Cumhur’suz Cumhuriyet – Deniz Topaloğlu

0
139

Deniz Topaloğlu

 

En son söyleyeceğimi en başında söyleyeyim, bizim cumhuriyetimiz cumhursuz bir cumhuriyettir, en başından beri içinde cumhur yoktur. 1923’te ilan edildiğinde Osmanlının politik sosyal mirasından hareketle belki bir nebze olsun bu katılımsızlık anlaşılabilir bir durumdur. Ancak takip eden yıllardan günümüze kadar geçen süreçte kurucu kadronun ve onun mirasçısı olduğunu beyan edenlerin cumhuru cumhuriyete katmak için çaba sarf etmeleri şöyle dursun emaneti sahibine teslim etmekten ısrarla imtina etmeleri bugünki uzuvlarının büyük bir kısmının eksik olduğu “engelli” cumhuriyeti yarattı. Bu hilkat garibesi “engelli” cumhuriyetin eksik uzuvlarına kavuşup dört başı mamur bir hüviyete bürünmesi ancak herkesin cumhuriyeti olması ile bu da herkes için cumhuriyetle mümkün.

“Herkes İçin cumhuriyet” dediğime bakıp,  ihbarcılıkta, kumpas kurmakta, dezenformasyonda, espiyonajda, tetikçilik yapmakta hasılı gece gündüz, yemeden içmeden eleştirir görüldükleri  Reis’e “sen kurtar bizi ya reis!” diye ağlamakta usta o malum gazetenin ve avenesinin reklamı yapmak değil elbette maksat. Maksat, “bazılarının cumhuriyetini” özellikle de bu manada simgeleşmiş Muharrem İnce Cumhuriyetini anlamak ve dilin imkanları dahilinde anlatmak. Muharrem İnce Cumhuriyeti deyip diğerlerine; mesela umalım ki Metin Feyzioğlu’na, Tuncay Özkan’a, Mustafa Balbay’a, Şükran Soner’e biraz zorlasak belki Nedim Şener’e haksızlık etmiş olmayalım. Nasılsa onlarda Muharrem İnce Cumhuriyetinin güzide evlatları, aynı tavanın balıkları ya bu totalleştirme o yüzden. Şoför bir babanın eğitim emekçisi oğlundan neşet etmiş bu cumhuriyet her ne hikmetse cumhuriyete aşıktır ama neşet ettiği cumhurdan nefret eder. Onların cumhuru fraklı,sinek kaydı tıraşlı,balolarda,resepsiyonlarda boy gösteren, sahte bir ciddiyete eşlik eden jilet yarığı gibi bir gülümseme ile her daim cemiyet içindedir. Onların cumhurunda Kürt yoktur varsa bile dağda gezen yabaninin kart-kurtu ya da elin emperyalizminin maşası, tetikçisidir. Dertleri Kürdün ele tetikçilik yapması değil elbette, kendileri için tetikçilik yapmayı reddediyor olmasıdır. Yine dertleri  Kürdün Hdp’ye oy vermesi de değil;  yıllardır sırtından sopayı eksik etmediği, evliyasını bile avluya koymadığı halde her dara düştüğünde kendine el uzatmayı görev addetmiş olan Kürdün o derin uykudan uyanmış olmasıdır.

Onların cumhurunda Kürt yoktur, Türk vardır ama öyle önüne gelen her Türk de değil. İlle de beyazından olacak. Onların cumhuru asgari ücretle yedi gün yirmi dört saat karın tokluğuna çalışmaz, hakkını haykırdığı için ve yahut sendika istediği için işinden aşından olmaz, toplu taşıma araçlarını hele hele metrobüsü hiç kullanmaz, kullanıyorsa da bilin ki sosyal bir deney yapmak için kullanıyordur ve o yorgunluktan avurdu çökmüş,yarı uykulu yarı uyanık, sararmış dişleri, kaba ve kirli elleri ile o bir insan değil bir deney faresidir onlar için. Onların cumhuru askerliğini bedelli yapar ama Mehmetçik ve şahadet söz konusu olduğunda mikrofonlara coşkun nutuklar boca etmekten kendini alamaz.  Onlar için yüzde kırka varan işsizliğin, sokaklarda kol gezen fukaralığın, kaynamayan tencerelerin, adaletsizliğin, eşitsizliğin bir önemi yoktur. Yeter ki bu devasa kalabalık şehrin çeperlerinden merkeze doğru akıp hazretlerin steril dünyalarını kirletmesinler.

Yılda bir kere vur patlasın çal oynasın diyerek patlattıkları havai fişeklere, bilmem kaç metre uzunluğundaki bayraklara, fener alaylarına, balolara güzellemeler yaparak kurtarırlar Cumhuriyeti. Aslında her seferinde kurtardıkları kendi kurulu düzenleridir. Onların maksadı cumhuru sırtlamak değil cumhurun sırtına binmektir. Atı binicisine göre kişnetmekte pek mahirdirler. Hipodromda görücüye çıkmış jokeyler gibi türlü boy, kilo ve huydadırlar ama hepsinin maksadı at binmektir. Kimi sosyal demokrat olur biner cumhurun sırtına, kimi milliyetçi, kimi mukaddesatçı, kimi muhafazakar, kimi liberal. Koşuda rakiptirler ama sonunda hepsi aynı locada kadeh tokuştururlar zaferlerini kutlamak için, sonuna kadar zorlarlar cumhuru, en hassas yerlerine vururlar kamçıyı, at gözlüğü takarlar gözlerine ki görmesinler, aymasınlar olup biteni. Yarışı her koşulda onlar kazanır, atlar her zaman kaybeder; nihayetinde atları da vururlar.

Mesele ne cumhuriyet, ne din, ne diyanet, ne laiklik ne de cumhur değil; siz halen anlamadınız mı? Mesele, kazananın değişmediği kocaman bir aldatmacanın sürekliliğini sağlamak için oynanan ustaca bir tiyatro. Dolayısı ile bu Cumhuriyet bizim değil, yarışı her zaman önde bitirmek için bizi çatlatırcasına koşturmak isteyenlerin Cumhuriyeti. Yaşasın mı? Emin misiniz?