. Daha çabuk tüketilmesi için konuyor. Bizde herhangi bir katkı maddesi yok. Bazı bölgelerde organik gübre denenmeye başladı. Ama o zaman verim düşüyor, çünkü toprak çok zarar görmüş. Yıllardır suni gübreyle yaratılan tahribatı bir anda silemezsin.

Hadiseye daha geniş planda, Hopa Tarımsal Kalkınma Kooperatifi olarak bakmak gerekir. Hopa Çay,  ihtiyaç olduğu için çayda yoğunlaşıyor. Ancak çay dışında bu bölgede değerlendirilmeyen birçok meyve var. Bu değeri açığa çıkartmak gerekiyor.

Organik gübrenin içeriğini biliyor musun?

Hayvansal gübre. Ama bu konunun gündeme gelmesiyle birlikte mantar gibi firmalar ortaya çıktı. Sıvı, suni, kimyasal içeren “organik” gübreler var.

Hopa Çay’ın bugünkü durumunu nasıl değerlendirirsin?

Her yıl “bundan daha kötüsünü yaşayamayız” diyoruz, ama öyle olmuyor. Planlarımız dışında birçok denge var. Kooperatifin 4500 civarında ortağı var. Geçtiğimiz sene bir program yaptık, “1000 ortaktan her sürümde çay isteyelim” dedik. Sürümde 500 ton civarı, toplamda 1500 ton demek. Kooperatif için ciddi bir rakam. 850-1000 arasında bir ortak listemiz var. Geçen sezon mayıs ayında çay başlamıştı, devlet alım yerlerini açmıyordu, görevlileri göndermiyordu. Kendi listemiz dışına çıkmak durumunda kaldık, üreticiler bizi zorladı. Bu beklediğimiz bir durum değildi. Devlet politikası yüzünden insanlar kooperatife ihtiyaç duyduklarını hissettiler. Yıllardır anlattığımız gerçekliği insanlar kendileri deneyimlediler. Mevcut faktörler bizi böyle bir yere taşımış oldu. Bu anlamda kendi plan ve projemizin bir-iki yıl ötesine geçmiş durumdayız.

Hopa Çay’ın önümüzdeki beş-on yıl içerisinde nasıl görmek istersin?

Hadiseye daha geniş planda, Hopa Tarımsal Kalkınma Kooperatifi olarak bakmak gerekir. Hopa Çay, kooperatif çatısı altında faaliyet yürüten bir fabrika. Bu alanda ihtiyaç olduğu için çayda yoğunlaşıyor, ancak çay dışında bu bölgede değerlendirilmeyen birçok meyve var, bu değeri açığa çıkartmak gerekiyor. Bunlar meyve kurusu olarak satılabilir mi mesela? Üreticilerden de böyle bir talep var. Üretim aşamasıyla ilgili bir araştırmamız mevcut. Hopa Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, önümüzdeki beş yıl içinde, üreticinin sorun olarak gördüğü her noktada kendisini var edebilen, üreticilerin kendi sorunlarını kendilerinin çözdüğü bir yapıya evrilebilir.